Zamanı yakalamak
Zamana müdahale etme şansımız yok o bu nedenle hızla durmaksızın akmakta. Günü yakalamaya çalışırken başka bir taraftan zaman hızla geçmekte. Canlılardan sadece biz insan evladı zamanı yakalamaya ve ona içerik vermeye çalışmaktayız diğer canlılar değil. Onlar nasıl yaşadıklarını bilmedikleri gibi geleceğe dair bir umutları da yok. Bizimde zamana nasıl ayak uydurup ve yön vereceğiz bir muamma. Tüm bunlara rağmen insan evladı olarak yaşadıklarımızı öğrendiklerimizi ve bildiklerimizi “güzel insan” temelinde yorumlayıp yaşama geçirmeye çalışmaktayız.
Baş Jandarma ABD ve onun bölgesel temsilcisi İsrail devleti sadece Orta Doğu bölge ülkelerini değil yerkürenin hemen her ülkesini ekonomik ve politik bunalımına alet etmeye devam ediyor. “Kurulu sistemin” egemen güçleri çarklarını döndürmek için hemen her şeyden çıkar sağlama peşinde. Küplerini doldurmuş bile olsa hırsları, bencillikleri ve sahip olma içgüdüleri “insana yakışır” değil.
20. yüzyılın başında ki gibi enerji/petrol savaşı yeniden hortlamış sanki Venezuela sahilinden Basra körfezine sıçradı. ABD askerleri bir gece ansızın gelip yüksek teknolojiyi de kullanıp acımasızca katliam yaparak ülkenin başkanlık sarayından başkanını yatağından alınarak ülkesine götürdü. Ardından molla yönetiminde ki İran’a saldırı yaptı. Katliamlarına ilkokul öğrencilerinin bulunduğu okula bomba atarak gerçek niyetini belli etti. ABD ve İsrail militarist anlayışı bölgedeki Arap aşiret “devletlerinin” desteğini de arkasına alarak yaptığına meşru zemin hazırladı.
ABD, İsrail ve Arap aşiretleri Orta Doğuyu biçimlendirmeye çalışırken “evdeki bulgurdan olacağını” hesap etmemekte. Birilerinin para ve din kardeşliği çıkar çatışmaları ve sömürüyü körüklerken barışı ve insanca özgür yaşamayı yasaklamakta.
Geçenlerde bir haber kanalında savaş ve sürgünden bıkmış bir ana ve oğulun haberi vardı. Savaş, sürgün, yokluk ve yoksulluk ve bir de yüzyıllardır kader mukadderat dedikleri boyun eğme ahlakı.
Çocuk der ki, “ anne savaştan bıktım ne zaman bitecek?”
Annesi, “ oğlum üzülme ölünce cennete gideceğiz!”
Çocuk. “Anne bıktım öleyim de dinleneyim!
***
Savaş durmaksızın bölgemizde devam ediyor...
Kapitalist/emperyalizmin “Pazar ve Paylaşım Savaşları” hız kesmeden devam etmekte.
Birileri dün olduğu gibi bugünde zayıflıkları açığa çıkmasın diyerek daha fazla zaaflıya yüklenirken kendi çirkinliklerini gizlemeye devam etmekte. “Yetmez ama evet” diyen, “akil adam” olmak için araya birilerini sokan, “daha zamanı değil” sözlerini unutmadık. Kendisine biat eden, sözlerini dinleyen, çözülme ve teslimiyetçiliğini görmezden gelen, “şahsını” göklere çıkaranı yanına yaver yapanları es geçmedik.
“Şahıs” kendisini 30 Mart 1972’nin devamı ve mirasçısı görüp Ankara merkezli dergisinin etrafında öbekleşti. “Ankara Merkezli Dergi Öbeği” kendilerini tıpkı tarikat şeyhi gibi keramet sahibi gördü. Kendisi dışında kim varsa zındık, kâfir, münafık gibi ithamlarda bulundu. İthamları elle tutulur olmadığı gibi hakaret içerikli idi. Hoş kendisinden ayrılan “İstanbul öbeği ”de aynı kafa yapısında oldukları bir gerçekti. Bu “öbek” mantığına sahip olanlar hem “Kızıldere’nin” mirasını hoyratça kullanırken hem de sol içinde kendilerine “statü” oluşturur. Oluşturulan statü ise “ben varsam mücadele var” hodbinliğinden başka bir şey değil. Şimdi diyorlar ki birleşelim birlik olalım. Dün söylediklerini sen unuttun ama tarih, arşivler ve Sezai Sami unutmadı.
Dün “Ankara Merkezli Dergi Öbeği” kendine bir “statü” oluşturmuştu. Bugünlerde birileri de kendilerine devlet tarafından “statü” verilmesini ister. Doğru niye olmasın. Kurulu sistemin devleti onlara vermeyecek de kime verecek?
Yıllar önce uçakta getirilirken sorgucularına “devletin yanındayım”, “ ne isterseniz yaparım” diyen sözleri kim söyledi?
Geçen gün Sezai Sami geldi uzun uzadıya konuştuk söylediklerini paylaşacağım.
Bu nedenle bir yanda Baş Jandarma ve onun bölgesel temsilcileri bir yanda bunlara ayak uyduran sözde sol görünümlü “statü” kazanma sevdalıları.
Bugünlerde zamanı yakalamak gerçekten çok zorlaştı.