Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
16°
Ara

Türk Milleti’ne büyük suikast -2-

YAYINLAMA:
Türk Milleti’ne büyük suikast -2-

Hâlidî Nakşibendî tarikatı artık saraydadır. Anadolu’da Türk kültürünün yerleşip yayılmasında büyük emeği geçen Bektaşiler ise devlet eliyle ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. 
II. Mahmud, Yeniçeri Ocağı’nın ardından Bektaşi dergâhlarına yönelir. “Sünniliğe ve şeriat esaslarına saygı göstermeği, Müslümanların ahlâkının bozulmasına sebep olduğu” gerekçesiyle, “şer’an ve siyaseten Osmanlı topraklarından silinmesine” karar verilir. 
Bektaşi dergâhları kapatılır; önde gelen bazı dedebabalar idam edilir. Tekke şeyhlerinin çoğu sürgüne gönderilir. Dergâhlar yağmalanır, mezar taşları bile kırılır. Bazı Bektaşi tekkeleri Hâlidîlere verilir ve başlarına Hâlidî şeyhleri getirilir. Mal varlıkları Nakşibendî tarikatına devredilir.  Ordudaki işlevleri Mevleviliğe, halka yönelik hizmetleri ise Nakşibendîliğe aktarılır.  
Tüm bu baskılara rağmen Bektaşilik, gizli ya da sınırlı da olsa varlığını sürdürecektir.
Nakşibendîlik, 14. yüzyılda Buhara’da Bahâeddin Nakşibend’in öğretileri etrafında şekillenen, Sünnî İslam geleneğine bağlı ve günümüze kadar varlığını sürdüren bir tarikattır. Hâlidiyye (Hâlidîlik) ise 19. yüzyılda Kürt asıllı Hâlid el- Bağdâdî’nin öncülüğünde gelişen ve onun adıyla anılan, Nakşibendîliğin en etkili kollarından biridir. 
Araştırmacılar, bu tarikatın bazı Kürt beyleri, yerel hanedanlar ve nüfuzlu şeyh aileleriyle bağlantılar kurduğunu; bu ilişkilerin tarikatın bölgede yayılmasında etkili olduğunu belirtmektedir. 
Ne var ki Osmanlı Devleti, ülkede güç kazanan bazı odaklardan rahatsızdır. Nitekim Hâlidîyye, özellikle İstanbul’da hızla yayılmakta ve siyasi nüfuz kazanmaktadır. Bunun üzerine hemen harekete geçilir. Kapsamlı bir sürgün kararıyla çok sayıda Hâlidî halifesi ve müridi İstanbul’dan Sivas’a gönderilir.   
Hâlidîler üzerindeki bu baskı, Padişah Abdülmecid döneminde, Tanzimat süreciyle birlikte hafifler. Tarikat, Osmanlı topraklarında asıl gücüne Abdülmecid döneminde kavuşacaktır.   
II. Mahmud, Osmanlı Devleti’ndeki sorunların ancak merkezileşme politikasıyla çözülebileceğine inanmaktadır. Vergileri merkezden toplamak, askerliği kurallara uygun biçimde düzenlemek ve idari yetkiyi tamamen İstanbul’da toplamak istemektedir. Bu amaçla öncelikle Doğu Anadolu ve Kuzey Irak’ta, imparatorluk genelindeki özerk hanedanlıkları, emirlikleri ve ayanları merkeze bağlamaya başlar. 
Geleneksel yetkilerine yönelik bir müdahale ve tehdit olarak gördükleri bu politikalara karşı çıkan, vergi vermek ve askere gitmek istemeyen aşiretler ve emirler, isyanlara ve şiddetli çatışmalara yol açar. Başlıca isyanları kısaca sıralayalım: 
•    Babanzade Abdurrahman Paşa İsyanı (1806-1808, Kuzey Irak)
•    Babanzade Ahmet Paşa İsyanı (1812, Kuzey Irak)
•    Zaza ve aşiret İsyanları (1820, Doğu Anadolu)
•    Soran Emiri Mîr Muhammed İsyanı (1830-1836, Kuzey Irak)
•    Garzan İsyanı (1839, Diyarbakır)
•    Bedirhan Bey İsyanı (1842-1847, Doğu Anadolu)
II. Mahmud ile başlayan merkezileşme politikaları, 1839’da Abdülmecid döneminde ilân edilen Tanzimat Fermanı’yla devam eder. Soran Emirliği (Kuzey Irak, 1836), Botan Emirliği (Cizre, Osmanlı-Safevi sınırı, 1847) ve Baban Emirliği (Kuzey Irak, 1850) gibi büyük emirlikler tasfiye edilir. Ayrıca Anadolu’nun iç kesimlerinde ve Rumeli’de başına buyruk hüküm süren yerel toprak ağaları ve ayanlar da sert askerî operasyonlarla etkisiz hâle getirilir.  
Kürt emirlerinin boşalttığı bazı bölgelerde Hâlidî şeyhler toplumsal ve siyasî nüfuzlarını artırır.   
Böylece şeyhler, emirlerin yerini alarak toplumsal, hukuki ve manevi liderler hâline gelir. Hâlidî Nakşî şeyhler, özellikle tarikatın Anadolu’daki merkezi durumunda olan Hakkâri ve çevresinde güçlenir. Öne çıkan şeyhler arasında Şeyh Talabani, Şeyh Barzani, Şeyh Taha, Şeyh Berzenci ve Şeyh Halid bulunmaktadır. 
Tarikat; Kuzey Irak, Kuzeybatı İran, Kuzeydoğu Suriye, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde güçlenmektedir. Yani günümüzde Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) İsrail ile birlikte Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) uygulamaya çalıştığı bölgelerde… 
19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu içten içe kaynarken, İmparatorluk sınırları içindeki etnik ve dinî akımlar güç kazanmaya devam etmektedir. Batı’da ise yaygınlaşan düşüncelerden başlıcası, Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkarak Türk varlığını Avrupa’dan atmaktır. Bunun için ilk adımlardan bir misyonerlik faaliyetleriyle atılır.  
1810 yılında ABD’nin Boston kentinde “Dışa Dönük Amerikan Protestan Misyoner Örgütü” kurulur. Ardından Protestan misyonerler Osmanlı topraklarına gelmeye başlar. İlk misyonerlerin adlarıı: Levi Parsons ve Pliny Fisk’dir.  Bunlar, Ocak 1820’de İzmir’e gelene bu misyonerlerden Lavi Parsons, ayağının tozuyla şöyle der: 
“Tanrı’nın yardımıyla, bu kudretli günah imparatorluğunu tamamen yıkacak bir sistem kurmaya ant içtim.” 
Burada “kudretli günah imparatorluğu” olarak nitelendirilen devlet, Osmanlı İmparatorluğu’dur.  
ABD’li ve İngiliz misyonerlerin ardından İtalyan, İspanyol ve özellikle Fransız Katolik misyonerler de Doğu Anadolu ile Kuzey Irak’ta faaliyet göstermeye başlar. 
Büyük suikastın ilk adımları atılmaktadır.

Devam edecek…

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *