Türkiye'nin ortak bir afet veri diline ihtiyacı var!
Dağınık Veriden Ortak Karara: Türkiye İçin Entegre, Bölgesel ve Yedekli Afet Yönetim Modeli...
Türkiye bir deprem ülkesi. Bunu artık yalnızca bilimsel raporlardan değil, yaşadığımız büyük acılardan biliyoruz.
1939 Erzincan’dan 1999 Marmara’ya, 2011 Van’dan 2020 Elazığ ve İzmir depremlerine, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlere kadar Türkiye çok sayıda yıkıcı deprem yaşadı. Her büyük deprem bize farklı dersler bıraktı; yapı güvenliğinin, zemin koşullarının, ulaşımın, haberleşmenin, sağlık sisteminin ve kurumlar arası koordinasyonun ne kadar önemli olduğunu tekrar tekrar gördük.
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ise Türkiye’nin afet yönetimi açısından bir dönüm noktası oldu. AFAD’ın kurumsal tarihçesinde de 17 Ağustos, afet yönetimi ve koordinasyonunun yeniden ele alınmasını zorunlu kılan temel kırılma noktalarından biri olarak tanımlanmaktadır.
Aradan geçen yıllarda Türkiye önemli bir bilgi, insan kaynağı ve teknoloji birikimi oluşturdu. Bugün elimizde 1999’da sahip olmadığımız çok büyük bir imkân var:
Veri.
Fakat artık yeni bir soruyu tartışmanın zamanı geldi.
Ne kadar verimiz olduğu kadar, bu verilerin birbirleriyle konuşup konuşamadığını biliyor muyuz?
Bence Türkiye’nin afet yönetimindeki bir sonraki büyük dönüşümü tam olarak burada başlamalıdır.
Sorun Veri Yokluğu Değil, Verinin Birlikte Kullanılmasıdır
Türkiye’de belediyeler, bakanlıklar, üniversiteler, kamu kurumları ve özel kuruluşlar tarafından yıllardır çok büyük miktarda bilimsel ve teknik veri üretilmektedir.
Zemin etütleri yapılıyor. Sondajlar açılıyor. Yapı bilgileri oluşturuluyor. Deprem istasyonlarından ölçümler geliyor. Heyelan ve taşkın haritaları hazırlanıyor. Ulaşım, enerji, su ve haberleşme altyapısına ilişkin veriler farklı kurumların sistemlerinde tutuluyor.
AFAD’ın mevcut Afet Yönetim ve Karar Destek Sistemi (AYDES) de coğrafi bilgi sistemleri üzerine kurulmuş önemli bir altyapıdır. Sistem, Türkiye Afet Müdahale Planı’nın bilişim altyapısını oluşturmakta; olay komuta, mekânsal bilgi ve iyileştirme bileşenleri üzerinden afet öncesi, sırası ve sonrasındaki süreçlere veri ve karar desteği sağlamaktadır.
Dolayısıyla Türkiye’de sıfırdan başlayan bir sistemden söz etmiyoruz.
Tam tersine, güçlü bir mevcut altyapının bir sonraki aşamaya taşınmasından söz ediyoruz.
Benim önerim, mevcut sistemlerin üzerine bütün belediyelerin ve ilgili kurumların ortak veri standartlarıyla bağlanabileceği daha ileri düzeyde bir Ulusal Afet Risk Veri ve Karar Destek Mimarisi kurulmasıdır.
Çünkü geleceğin afet yönetiminde mesele daha fazla veri toplamak değil, doğru veriyi doğru zamanda ortak karara dönüştürebilmektir.

Belediyelerin dili ortak olmalı
Türkiye’nin herhangi bir ilçesinde üretilen kritik bir afet verisi, gerekli yetkilendirme ve güvenlik seviyeleri içerisinde başka bir kurum tarafından anlaşılabilir ve kullanılabilir olmalıdır.
Büyükşehir belediyesinin yapı verisi ilçe belediyesinin verisiyle, belediyelerin verileri merkezi kurumların sistemleriyle, zemin bilgileri yapı stokuyla, yapı stoku ise ulaşım, sağlık, enerji, su ve haberleşme altyapısıyla ilişkilendirilebilmelidir. Burada “ortak veri dili” derken bütün kurumların aynı yazılımı kullanmasını kastetmiyorum. Asıl gerekli olan; aynı veri standartlarının, tanımların, koordinat sistemlerinin, güncelleme kurallarının, kalite sınıflarının ve güvenli veri paylaşım protokollerinin kullanılmasıdır.
Bir kurumun “hasarlı yapı” olarak tanımladığı veriyi başka bir kurum farklı şekilde yorumlamamalıdır. Bir yolun kapanması, bir hastanenin kapasite kaybı veya bir enerji hattındaki kesinti ortak operasyon sistemine aktarıldığında bütün yetkili kurumlar bunun ne anlama geldiğini bilmelidir. AFAD’ın mevcut proje kriterlerinde de afet yönetim merkezleriyle entegrasyon için bilgi ve haberleşme standartlarına uyum ve AYDES’e entegre edilebilir veri üretimi özellikle vurgulanmaktadır. Dolayısıyla yapılması gereken, mevcut yaklaşımı ülke çapında daha derin bir veri birlikte çalışabilirliği kültürüne dönüştürmektir.
Ankara ulusal resmi görmeli
Böylesine büyük bir sistemin stratejik koordinasyon merkezi Ankara’da olmalıdır. Ulusal veri standartları, kurumlar arası protokoller, büyük afetlerde bölgeler arası kaynak yönetimi, ulusal risk analizleri ve stratejik koordinasyon merkezi düzeyde yürütülmelidir. Türkiye’nin herhangi bir noktasında büyük bir afet meydana geldiğinde Ankara’daki ulusal merkez mümkün olduğunca hızlı biçimde ortak operasyon resmini görebilmelidir.
Hangi yollar kapandı?
Hangi hastaneler çalışıyor?
Hangi bölgelerde elektrik, doğal gaz, su veya haberleşme kesildi?
Arama-kurtarma ekipleri nerede?
Hangi belediyenin kapasitesi yetersiz kaldı?
Hangi bölgeye dışarıdan ekip gönderilmeli?
Hangi köprü ve ulaşım koridorları kullanılabilir?
Hangi kritik tesisler çalışmaya devam ediyor?
Bu bilgilerin farklı kurumlardan telefonla, yazıyla veya birbirinden bağımsız tablolarla toplanmaya çalışıldığı bir sistem yerine, mümkün olduğunca ortak ve güncel bir operasyon tablosu oluşturulmalıdır.
Afet yönetiminde bilgiye ulaşmak için kaybedilen zaman, yalnızca idari bir gecikme değildir. İnsan hayatından kaybedilen zamandır.
Yalnızca Ankara'ya bağımlılık olmaz
Merkezi koordinasyon gereklidir. Fakat dirençli bir sistem, tek bir merkezin kesintisiz çalışacağı varsayımına dayanamaz. Büyük bir deprem yalnızca binaları yıkmaz. Enerji sistemlerini, fiber hatları, veri merkezlerini, ulaşım ağlarını ve haberleşme altyapısını da etkileyebilir. Bu nedenle önerdiğim sistemin ikinci ayağı bölgesel operasyonel bağımsızlık olmalıdır.
Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesi temel alınarak Marmara, Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Karadeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu için bölgesel afet veri ve koordinasyon merkezleri oluşturulması değerlendirilebilir.
Ancak bu sınırlar mutlak kabul edilmemelidir. Fay sistemleri, nüfus yoğunluğu, ulaşım ağları, sanayi kümelenmeleri, havzalar ve bölgesel afet özellikleri bilimsel olarak incelenerek gerektiğinde farklı operasyon bölgeleri veya alt merkezler tanımlanmalıdır.
Bu merkezler normal zamanda Ankara ile bütünleşik çalışmalı, fakat büyük bir afet sırasında merkezle iletişim geçici olarak kesilirse belirli bir süre bağımsız operasyon yürütebilmelidir. Bu çok önemli bir ayrımdır. Merkezi yönetim ile merkez bağımlılığı aynı şey değildir.
