Hayat bir gündür o da bugündür
Yaşam yolculuğumuzda su misali hayat akıp gidiyor. Geçmiyor diyerek sitemlerle isyan ettiğimiz zamanı ah yıllar! Diyerek sonlandırıyoruz. “Ömür” kelimesine sığdırdığımız yaşam, uzun bir yol gibi görünense de ellili yaşlara gelince anlıyoruz ne kadar da kısa olduğunu. Yaş aldıkça bir o kadar huysuz ve bir o kadar da sakin oluyoruz. Bolca hatıralar ve anılar dilimize dolanıyor. Çocukluğum diye başlayan cümlelerin ardına “ne de çabuk geçti yıllar” diyerek nokta koyuyoruz.
Unutuyoruz yalnızca bir tane hayatımız olduğunu. Sahip olduğumuz becerileri, bilgiyi, imkanları bu hayatı en iyi şekilde yaşamak için kullanmak varken, sevdiklerimizle huzurlu vakit geçirirken, sahip olamadıklarımız yüzünden veya mutsuz bir anı değiştirtmemizden gücümüzün yetmediği şeylerin değişmemesinden şikâyet ediyoruz. Aslında gülmek, ağlamak, mutlu ve mutsuz zamanlarımız hayata dair değil midir? Hepsi bizi insan yapan olgudan ibarettir.
Yaş alıp bir kenara çekilmektense; "neden her günüm aynı olsun? Demeliyiz. Ne anlamı kaldı yaşamanın o vakit?" Yarın neden bugünden daha verimli, daha üretken, daha başarılı, daha sağlıklı, daha bilinçli, daha huzurlu ve daha mutlu olmasın? İradesiz zamanlarımız daha çoktur. Pes ettim dediğimiz, başaramadım diye göz yaşı döktüğümüz de vardır. Ama verimli ve disiplinli zamanlarım iradesiz zamanlarımdan daha çoktur. Hele de kendi kendine “yapacaksın başaracaksın” dediğinde o motivasyon bizi istediğimiz noktaya getirir.
Bir düşünür: “İnsan, sosyal ve düşünebilen bir hayvandır.” Demiş. Katılmakla beraber bunu asosyal kalmak zorunda olduğumuzu son yıllarda hepimiz tecrübe ettik. Tamam sosyaliz, zor koşullarda enerjimizi yüksek tutmaya çalışıyoruz, olmayabilir. Belki işimizi belki sağlığımızı kaybetme riskiyle hatta talihsizliğiyle karşı karşıya kaldık. Bunların sebebi elimizde olmayan, ne yaparsak yapalım değiştiremeyeceğimiz etkenlerdi. Bize düşen sadece ama sadece elimizde bulunan imkanları değerlendirmek değil midir?
Hangi yaşta olursak olalım her şeyin başı sağlık. Bugün güne 1 litre suyun içine 1 limon sıkıp içerek başladım. Dünden daha sağlıklı mıyım? Bence evet bu kadar işte. Sağlık meselesine buradan, belki günde içilen su miktarını 2 litreden fazlaya çıkararak başlayabilirmişim. Bunun nesi zor? Sen de yapabilirsin. Bunun bir de meditasyon kısmı var. Suyla konuşuluyor, sonra içiliyor falan.
Ne ile ve nasıl mutlu oluyorsak öyle yaşamalıyız. Bir ırmak kenarında suyun ışıltısıyla sessizliği yaşamak. Bir ormanın derinliklerinde ağaç yapraklarının hışırtısı eşliğinde yürümek. Seyahat etmek, yeni yerler görmek ve yeni insanlarla tanışmak dost olmak. Hayvanları dost edinmek, onlarında birer dilsiz canlı olduğunun farkına varmak. Düşkünlere ve ihtiyaç sahiplerine gücümüz yettiğince yardım etmek, insan olarak en büyük motivasyon ve yaşamın gayesidir. Bizi mutlu edecek adımlardır.
Yaş dediğimi olgunun sadece bir rakamdan ibaret olduğunu idrak etmeliyiz. İnsanca denilen bir dili konuşmalıyız. Kötülüğün, zulmün ve şiddetin olmadığı bir dünya yaratmalıyız. Yaşam bu elbet bir zamanı geldiğinde son bulacak, fakat yaptığın güzellikler hep seninle beraber, sen bu dünyada olmasan dahi yaşatılacak.
İnsan her yaşta mutlu olmayı bilmeli ve ömür hiç bitmeyecekmiş misali kendini motive etmeli. Unutmayalım bu dünyada sadece geçiyoruz ve hepimiz birer yolcuyuz. Aşık Veysel’in türkülere döktüğü satırlar gibi “iki kapılı bir handa yürüyoruz gündüz gece” yaşam umarsızca ve sorumsuzca yaşamaktan ibaret değildir. Unutmayalım hayat bir gündür o da bu gündür. Her şey biter insan gider, insan gelir bu dünya elbet döner. Şu gök kubbede bir hoş seda bıraka bildiysen ne mutlu sana.
Sağlıcakla…