Babamın anısına sevgiyle...
Her yıl haziran ayının üçüncü pazarı “babalar günü” olarak kutlanıyor. Babaları hayatta olan insanlar için neşe ve mutluluk, babaları ahirete göçmüş insanlar için hüzün ve gözyaşı. Ne demişti rahmetli Kıvırcık Ali; "Bahtım ile çekişim var, hakka boyun büküşüm var. Daha yapacak işim var, geriye dönün seneler.” Seneler geçiyor her şey değişiyor giden geri gelmiyor. Haziran’ın üçüncü pazarı benim için; Sesine hasret, yüzüne özlem ve adın geçince içimi yakan ateş oluyor.
Karadeniz’in ücra bir köyünde muhtardı benim babam. Bundan tam 29 yıl önce 49 yaşında yaşamının baharında öldü. Kimse inanamadı öldüğüne ya da inanmak istemedi. Bulunduğu yörede iyilik timsali bu adama, kimse ölümü yakıştıramadı. 49 yıllık hayat yolculuğunda tüm yöre halkında dostluklara, iyiliklere, güzelliklere dair destansı bir iz bıraktı benim babam. Oysa yapacağı daha çok işleri gerçekleştireceği hayalleri vardı. Zaten hep böyle değil midir? Dünya döndükçe ne işler biter ne umutlar ne hayaller.
Büyük bir tüccar, büyük bir ekonomist, büyük bir siyasetçi hiçbir zaman olmadı benim babam. İstese olurdu! Gençliğinin bir kısmını yurt dışında geçirmiş, değişik kültürlerden ve milletlerden insanlarla dostluklar kurmuştu. Bilge kişiliği ve tecrübesiyle yöre halkının inandığı güvendiği nadide insanlardan birisiydi. Kim düşkünse, kim zor durumdaysa onun yanındaydı. İyi insan olmayı seçti benim babam. Gönül kazanmayı, dua almayı seçti.
Büyük bir siyasetçi hiç olmadı benim babam. İstese olurdu! Şimdiki siyasetçilere ders niteliğinde bir dönem muhtarlık yapıp, ısrarla gelen seçim tekliflerine; "hizmette koltuk aşkı değil millet aşkı önemlidir." Derdi. "Herkes hizmette yarışmalı, ben köyüme 5 yıl hizmet ettim. Onlar benden ben onlardan memnun ayrılıyorum." Sözleri bu günkü koltuğa yapışıp, kalkmasını bilmeyen siyasetçilere ders niteliğindeydi benim babamın.
Büyük bir ekonomist hiç olmadı benim babam. İstese olurdu! Herkesle ekmeğini bölüştü. Eski model F-350 kamyoneti vardı. O kamyonet onun için F-35 uçağı niteliğindeydi. O kamyonet tüm köylünün malıydı. Ormandan ağaçlar, bağdan bahçeden tarım ürünleri, meyvesi, mısırı, fındığı köyün tüm ihtiyaçları o kamyonetle taşınırdı. Bu kamyonet bölge halkının ekmeğinde, aşında ve hayatında başka bir yere sahipti.
Büyük bir tüccar hiç olmadı benim babam. İstese olurdu! Karadeniz'in geçim kaynaklarının en başında gelen fındık üreticisinin yol pusulasıydı. Köylünün tarım kooperatifleriyle arasında köprüydü. Köylünün yok pahasına ürününü sattırmamak için mitingler düzenleyecek kadar cesurdu benim babam. Her şeyden öte yenilikçiydi, Demokrattı, aydındı ve paylaşımcıydı. İlk televizyonu bizim evimizde gördü köy halkı. Köyün tüm çocukları çizgi film izlemek için bize gelirdi. Köyün sinema salonuydu evimiz. İlk elektriği Köyümüze babam getirmişti. 6-7 km ilerideki karşı köyden elektrik hattı çektirecek kadar mühendisti benim babam.
Hayat mücadelesinde yorulmamayı, doğrularından ödün vermemeyi babamdan öğrendim. Hayata bakış açımı babamdan aldım. Olaylar karşısında sabretmeyi, insanların konumu, mevkisi ne olursa olsun eşit olduklarını fakat eşit davranmamam gerektiğini babamdan öğrendim. Adil olmayı, vefayı babam öğretti bana. Merhametli olmayı babam aşıladı bana. Belki de günümüzde en gerekli olan cesurca, korkusuzca yaşamayı ve haksızlık karşısında dik durmayı babama borçluyum. İşte ben o muhteşem adamın oğluyum.
Tüm babalarımıza saygıyla.
Sağlıcakla…