Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
6°
Ara

Yeni gerçeklik

YAYINLAMA:
Yeni gerçeklik

Yeni ortaya çıkan dünya düzeni birçok ülkeyi istikrarsız hissettiriyor. Artık ABD ve Çin gibi iki büyük gücün giderek daha fazla şekillendirdiği bir dünyada yaşıyoruz. Dünyanın orta ölçekli güçleri, yeni dünya düzeninde ezilip kalmamak için yoğun çaba harcıyorlar. Kanada Başbakanı Mark Carney geçtiğimiz günlerde Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nda "Orta güçler birlikte hareket etmeli, çünkü masada olmazsak menüde oluruz" diyordu.
 

Bu konu uzun süredir dünya siyasetinin gündemi. The Wall Street Journal Almanya büro şefi Bertrand Benoit ile İngiltere büro şefi David Luhnow ortaklaşa uzun bir yazıda bu konuyu ele almışlar. ‘ABD ve Çin'in baskısı altında kalan dünyanın orta güçleri güçlerini bir araya getiriyor‘ diyorlar. Cornell Üniversitesi'nde ekonomist Eswar Prasad ‘Dünyanın geri kalanı bu iki alternatifi görüyor ve bu iki kutup arasında gidip geliyor‘ diyor.
 

Londra'daki Royal United Services Institute düşünce kuruluşunda uluslararası güvenlik çalışmaları direktörü olan Neil Melvin de dünyanın ülkelerin daha küçük güven grupları halinde kümelendiği bir döneme girdiğini söylüyor. Ancak orta güçlerin, özellikle farklı değerlere sahip olmaları durumunda, ortak zemin bulmakta zorlanacakları konusunda da uyarıyor. Tabii sorun orta güçlerin çeşitli olmasından kaynaklanıyor.
 

Aspen Enstitüsü Almanya'nın yöneticisi Stormy-Annika Mildner'e göre de  orta güçler giderek kendilerini korumaya çalışıyor: süper güçlere olan bağımlılıklarını azaltmak için kendi yeterliliklerini artırmak ve tedarik zincirleri, ticaret yolları veya güvenlik işbirliği gibi belirli konularda diğer orta güçlerle ittifaklar kurmak istiyorlar. Ancak bunların hiçbiri kolay ya da hızlı olmayacak. Mesele doğru konular için doğru koalisyonları bulmak.
 

Yaşadığım ülke Almanya’ya bakarsak şöyle tablo görüyoruz. Uzun süredir güvenliği için ABD'ye, büyümesi için ise Çin'e bağımlı olan Almanya kendi yolunu çizmeye çalışıyor. Başkan Trump'ın müttefiklere yönelik eleştirileri, Almanya'nın ABD korumasına olan bağımlılığını sorgulanır hale getirdi. Ayrıca Çin'in merkantilist politikaları, yıllarca Çin'in hızlı büyümesine bağımlı olan Almanya ekonomisi için ciddi bir tehdit olarak ortaya çıktı.
 

Uzun süredir Çin'e şüpheyle yaklaşan Alman Şansölye Friedrich Merz Çin’e  ilk ziyaretini gerçekleştirerek Pekin'e gitti ve en büyük ticaret ortağıyla yeni bir yaklaşım belirlemeye çalıştı. Alman yetkililere göre, Merz, Trump'ın yeni ticaret politikalarının ardından ABD ve Avrupa arasındaki gelecekteki ticaret ilişkileri hakkında netlik aramak için Salı günü de Washington'a gidecek. Başkan Trump ile görüşecek.

Daha önce de İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Kanada Başbakanı Mark Carney , Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İspanya Cumhurbaşkanı Pedro Sanchez'in Pekin'i ziyaret etmesi, bu ülkeler ile Çin arasında ABD'ye karşı denge kurmak için bir "yeniden başlatma" görüşmelerini alevlendirdi. Ancak Almanya, Çin ile ilişkileri yeniden düzenlemenin ne kadar zor olduğunu gösteriyor.
 

Almanya'nın otomobil üreticileri, makine aletleri üreticileri ve kimya üreticileri -son otuz yılda Çin'e devasa yatırımlar yapmış kritik sektörler- Çin pazarında acımasız bir rekabetle mücadele ediyor. Bir zamanlar satışlarının yüzde 40'ına ve hatta karının daha da büyük bir kısmını Çin'de gerçekleştiren Volkswagen oradaki pazar payının çöküşünü gördü  ve bu durum şirketi yaklaşık 90 yıllık tarihindeki en büyük işten çıkarmalara zorluyor.
 

Çin şoku, Almanya için yepyeni bir gerçeklik. Almanya 21. yüzyılın büyük bölümünde Çin'in dünyaya ucuz tüketim malları üretmek için ihtiyacı olan araçları, fabrikaları ve altyapıyı satarak, ülkenin hızla büyüyen potansiyelinden faydalanabiliyordu. Bu artık sona erdi. 2025‘te Çin'den Almanya'ya yapılan mal ithalatı yüzde 8,8 artarken, Almanya'nın Çin'e ihracatı yüzde 9,7 azaldı ve Almanya'nın Çin ile ticaret açığı yüzde 33 arttı.
 

Ticaret gibi alanlarda kolay seçenekler azdır. ABD uzun zamandır küresel talebin motoru oldu, ancak şimdi kendini kapatarak diğer ülkelerin ihracatlarını satma seçeneklerini sınırlandırmakta. Çin de bir alternatif değil çünkü diğer ülkelerden satın almak yerine onlara satış yapmaya odaklanmış durumda. Bu durumda "orta güçler" için izlenecek yol nedir? Bu sorunun cevabı kolay değil. John Lennon’un  ‘Nobody Told Me‘ şarkısında söylediği ‘Gerçekten de tuhaf günler‘ den geçiyoruz galiba.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *