Günü yaşarken
Yine savaş.
Yine kapitalist/emperyalist ve onun bölgesel taşeronlarının faşist baskı ve saldırıları.
Yine bitmeyen pazar paylaşım ve enerji savaşları:
Yine ölüm, çocuklar, kadınlar.
Yine bombalar atılmakta okula, hastaneye, bakım evlerine, yurttaşların yaşadığı binalara, kreş ve salonlarına.
Yine doymak bilmeyen hele paylaşımı hiç bilmeyen kurulu sistemin hâkim güçleri sırçalı köşklerinde oturur küplerini doldurmaya devam etmekte.
Yine katliamlar, ölümler, işkenceler, yıkılmış viraneye dönmüş yaşam yerleri.
Yine yokluk ve yoksulluk.
Yine Orta Doğu ve yine kurulu sistemin baş jandarması ABD ile İsrail devleti.
***
Kurulu sistem hemen her zaman kendisi için çalışacak, ortalığı bulandıracak kafaları karıştıracak ağzı laf eli kalem tutan “tatlı su balıklarını” hep kullanmakta. Bunlar her zaman kazanmakta kaybetmez. Sesleri büyüleyici tıpkı Homeros'un destanında anlattığı denizcileri kandıran siren kayalıkları gibi ölümü çağrıştırmakta. Yazıları göz boyamadan başka hiçbir şeyi ifade etmiyor. Dünün orta yolcuları ve sonra yetmez ama evetçileri, kurulu sistemin “akıl adamları” her dönemin elitleri yine tarihsel sahnede rol kapmaya başladı. Herkese akıl vermeye çalışmakta. Kimilerinin danışmanı kimilerinin başucu kitaplarının yazarları olarak görmekteyiz.
Oysa bu kişiler hemen her zaman iktidarın ya da iktidara gelecek olana “akıl” hocası olarak görünmekte. Sistem içi politikacılar adları ne olursa olsun hep onlardan icazet almakta. Onlar hep gündemde olurken toplumsal gerçekler halının altına süpürülmekte. Birileri devenin hamuduyla götürürken bu” akil insanlar” gerçeklerin görünmesini hep karartmakta.
***
Daha önce bu köşeden paylaşmıştım saray ve paşa torununu. Sarayın sultanın kızı ya da kız kardeşi hangi sıfattadır diye sordum kimileri sultan kimileri de prenses dedi. Sezai Sami’nin anlattıkları hatırıma geldi. Kuzeninin annesi Mualla yenge Öküz Mehmet Paşa'nın Gevher Hatundan olan erkek çocuğun varisi olurken dayısı ise Alemdar Mustafa Paşanın “yakını” defter kethüdası ve bölge zaim’ i “Eşref Ağa’nın” mahdumu olmakta. Osmanlı her ikisinin mallarına müsadere koydu. Devlet yönetimi yakınlarına kimi sultanın kızı kimi de iyi bir defter kethüdası olduğundan onlara ilişmedi.
Bu iki kişi iki şahsiyet aslında Ege bölgesinin iç kısımlarından gelmekte. Bazı yurt içi ve dışı araştırma bilgileri onları ön Asya Frigya bölgesinden olduğunu belirtmekte. Eski Yunanlılar güneşin doğduğu yer dediği “Anadolu” da bir yerdir Frigya. Bu bölgede bereketin ve koruyucu gücün ana tanrısı Kibele’dir. Yakın tarihe göre sultanın kızından olan prens ve prenses, paşanın “yakınından” olan paşa torunu olmakta. Sezai Sami’den sözünü aldım bu prenses ile paşa torunu ile tanışacağım.
***
Emeklilere ikramiye vermeyin. Vermeyin sayın yetkili.
Siz evvela “hakkaniyetli ve adil” olacağınızı beyan etmiştiniz.
“Hakkaniyet ve adil” paylaşımcı ve bölüşümcüdür. Bu söylediğinizi gerçekten yaptınız mı yapmadınız mı? Bunu sorgulamak evvela sizin işiniz.
Hani Halife Ömer “ Fırat kenarında bir koyun kaybolsa bile ondan ben sorumluyum” demişti ve sizde bunu dilinizde pelesenk etmiştiniz. Koyunlar kayboldu, binalar yıkıldı, yollar çöktü, yoksulluk günbegün artmakta. Köprüler, tüneller ve yollar hala paralı. Ülkenin her tarafında petrol kuyuları doğal gaz yatakları, altın madenleri olduğunu belirtiniz. Çalışana ve emekliye refah payı nerede? Sendikal örgütlülük ve grev neden yasaklanmakta?
“Komşularımız savaş içinde ekonomik kriz” hala düzeltilmedi değil mi?
Oysa onlar savaşta ama akaryakıt ve gıda maddeleri bu kadar pahalı değil.
Siz yine de hakkaniyetli ve adil olun ikramiye vermeyin emeklilere maaşlarını ve yaşam koşullarını iyileştirme yapın.
Bunu yapmak çok mu zor?