Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Hafif yağmur
10°
Ara

Küçük bir köle ile gelen koku

YAYINLAMA:
Küçük bir köle ile gelen koku

Bazen bir kokunun ardında bir hayat saklıdır.
Tatlı bir aromanın, bir fincan kahvenin, bir dilim pastanın içinden yükselen vanilya kokusu…
Aslında sessiz bir insanın, görünmeyen bir emeğin ve duyulmayan bir hikâyenin izini taşır.
Dünya çoğu zaman kokuyu sever ama kokuyu getiren eli tanımaz.
Henüz 12 yaşında bir çocuk…
Yoksul, kimsesiz ve köle olarak dünyaya gelmişti.
Hayatın ona sunduğu tek şey çalışmak ve susmaktı.
Vanilya bitkileri yetişiyor ama meyve vermiyordu.
Bilim insanları uğraşıyor, çiftçiler deniyor, büyükler çözüm arıyordu.
Sonra küçük bir çocuk çiçeğe dikkatle baktı.
Merak etti.
Bir çubukla hafif dokundu.
Ve vanilya, işte o zaman istediği meyveyi verdi. Edmond Albius (yaklaşık 1829-1880), 1841'de Réunion Adası'nda 12 yaşındayken vanilya orkidelerini elle tozlaştırma yöntemini keşfeden köleleştirilmiş bir çocuktu ve hayatını yoksullukla geçirip vefat etti.
 
O gün dünya değişti, ama o çocuğun hayatı değişmedi. Kimse ona hakettiği değeri vermedi.
Vanilya artık sofralara girdi, ticarete dönüştü, zenginliğe dönüştü.
Ama onu dünyaya kazandıran çocuk, yoksulluğun içinde kayboldu.

Çünkü tarih çoğu zaman emeği değil, emeğin kazandırdığı değeri büyütür.
Vanilya tozu gibi, tango gibi...

Tango da limanların, yoksul mahallelerin ve görünmeyen insanların içinden doğmuştur.
Bir zamanlar aşağılanan, hor görülen, “alt sınıfın dansı” denilen tango…
Yıllar sonra sosyetenin salonlarında zarafetin sembolü haline gelmiştir.
Bu hep bu şekildedir.
Dün küçümsenen, bugün alkışlanır.
Dün dışlanan, bugün sahiplenilir.
Dün köşeye itilen, bugün sahnenin ortasına alınır.
Hayatın garip bir dengesi vardır.
Kokuyu bulan başka, kokuyu satan başka olur.
Dansı doğuran başka, dansı alkışlayan başka olur.
Emeği veren başka, değeri alan başka olur.
Bugün iş yerlerinde, sokaklarda, hayatın her alanında böyle insanlar var.
Sessizce çalışan, fikir üreten, çözüm bulan ama adı bilinmeyen insanlar…
Belki bir ustabaşı, belki bir işçi, belki bir memur, belki bir çocuk.
Ve bir gün ortaya çıkan başarılar konuşulur,
kurumlar büyür,
markalar değer kazanır,
sanatlar salonlara taşınır,
kokular dünyaya yayılır.
Ama o başarının ardındaki küçük eller çoğu zaman unutulur.
İşte bu yüzden vanilya kokusu bize sadece tatlı bir aroma getirmez.
Bize bir gerçeği hatırlatır:
Dünyayı değiştirenler her zaman sahnede olanlar değil, görünmeyen emek sahipleridir.
Ve yıllar sonra o koku zengin sofralarına,
o ritim sosyetenin salonlarına,
o emek büyük sahnelere taşınır.

Ama geride hep aynı soru kalır:
Biz emeği mi sahipleniyoruz,
yoksa sadece görmek istediğimizi görüp benimsediklerimizi mi alkışlıyoruz?

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *