Ağustos'un hikayesi...
Takvim yaprakları bir kez daha ağustosu gösteriyor. Kimimiz için tatil, kimimiz için hasat, kimimiz için ise sonbaharın habercisi... Ancak her gün elimizden düşürmediğimiz takvimlerde yer alan ay isimlerinin nereden geldiğini kaçımız gerçekten biliyoruz?
Aslında bugün kullandığımız takvimin ve ay adlarının ardında binlerce yıllık bir tarih yatıyor. İnsanlık, zamanı ölçebilmek için önce gökyüzünü izledi. Güneş'in doğuşunu, Ay'ın evrelerini ve mevsimlerin döngüsünü takip ederek ilk takvimler ortaya çıktı. Tarım toplumları için doğru zamanı bilmek hayati önem taşıyordu. Ne zaman ekilecek, ne zaman biçilecek, ne zaman yağmur beklenmeli… Takvim, yalnızca zamanı değil, yaşamın düzenini de belirliyordu.
Bugün dünyanın büyük bölümünde kullandığımız Miladi Takvim ise köklerini Roma İmparatorluğu'na kadar uzatıyor. İlk düzenlemeler MÖ 46 yılında Julius Caesar tarafından yapıldı. Daha sonra 1582 yılında Papa XIII. Gregorius'un gerçekleştirdiği düzenleme ile bugün kullandığımız Gregoryen Takvim ortaya çıktı. Türkiye de bu takvimi 1926 yılında resmen kullanmaya başladı.
Peki ya ayların isimleri?
İlk altı ayın büyük bölümü Roma tanrılarından ve mitolojik figürlerden geliyor. Mart, savaş tanrısı Mars'tan; Nisan'ın kökeni konusunda farklı görüşler bulunsa da doğanın açılışını ifade eden Latince "aperire" fiiliyle ilişkilendiriliyor. Mayıs, bereket tanrıçası Maia'dan, Haziran ise evlilik ve aile tanrıçası Juno'dan adını alıyor.
Temmuz ve Ağustos ise doğrudan iki Roma imparatorunun mirası...
Temmuz ayının eski adı "Quintilis" idi. Julius Caesar'ın ölümünün ardından onun anısını yaşatmak amacıyla bu aya "Julius" adı verildi. Bu isim zamanla Batı dillerinde "July" olarak yerleşti.
Hemen ardından gelen Ağustos ayının eski adı ise "Sextilis" idi. Roma Senatosu, İmparator Augustus'un büyük askerî ve siyasi başarılarını ölümsüzleştirmek için bu ayın adını "Augustus" olarak değiştirdi. Bugün İngilizcedeki "August" kelimesi de buradan geliyor.
Türkçedeki "Ağustos" ise Latince "Augustus" kelimesinin yüzyıllar boyunca Anadolu'da farklı dillerden geçerek halk arasında değişime uğramış biçimi olarak günümüze ulaştı.
İlginçtir ki bugün her yıl milyonlarca kez kullandığımız bu isimler, aslında iki bin yılı aşkın bir geçmişin izlerini taşıyor. Her takvim yaprağı çevrildiğinde farkında olmadan Roma İmparatorluğu'nun bıraktığı kültürel mirası da yaşatıyoruz.
Takvimlerde dikkat çeken bir başka ayrıntı ise ayların gün sayılarıdır. Bunun da ardında tarihî düzenlemeler bulunur. Julius Caesar'ın hazırladığı takvimde yıl 365 gün olarak düzenlenmiş, dört yılda bir artık gün eklenmiştir. Daha sonra Augustus döneminde bazı teknik düzenlemeler yapılmış, ayların gün sayıları bugünkü yapısına kavuşmuştur. Böylece bir yılın astronomik döngüsüyle takvim arasındaki uyum büyük ölçüde sağlanmıştır.
Takvim yalnızca günleri sayan bir araç değildir. Aynı zamanda medeniyetlerin hafızasıdır. İçinde astronomi vardır, tarih vardır, siyaset vardır, hatta mitoloji vardır. Her ay adı, geçmişten bugüne uzanan görünmez bir köprünün taşı gibidir.
Belki de bu yüzden ağustosa sadece sıcak yaz günleri olarak bakmamak gerekir. Adını dünyanın en güçlü imparatorlarından birinden alan bu ay, bize zamanın insanlar kadar medeniyetleri de yaşattığını hatırlatıyor.
Bir sonraki takvim yaprağını çevirirken belki de artık sadece yeni bir güne değil, binlerce yıllık bir tarihin sessizce akıp gidişine de tanıklık ettiğimizi düşüneceğiz.