Sistem asla çökmemeli
Afet sisteminin kendisi de afete dirençli olmak zorundadır. Bölgesel merkezlerde kritik verilerin güvenli ve güncel kopyaları bulunmalı; yedek enerji, alternatif haberleşme ve güvenli veri iletişimi sağlanmalıdır. Bir bölgesel merkez devre dışı kaldığında, önceden belirlenmiş başka bir merkez onun kritik fonksiyonlarını geçici olarak devralabilmelidir. Marmara Bölgesi’ni etkileyen büyük bir depremde Marmara’daki merkez zarar görürse, başka bir bölgedeki merkez dijital yedek üzerinden belirli koordinasyon görevlerini sürdürebilmelidir. Bu yaklaşım aslında mühendisliğin temel prensiplerinden biridir: Tek hata noktasına bağlı sistem kurmamak. Afet yönetiminde de aynı prensibi uygulamalıyız. Normal şartlarda bilgi akışı; Mahalle → İlçe → İl → Bölgesel Merkez → Ankara şeklinde ilerleyebilir. Fakat zincirin herhangi bir halkası koparsa veri ve yetki akışı alternatif güzergâhtan devam edebilmelidir. Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca afetlere dirençli şehirler değildir. Afete dirençli bir yönetim mimarisine de ihtiyacımız vardır.
1999’dan 2023’e aynı soru: İlk saatlerde nerede ne oldu?
Yaşadığımız büyük depremlerin bize gösterdiği konulardan biri, afet sonrasında doğru durum bilgisinin ne kadar değerli olduğudur. Deprem meydana geldikten sonraki ilk dakikalarda yalnızca büyüklüğünü bilmek yetmez. Nerede ne kadar hasar oluşabileceğini, hangi bölgelerin daha fazla etkilenmiş olabileceğini ve kaynakların nereye yönlendirilmesi gerektiğini mümkün olduğunca hızlı değerlendirmek gerekir. Türkiye bu alanda da önemli teknolojik altyapılara sahiptir. AFAD’ın Ön Hasar ve Kayıp Tahmin Sistemi, gerçek deprem sonrasında tahmini hasar ve can kaybı hesaplayabilmekte; ayrıca senaryo depremleri üretebilmekte ve AYDES ile entegre çalışmaktadır. AFAD, 81 il için senaryo depremleri üzerinde çalışıldığını da belirtmektedir. Bu kapasiteyi belediyelerin güncel yapı, zemin ve altyapı verileriyle daha ileri seviyede ilişkilendirmek, afet yönetiminde önemli bir sıçrama yaratabilir. Çünkü bir modelin doğruluğunu belirleyen yalnızca algoritma değildir. Modeli besleyen verinin güncelliği ve kalitesidir.
Her şehrin dijital risk kimliği olmalı
Ortak veri sisteminin amacı yalnızca afet meydana geldiğinde müdahaleyi kolaylaştırmak olmamalıdır. Asıl büyük kazanç afet öncesinde sağlanabilir. Türkiye’deki her ilin, ilçenin ve zamanla mahallelerin güncellenebilir bir Dijital Risk Kimliği oluşturulmalıdır.
Bu kimlik yalnızca deprem tehlikesini göstermemelidir. Zemin koşulları, yapı stokunun kırılganlığı, nüfus yoğunluğu, hastane kapasitesi, ana ulaşım arterleri, köprüler, enerji ve su altyapısı, haberleşme sistemleri, sanayi tesisleri, toplanma alanları, taşkın, heyelan, yangın ve iklim riskleri birlikte değerlendirilmelidir. Amaç şehirleri “güvenli” veya “güvensiz” diye sınıflandırmak değildir.
Amaç çok daha değerlidir: Riski hangi unsurun oluşturduğunu ve hangi yatırımın o riski ne kadar azaltacağını göstermek. Böylece kamu yatırımlarında da yeni bir ilke ortaya çıkabilir. Kaynak yalnızca en fazla talebin bulunduğu yere değil, bilimsel olarak en kritik riskin bulunduğu yere yönlendirilebilir.