Vatan bilinci olan halk yenilmez
İran toplumunu ayakta tutan ve günümüze kadar taşıyan güç, sadece geliştirdiği savaş stratejileriyle açıklanamaz. Bu sürekliliğin temelinde, çok daha derin ve köklü bir toplumsal refleks yatmaktadır: dış saldırılar karşısında ortak tavır alabilme yeteneği, birlikte hareket edebilme iradesi ve gerektiğinde halkın geniş kesimlerinin ordulaşabilme kapasitesidir. Bu özellik, tarih boyunca İran toplumunun en belirleyici savunma mekanizması olmuş; askeri stratejilerle birleşerek onu ayakta tutan ana eksen halk olmuştur.
Bu iki unsur, toplumsal birliktelik ve savaş pratiği; birbirini besleyerek büyümüş ve İran toplumunun yaklaşık 2500 yıllık tarihsel yürüyüşünü mümkün kılmıştır. Bu uzun süreçte İran; büyük imparatorluklar kurmuş, defalarca işgale uğramış, yenmiş yenilmiş ama aynı coğrafyada kalmayı başarmıştır. Arap Fetihleri, Moğol İstilası, Osmanlı-İran savaşları ile Rus ve İngiliz müdahaleleri gibi tarihsel kırılmalar, bu toplumun kolektif hafızasında derin izler bırakmıştır. Ancak bu travmalar, çözülmeye değil; tersine, daha güçlü birlikte direniş kültürünün oluşmasını sağlamıştır.
Savaş ve işgal dönemlerinde İran toplumunda üç temel unsur hızla devreye giriyor: tarihsel hafıza, devlet geleneği, ve şii ideolojik inanç. Bu üçlü yapı, toplumsal birliği yeniden üretiyor ve şekillendiriyor. Devletin zayıfladığı dönemlerde dahi (örneğin 1724- 1925 Kaçarlar dönemi) toplum dağılmamış, yerel direniş biçimleri varlığını sürdürmüştür. Bu durum, İran’da toplumsal dokunun yalnızca merkezi devletle sınırlı olmadığını, çok katmanlı ve dirençli bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.
İran toplumunda dış tehdit ve işgal algısı, iç siyasi ayrışmaları geri plana iterek birlikteliği ön plana çıkarıyor.Toprak kaybı ve egemenliğin yitirilmesi korkusu, farklı toplumsal kesimleri ortak bir zeminde buluşturuyor. Bu refleks, özellikle İran Devrimi ve Irak Savaşı sırasında belirgin hale geldi. Bu süreçte oluşan kitlesel seferberlik, şehitlik kültürü ve Kerbela Olayı anlatısı geniş toplum kesimlerine yayılmış; ideolojik ve duygusal bir bütünlük yaratmıştır.
Savaş koşullarında toplumun gösterdiği dayanıklılık, yalnızca askeri değil aynı zamanda sosyolojik bir olgudur.
Savaş dönemlerinde yoğun saldırılara uğrayan kentlerden daha güvenli bölgelere iç göç, özellikle dış göç artarak devam eder. Yakın tarihte Irak, Afkanistan, Suriye ve Ukrayna'da süren savaşlarda 10 milyonları bulan kaçışlar yaşanmış neredeyse büyük kentler boşalmıştı.
Bugün başta Tahran olmak üzere İran'a her saat çok ağır bombardıman ve saldırılar gerçekleştiriliyor. Bırakalım kaçışları halk hergün sokaklarda, meydanlarda savaşma kararlılığını gösteriyor. Çok daha önemlisi büyük bir iç kalkışma bekleyen Abd/İsrail ve buna dayalı göç beklentisi olan başta Türkiye ve Avrupa ülkeleri; şaşkınlıkla bu ülkelerde veya dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan İran'lıların ülkelerine dönüp savaşa katılmasını izliyor.
Bu sivil dayanıklılık toplumda ki; VATAN sevgisinin ete kemiğe bürünmüş halidir.
Bu çerçevede İran’da savaşan yalnızca silahlı kuvvetler değildir. Savaşan; tarihsel birikim, coğrafyanın sunduğu direnç ve toplumun bütünüdür. Bu üç unsur birleştiğinde, ortaya yalnızca askeri değil, aynı zamanda psikolojik ve kültürel bir savunma gücü çıkıyor. Bu nedenle İran örneği, klasik askeri analizlerin ötesinde, toplum-devlet bütünlüğü temelinde değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak İran toplumunun sürekliliği; askeri gücünden çok, kriz anlarında ortaya koyduğu kolektif dayanışma, tarihsel bilinç ve direniş kültürüyle açıklanabilir. Bu nitelikler, onu yalnızca bir devlet haline değil, aynı zamanda süreklilik gösteren tarihsel özne durumuna getirmiştir. Bu perspektiften bakıldığında, İran’ın direncini anlamak, yalnızca bugünü değil, binlerce yıllık birikimi birlikte okumayı gerektirir. Daha net söylemek gerekirse; İran'da savaşan sadece silahlı ordular değildir. Savaşan 2500 yıllık birikim, coğrafya ve 90 milyon halktır. Bu üç olgu tek vücut olarak, başta Abd ve İsrail olmak üzere tüm katillere karşı silahlı, silahsız ölüm kalım savaşı veriyor.
Moral üstünlük İran halkında.
Tarihsel haklılık İran halkında.
Abd ve İsrail'in anlamadığı İran halkının tarihsel sürecidir.
Ajitasyon ve propaganda olarak söylemiyorum.
İran halkı kazanacak.
Bunu ben değil; tarih söylüyor
VE TARİH YAZACAK.