Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
21°
Ara

Kayyum ya da...

YAYINLAMA:
Kayyum ya da...

Atina ve Roma belki daha da eski toplumlardan gelen yasalar günümüze kadar geldi. Yasalar ve antlaşmalar egemen güçlerin birbirlerine karşı haklarını koruma anlaşmalarıdır. Yasaları yapan iktidarı ele geçiren güçler tarafından belirlenmekte. Güç silahtı, maddiyattı, mülktü bunu elinde bulunduran kuralı yasayı belirledi. Gücü eline geçiren bunun devamlılığı için beli silahlı, omuzu kalabalık yakası kalkık gücü oluşturdu.

Dünden bugüne gelen yasalar ister kara kaplı defter ister taş yazı kitabelerde olsun gücü yani hâkimiyeti elinde bulunduran yaşama hâkimdi. İster tek kişi ister monarşi ya da günümüzdeki adıyla demokrasi olsun yasalar hep dar bir çevre tarafından belirlenmekte. Yurttaşa sorduklarında bile o hâkim güçlerin hazırladığını kabul etmekte. İtiraz edip ek yasalar koysalar da “tek” yetkili kişinin kararnamesiyle uygulanmadığı açıkça görülür

Gücü elinde bulunduran emrindeki “yakası kalkık, omuzu kalabalık ve beli silahlı” güce daha fazla imtiyaz ile yetkilendirip yaptıklarına çarptıklarına göz yumarak “kurulu sistemini” devam ettirmekte. Kendisinden izinsiz güçlenen her kim varsa onu görevden aldığı gibi malına müsadere koyup canını da almakta. Roma, Bizans, Osmanlı devlet yapısı işleyişi yasa ve kuralları günümüzde değişik bir biçimde bile olsa aynen devam etmekte.

Mevcut işleyişi yeniden düzenlemek yeni biçim vermeye çalışanlar mutlaka olur. Sıfatı ne olursa olsun hatta sultan bile olsa hâkim güç dengesini bilip hesaplaması gerekir. Saray her zaman üçlü gücün içinden birini kendini kurtarması için harcamıştır. Bazen de sultanlar üçlü gücün elinde ölümü bekler. Her ne olursa olsun “sistemin” devamlılığı egemenliği yani vergisini aldığı yurttaşın sömürüsü devam eder. Böylelikle iktidar mutlak hâkimiyetini üretim aletleri ve buna bağlı üretim biçimini emek üreticilerinin sırtında sürdürür.

“Kurulu sistem” kendi içindeki muhalefeti bile, etliye sütlüye dokunmayan ama yeri geldiğinde iktidarın yanında yer alan konumdadır. Zaman içinde üretici emek güçleri ekonomik ve demokratik hakları için örgütlenmeye başlar. Bunların daha fazla güçlenmemesi ekonomik ve demokratik talepleri politik sınıfsal temelde olmaması için kısmı haklar tanıdı. Bu sendika ve diğer kurumların yönetimi süreç içinde suya sabuna dokunmayan “tatlı su balıkları” olarak karşımıza çıktı.

Sistem içi muhalif partiler ve emek eksenli sendika ve diğer kurumlar yasaların icazeti içinde muhalif oldu. Anayasa ve yasalar da toplum içinde çoğunluğun üretici güç emekçi, esnaf ve tarım çalışanlarının temel hak ve özgürlükleri var olsa bile uygulanmıyor. Onlar için varsa yoksa çıkarlar önemli. Bu nedenle daha fazla kar daha fazla para ve daha fazla menfaat taviz vermeden katlanarak büyümekte.

Sistemin çemberini genişletme yani yasa ve uygulamaları toplumun çıkarına göre esnetme yine kendi kontrolünde muhalif güçlerle yapmakta. Çemberi genişletme ye ve dışına çıkmaya izin vermez. Yöneticileri gözaltına alınır tutuklanır, yazı ve kitapları yasaklanır bu gözdağıdır. Yönetici ve destekçilerinin mal ve mülklerine el konur bu müsaderedir. Roma ve Osmanlıda bu hemen her zaman yapıldı. El konulan kurum ve kuruluşların yönetimine “kayyum” atandı. Bunun görevi mal sahibi, kurum ve kuruluşların üye ve ortaklarının rızasına bakılmaz. Amaç, bunların belli bir güç olmadan yani taraftar topladan susturmaktır. Kayyumun görevi bu.

Yönetim erki kendisine muhalif ya da kendisi dışında genişleyen ve büyüyen her kim ise ya mahkeme ya da meclis kurulu kararıyla el koyar ve yönetimine kendi belirlediğini atar. Bu atama durumu kişi, şirket, kurum, kuruluş ve parti de olabilir. Sistemin izin verdiği yasal kurum ve partiler olduğu gibi izin vermediği özellikle emek temelinde sınıfsal kurum ve partilerin yöneticilerini kimini yok edip kimini uzun yıllar tutsak kimi de ülkeleri dışında zorunlu sürgündür.
Yönetimin zayıf halkası baskı, şiddet ve cebri görünce dün birlikte olduğu her şeyi paylaştığı dostlarını kötülemeye başlar. Çoğu “erken başladık”, “acelemiz neydi”, “daha zamanı değildi” gibi söylemleri dillerine dolayarak hem onların devamıyım hem de onlara üstü kapalı çirkefçe çamur atmaya başlar. Bu kurum ve yapılar içinde ki “tatlı su balıkları” yarı resmi kayyum olarak, görevdedir. Bu kişiler dostlarını bir bir satarak yergiler dizerek hem kurulu sisteme boyun eğmeyi ve onun belirlediği alanda çalışmayı hem de bir dönem birlikte olduklarının anılarına da utanmazcasına dört elle sarılmakta.

Kayyum sadece mahkeme ve meclis kararıyla mı vardır?
Sormak gerekir kurulu sisteme karşı sınıfsal “güzel insan” değerini savunan yapıların yönetimine örneğin ülkemizdekilere kayyum atanmış mıdır?

İtibar, menfaat öne çıkıp birde can korkusu olduğunda dönmeye başlar dönene “dönek” denir. Zoru, baskı ve cebri gördüğünde kimseden olur almadan, hiçbir şey olmamış gibi ilkeleri terk edip, örgütünü savunmama, kimseyle bağ kurmama, selamı sabahı kesme, birlikte olduğu dostları ve yol arkadaşlarına önderlik etmeyip düşman gibi görmek “gönüllü kayyum” olur mu?

Kim bunlar, neci derken kimileri “kadrocu” olarak görülür kimileri de yetmez ama evet ve sarayın avukatı ve sözcüsü, kimilerini de aymazca dört çarpı dörtlere biner, bu yetmez gibi dostlarına sırtlarını dönen, yaşı altmışı geçtiğinde eski resimleri ve anılarını ortaya döken olarak görülmüyor mu?

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *