İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik davanın 8 Temmuz 2026 tarihli duruşmasında Ekrem İmamoğlu’nun savunma öncesi yaptığı açıklamalar, mahkeme salonunda gerilimi yükseltti. İmamoğlu, savunma süresinin kısıtlanmasına ve duruşma planlamasına sert itirazlarda bulundu.
“Ben sorgu için gelmedim”
Kürsüye çıkan İmamoğlu, sözlerine “Ben sorgu için gelmedim sayın heyet, sayın başkan” diyerek başladı. Savunma düzenine ilişkin görüşlerinin dinlenmesi gerektiğini belirten İmamoğlu, 9 Temmuz’da duruşmanın bitirileceğine yönelik ısrarın kendisini belirsizlik içinde bıraktığını söyledi.
Mahkeme başkanının “Savunma alacağız, planlamamız o şekilde” sözlerine karşılık İmamoğlu, mevcut planlamayı bilmediğini ve savunma hakkının bu koşullarda sağlıklı kullanılamayacağını ifade etti.
“Dün duruşmaya getirilmedim, bu ağır bir hak ihlali”
İmamoğlu, bir önceki gün duruşmaya çıkarılmadığını belirterek, “Görevliler ‘hakim tarafından mahkemeye getirilmeyeceksiniz’ dedi. Fatih Keleş’in sorgusunu dinleyemedim, soru soramadım. Bu çok ağır bir hak ihlalidir” dedi.
Mahkeme heyeti ise yargılamanın dört aydır sürdüğünü ve planlamanın baştan belli olduğunu vurgulayarak, savunma yapılmaması halinde bunun “susma hakkı” kapsamında değerlendirileceğini ifade etti.
“Ben susma hakkımı kullanmıyorum”
Bu ifadeye tepki gösteren İmamoğlu, “Ben susma hakkımı kullanmıyorum” diyerek mahkeme başkanıyla karşılıklı diyaloğa girdi. Hakimin “Ya savunma yaparsınız ya susma hakkınızı kullanırsınız” sözlerine karşılık İmamoğlu, “Buna siz karar veremezsiniz, bu bir pazarlık meselesi değil” ifadelerini kullandı.
Tartışmanın devamında mahkeme başkanı kimlik tespitine geçilmesini isterken, İmamoğlu sözünü keserek savunma düzenine ilişkin itirazlarını sürdürmek istedi.
“Bu dava tek bir dosya değil”
İmamoğlu, davanın kapsamının genişliğine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Bu dava tek başına bir dava değil. 143 eylem, 109 tutuklu arkadaş, 400’ün üzerinde sanığın olduğu bir dosyadan bahsediyoruz. Ayrıca ilişkili 20’nin üzerinde dava var. Daha iki gün önce bu binada casusluk davasındaydım. Diploma davası, sahtecilik iddiası… Hakkımda buna benzer 20 ayrı dava var.”
İmamoğlu, tüm bu süreçlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, mahkemenin belirlediği kısa takvimle adil bir yargılama yapılamayacağını savundu.
“Karar değiştiren siz oldunuz”
Duruşma planlamasına ilişkin de heyete eleştiriler yönelten İmamoğlu, başlangıçta ilk konuşmacı olmak istediğini ancak bunun reddedildiğini, daha sonra sıralamanın değiştirildiğini söyledi:
“En son konuşmacı olmam gerektiğini ifade ettim, kabul ettiniz. Sonra bu karar değişti. Karar değiştiren siz oldunuz. Buna rağmen bugün beni suçlamanız tek yanlı bir değerlendirmedir.”
İmamoğlu, duruşmaların uzamasının kendi taleplerinden kaynaklandığı yönündeki eleştirilere de karşı çıkarak, “64 duruşmada sadece birkaç gün kesinti oldu. Bu, 4 aylık süreçte olağan bir durumdur” dedi.
“Bu dava siyasi bir dava”
Konuşmasında davanın niteliğine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan İmamoğlu, “Bu dava tümüyle siyasi bir davadır. Kamuoyunun yüzde 70-75’i de bu kanaatte” ifadelerini kullandı.
Savunma süresinin kısıtlanmasının hem kendi haklarını hem de yargı sisteminin itibarını zedeleyeceğini savunan İmamoğlu, şu uyarıda bulundu:
“2500-3000 yılla yargılanan bir dosyada savunmayı 4-5 saate sığdırmaya çalışmak Türk yargısına zarar verir. Bu sadece bana değil, yargının itibarına zarar verir.”
“Bu takvimle savunma yapmam mümkün değil”
İmamoğlu, savunma süresinin yetersiz olduğunu yineleyerek, mahkeme heyetine çağrıda bulundu:
“Eğer 9 Temmuz’da bitirme kararınız kesin ise bu takvimle benim burada sorguya çıkmam düşünülemez. Bu bir hak ihlalidir.”