Afetlere dirençli Türkiye için stratejik öneriler...
Türkiye, aktif deprem kuşakları üzerinde yer alan ve farklı jeolojik tehlikelerin etkisi altında bulunan bir ülkedir. Son yıllarda yaşanan depremler, yalnızca yapı güvenliğini değil, şehir planlama anlayışını, kamu yönetimini ve afet risklerinin nasıl yönetildiğini de yeniden tartışmaya açmıştır. Ancak bu tartışmaların önemli bir bölümü yapıların taşıyıcı sistemlerine odaklanırken, yapıların üzerinde yükseldiği zemine ilişkin bilimsel verilerin kamu karar süreçlerindeki rolü yeterince ele alınmamaktadır.
Oysa bir yapının güvenliği, yalnızca mühendislik hesaplarıyla değil, üzerine inşa edildiği zeminin doğru tanımlanmasıyla başlar. Jeolojik ve jeoteknik veriler, yapı güvenliğinin temel bileşenlerinden biri olmasına rağmen çoğu zaman yalnızca proje bazlı teknik raporlar olarak değerlendirilmekte ve tamamlanan işlerle birlikte arşivlerde kalmaktadır. Böylece yıllar boyunca üretilen değerli bilimsel bilgi, şehir planlaması ve afet yönetimi açısından sürdürülebilir bir kamu hafızasına dönüşememektedir.
Ortak Veri Havuzu ve Koordinasyon
Türkiye’de kamu kurumları, belediyeler, üniversiteler ve özel sektör tarafından her yıl binlerce sondaj gerçekleştirilmekte; laboratuvar deneyleri yapılmakta, jeofizik ölçümler alınmakta ve ayrıntılı zemin etüt raporları hazırlanmaktadır. Bu çalışmalar önemli bir bilgi birikimi oluşturmaktadır. Ancak aynı bölgede farklı zamanlarda üretilen veriler çoğu zaman birbirinden habersiz kullanılmakta, ortak standartlarla yönetilememekte ve farklı kurumların veri tabanlarında parçalı şekilde saklanmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak geçmişte üretilmiş bilgiler yeni projelerde yeterince değerlendirilememekte, benzer araştırmalar yeniden yapılmakta ve kamu kaynakları verimsiz kullanılabilmektedir.
Dolayısıyla Türkiye’nin temel sorunu jeolojik veri üretmemek değildir. Asıl sorun, üretilen bilimsel veriyi ortak bir karar destek sistemine dönüştürememektir.
Uluslararası Bilim Odaklı Veri
Günümüzde afet risklerinin azaltılmasına yönelik uluslararası yaklaşımlar, yalnızca afet sonrasında müdahale kapasitesinin geliştirilmesini değil, risklerin oluşmadan önce belirlenmesini ve planlama süreçlerine entegre edilmesini esas almaktadır. Bilimsel verinin etkin kullanımı, dirençli şehirlerin en önemli unsurlarından biri olarak kabul edilmektedir. Türkiye’nin sahip olduğu geniş jeolojik bilgi birikimi dikkate alındığında, bu verilerin ulusal ölçekte bütünleşik bir sistem içinde yönetilmesi artık teknik bir tercih değil, stratejik bir kamu politikası ihtiyacıdır.
Bu kapsamda Ulusal Zemin Bilgi Bankası önerisi, yalnızca yeni bir veri tabanı oluşturma fikri olarak değerlendirilmemelidir. Amaç; ülke genelinde üretilen sondaj loglarını, laboratuvar deney sonuçlarını, jeofizik ölçümleri, yer altı suyu verilerini, mikrobölgeleme çalışmalarını, mühendislik jeolojisi değerlendirmelerini ve zemin iyileştirme uygulamalarını ortak standartlarla tek bir dijital altyapıda bütünleştiren ulusal bir karar destek sistemi kurmaktır. Böyle bir yapı sayesinde geçmişte üretilmiş bilimsel bilgi korunacak, yeni çalışmalar ise aynı bilgi havuzunu sürekli geliştirerek planlama ve yatırım süreçlerini daha güvenilir hâle getirecektir.
Dijital Zemin Kimliği
Bu sistemin en önemli bileşenlerinden biri Parsel Bazlı Dijital Zemin Kimliği olacaktır. Her taşınmaz için oluşturulacak bu dijital profil; o parsele ilişkin mevcut jeolojik bilgiler, zemin özellikleri, yer altı suyu durumu, olası jeolojik tehlikeler, geçmiş araştırmaların kapsamı ve verilerin güncelliği hakkında bütünleşik bir değerlendirme sunacaktır. Böylece bilimsel bilgi yalnızca teknik raporların içinde kalan bir belge olmaktan çıkacak; şehir planlamasında, yatırım kararlarında ve afet risk analizlerinde kullanılabilen dinamik bir karar destek aracına dönüşecektir.
Ancak böyle bir sistemin başarısı yalnızca teknolojik altyapıya bağlı değildir. Aynı zamanda güçlü bir yönetişim modelinin oluşturulması gerekmektedir. Sistemin yönetiminden sorumlu merkezi koordinasyon yapısının belirlenmesi, veri üreten kamu kurumlarının görev ve sorumluluklarının açık biçimde tanımlanması, belediyelerin güncel verileri sisteme aktarması, üniversitelerin bilimsel doğrulama süreçlerine katkı sunması ve özel sektörün belirlenen standartlara uygun veri üretmesi bu modelin temel bileşenleri olmalıdır. Bilimsel verinin güvenilirliği kadar kurumsal koordinasyon da sistemin sürdürülebilirliği açısından belirleyici olacaktır.
Bunun yanında veri kalitesi, sistemin en kritik unsurlarından biridir. Her veri setinin üretim tarihi, kullanılan yöntem, sorumlu kurum ve kalite düzeyi kayıt altına alınmalı; doğrulanmamış veya güncelliğini yitirmiş bilgiler açık biçimde işaretlenmelidir. Mevcut veriler yeni mühendislik çalışmalarının yerine geçen belgeler olarak değil, karar süreçlerini destekleyen bilimsel referanslar olarak değerlendirilmelidir. Aynı zamanda kişisel verilerin korunması, ticari sır niteliğindeki bilgiler ve kamu güvenliği açısından hassas veriler için erişim seviyeleri açık şekilde tanımlanmalıdır.
Ulusal Zemin Bilgi Bankası
Ulusal Zemin Bilgi Bankası’nın sağlayacağı katkılar yalnızca afet yönetimiyle sınırlı değildir. Böyle bir sistem kamu yatırımlarının daha verimli planlanmasına, mükerrer saha çalışmalarının azaltılmasına, şehir planlama süreçlerinin bilimsel temellere oturtulmasına ve gelecekte yapay zekâ destekli karar sistemlerinin geliştirilmesine de önemli katkılar sağlayacaktır. Yer bilimleri verisi, yalnızca mühendislik projelerinde kullanılan teknik bir çıktı değil; şehir planlaması, sürdürülebilir kalkınma ve kamu yönetiminin temel stratejik veri kaynaklarından biri olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç;
Türkiye, yer bilimleri alanında önemli bir bilgi ve deneyim birikimine sahiptir. Bugün ihtiyaç duyulan şey, bu birikimi farklı kurumların arşivlerinde dağınık duran raporlardan çıkararak ortak akla dönüştürecek bütünleşik bir sistem kurmaktır. Afetlere dirençli şehirler yalnızca sağlam yapılarla değil, sağlam bilgi altyapısıyla inşa edilir. Bilimsel veriyi kamu yönetiminin merkezine yerleştiren bir anlayış, geleceğin şehirlerini daha güvenli, daha sürdürülebilir ve daha dirençli hâle getirecektir.
Ulusal Zemin Bilgi Bankası, bu yönüyle yalnızca teknik bir öneri değil; Türkiye’nin şehircilik, afet yönetimi ve kamu yönetişimi anlayışına yönelik stratejik bir reform vizyonudur. Çünkü geleceğin güvenli şehirleri yalnızca beton üzerine değil, güvenilir bilimsel veri üzerine inşa edilecektir.