Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı az bulutlu
13°
Ara

“Bilmem ne bağı ile bağlı olan …” (10)

YAYINLAMA:
“Bilmem ne bağı ile bağlı olan …”   (10)

Sömürgeci Batı, Türkiye’yi etnik açıdan bölmek için Sevr üzerinden yürümeye devam etmektedir.

 

İsveç’in Stockholm kentinde bir Kürt Konferansı toplanır. Üç gün süren konferansın sonunda bir bildiri yayınlanır. Adına “Stockholm Deklarasyonu” denilen ve “Kürt halkının insan hakları ve kendi kaderini tayin hakkı kapsamında yürüttüğü mücadeleye uluslararası destek sağlanmasını amaçlayan” bildiride özetle şu kararlar alınmıştır:

 

“Bu kapsamda; dünya genelinde dayanışma komiteleri kurulması, Kürt sorununun uluslararası platformlara taşınması ve gündemde tutulması, hükûmetler ve sivil toplum kuruluşlarının konuya ilgisinin artırılması ve dünya medyasında insan hakları boyutunun öne çıkarılması hedeflenmiştir.”

 

Batı, PKK’yı bir terör örgütü olarak değil, sözde “özgürlük savaşçıları” olarak görmekte ve sınırsız bir destek vermektedir. Hal böyle olunca da örgüt ABD’de ve Avrupa ülkelerinde rahatça örgütlenecek, hatta Avrupa, terör örgütünün kasası görevini de üstlenecektir.

 

San Remo Anlaşması’nda yer alan “Kürt maddesi” ne önceki bölümlerde değinmiştik. Bu kez San Remo’nun devamı olan Sevr Antlaşması’nın 62. 63. ve 64. Maddelerini hatırlayalım:

 

Sevr Antlaşması’nın “Kesim III, Kürdistan” başlıklı bölümündeki 62-64. maddelere göre Kürdistan’a önce “özerklik” sonra “bağımsızlık” verilecekti.

 

62. maddeye göre Sevr Antlaşması’nın yürürlüğe girmesinden sonraki 6 ay içinde İstanbul’da İngiliz, Fransız ve İtalyan hükûmetlerinden üçer kişilik bir komisyon toplanıp “Suriye, Irak ve Türkiye sınırının kuzeyinde, Kürtlerin sayıca üstün olduğu bölgelerin yerel özerklik planını” hazırlayacaktı.

 

63. maddeye göre Türkiye, bu komisyonların “Özerk Kürdistan” kararını kendisine bildirildikten sonra üç ay içinde yürürlüğe koymayı kabul edecekti.

 

64. maddede ise açıkça “Bağımsız Kürdistan” dan söz ediliyordu. “Kürtler bu bölgelerdeki nüfusun çoğunluğunun Türkiye’den bağımsız olmak istediklerini kanıtlayarak” Milletler Cemiyeti’ne başvurursa ve Milletler Cemiyeti de bunu kabul edip Türkiye’den, “bu bağımsızlığı” kabul etmesini isterse, Türkiye bu bölgeler üzerindeki bütün haklarından vazgeçecekti. Maddenin devamında da Musul’daki Kürtlerin bu “Bağımsız Kürt Devleti’ne katılmalarına Müttefik devletlerin hiçbir şekilde karşı çıkmayacağı” belirtiliyordu.

 

Günümüzle bağ kurmak açısından; bugün Irak ve Suriye’de Kürt bölgelerinin oluşturulduğunu, İran’a da ABD ve İsrail’in savaş açtığını, “sırada Türkiye var” fısıltılarının yayıldığını belirtelim. PKK’nın katliamlarına devam edelim:

 

1992 yılı geldiğinde; Şemdinli-Samanlı, Hakkâri-Çobanpınar ve Taşlıtepe karakollarına yapılan saldırılarda yirmi yedi, Çukurca’ya bağlı Çınarlı ve Çayırlı köylerindeki jandarma karakollarına yapılan baskınlarda on yedi, Şırnak-Dereler bölgesindeki jandarma komando birliğine yapılan saldırıda dokuz askeri şehit edilir. Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit ve Pazarcık ilçelerinin köylerinde dokuz, Mardin Midyat’taki araç saldırısında da on dokuz vatandaş katledilir.

 

Terör İstanbul Bakırköy’de de çirkin yüzünü gösterir. “Yaşasın Kürdistan” sloganları eşliğinde atılan Molotof kokteylleri ile bazı mağazalarda yangın çıkar. Çetinkaya Mağazası’ndaki yangında, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu on bir kişi hayatını kaybeder. Başbakan Süleyman Demirel, olaylardan HEP’li milletvekillerini sorumlu tutar ve “PKK’nın, HEP’li milletvekilleri sayesinde Meclis’e girdiği” ni söyler. ANAP milletvekili Naci Ekşi de “HEP kökenli milletvekilleri eşkıyaya cesaret veriyor,” der.

 

Terör her kesimden insanı hedef almaktadır. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) Başsavcısı Yaşar Günaydın ile koruması ve şoförü silahlı saldırı sonucu öldürülür. İstanbul Ticaret Odası ve Fenerbahçe Orduevi’ne düzenlenen bombalı saldırılarda bir kişi ölür, dört asker ve dört vatandaş yaralanır.

 

Nevruz gösterilerinde ortalık kan gölüne döner. Van, Cizre, Şırnak ve Adana’da teröristler ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda yaklaşık kırk kişi ölür. Olaylar ertesi gün de devam eder. PKK, Şırnak’a roketatarlarla saldırır. Mardin, Şırnak ve Hakkâri de üçü polis olmak üzere on beş kişi hayatını kaybeder.

 

Karakol saldırıları da artmaktadır. Örgüt artık yüz ila altı yüz kişilik gruplarla saldırmaya başlamıştır. Şırnak, Hakkâri, Siirt, Diyarbakır’da bulunan Işıkveren, Taşdelen, Üzümlü, Perihan, Betonpınar, Sivritepe, Dikboğaz, Tuzla, Millî, Alan, Aktütün, Derecik ve Ortaköy karakollarında kaynaklara göre yüz altmış bir asker şehit düşer. Karakolların dışındaki çatışmalarda da yirmi asker şehit edilir. Batman, Bitlis, Diyarbakır, Van ve Bingöl’de cami, köy, minibüs, otobüs demeyip; bir aylık bebek de dâhil kadın, çocuk ayrımı yapmadan doksan iki sivil vatandaş katledilir. Genelkurmay’ın Kuzey Irak’a yaptığı operasyonlarda da yirmi üç asker şehit olur, yüze yakın asker yaralanır. TSK, Irak’ta otuz beş bin askerini kalıcı olarak bırakır.

 

Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Kürt sorununun silahla değil siyasi yollarla çözümünden yanadır. Bu çerçevede Kürt liderlerle bir diyalog geliştirilmesi için harekete geçer. Haziran 1992’de Iraklı Kürt liderlerle görüşen Özal; “Ben karşıyım ama federasyonu bile tartışmalıyız!” cümlesiyle yeni bir tartışma başlatır. İddialara göre Özal’ın “federasyon” dediği, Türkiye’deki Kürtlerle, Kuzey Irak’taki Kürtleri, Türkiye’ye bağlı bir federasyonun çatısı altında toplamaktır. ABD’nin de planı budur…
 

Hiçbir emperyalist plan içeriden destek almadıkça başarıya ulaşamaz. 

 

Türk vatandaşlığına, “Bilmem ne bağı ile bağlı olan” lar da emperyalistler ile omuz omuzadır.

 

Bıkmadan, usanmadan anlatmaya devam edeceğiz. Bugünlere bir günde gelmedik…

 

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *