Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
11°
Ara

Cengizhan Kaya ile zamanı aşan satırlar

YAYINLAMA:
Cengizhan Kaya ile zamanı aşan satırlar

AYIP OLMAZ MI’DAN GALATASARAY’A ROCK MARŞI

Türk rock müziğinin yükselen gruplarından AYIP OLMAZ MI, Galatasaray için hazırladığı özel marşla hem müzik hem de spor dünyasında dikkat çekici bir başarıya imza attı. Daha önce haberi yapılmasına rağmen henüz yayınlanmamış olan “Galatasaray Marşı”, yayına girdikten sonra yalnızca iki hafta içinde YouTube’da 500 bin izlenmeyi aşarak kısa sürede gündem oldu. Kınay Production etiketiyle yayınlanan ve yalnızca Ayıp Olmaz Mı’nın resmi YouTube kanalında yer alan marşın sözleri Burak Öneği imzası taşırken, müziği grubun kendisine ait. Mastering çalışması yine Burak Öneği tarafından yapılırken, prodüksiyon süreci BCG Production tarafından üstlenildi. Tribün kültürünü ve Galatasaray ruhunu güçlü bir dille yansıtan marşta geçen “Kalbimiz yanar adınla, savaşırız hep inatla… Haydi yürü Galatasaray!” ve “Aslan gibi savaşırız, Cimbom için yanarız; bir oluruz, tek oluruz, şampiyon Galatasarayız!” dizeleri taraftarlar arasında kısa sürede karşılık buldu. Şarkı için hazırlanan yüksek bütçeli, yapay zekâ destekli video klip, yenilikçi görsel diliyle öne çıktı. Klip; YouTube’un yanı sıra Instagram, TikTok ve X başta olmak üzere birçok sosyal medya platformunda hızla yayılarak milyonlara ulaşan toplam etkileşim elde etti. Bu başarı, grubun dijital alandaki gücünü de gözler önüne serdi. Son aylarda arka arkaya yayınladığı 6 yeni şarkıyla rock sahnesinde güçlü bir çıkış yakalayan AYIP OLMAZ MI, üretim sürecini hız kesmeden sürdürüyor. Grup, Şubat ve Mart aylarında üç yeni şarkı daha yayınlamaya hazırlanırken, uzun bir aranın ardından Nisan ayında sahnelere dönmeyi planlıyor.

CAFER TAŞDELEN’DEN İÇSEL BİR YOLCULUK: “DARDIR SOKAKLARIM”

Müziğini yaşanmışlıklarından besleyen Cafer Taşdelen, uzun bir aranın ardından kendi besteleriyle müziğe güçlü bir dönüş yapıyor. Sanatçının yeni eseri “Dardır Sokaklarım”, bireyin iç dünyasında sıkışmışlığını, daralan sokaklar metaforu üzerinden anlatan samimi ve çarpıcı bir çalışma olarak dikkat çekiyor. 1985 yılında Hollanda’da dünyaya gelen Cafer Taşdelen, küçük yaşta ailesiyle birlikte Türkiye’ye döndü. Müziğe ilgisi ilkokul yıllarında başlayan Taşdelen, bu dönemde gitar çalmayı öğrenerek kendi müzikal yolculuğunun ilk adımlarını attı. Üniversite yıllarında Kayıt Dışı adlı rock grubuyla sahne alan sanatçı, verdiği uzun aranın ardından solo projeleriyle yeniden dinleyiciyle buluşuyor. “Dardır Sokaklarım”, Psychedelic Rock, Alternatif Rock ve Folk tınılarının bir araya geldiği güçlü bir altyapıya sahip. Söz ve bestesi Cafer Taşdelen’e ait olan eserde, bireysel sıkışmışlık, iç hesaplaşma ve çıkış arayışı yalın ama etkili bir dille işleniyor. Elektro ve akustik gitarlarda Orçun Babak, bas gitarda Serkan Güneyi, davulda Derun Tekelioğlu, synth’lerde ise Koray Aydos yer alıyor. Mix ve mastering süreci de yine Koray Aydos imzası taşıyor. Yapımcı koltuğunda ise Neumes Studio bulunuyor. Şarkının klibi de en az müziği kadar güçlü bir anlatı sunuyor. Senaryo ve kurgu Cafer Taşdelen’e aitken, video edit Burak Özer tarafından gerçekleştirildi. Kamerada Burak Özer ve Emir Özer’in yer aldığı klip, Halfeti’nin Vahna Köyü’nde çekildi. Doğal mekânların ve sade anlatımın öne çıktığı klipte, içsel daralma duygusu görsel olarak da etkileyici biçimde yansıtılıyor. Kapak tasarımı Mevlut Bak imzası taşırken, çekim ekibinde Tekin Kaya, Mustafa Aydın, Şükrü Acar, Aziz İnal ve Mehmet Sungur yer alıyor. Klipte ayrıca Kara adlı at ve Titik isimli hamster da sembolik detaylar olarak dikkat çekiyor. Sanatçı, klip çekimlerinde desteklerini esirgemeyen Halfeti / Vahna Köyü gençlerine özel bir teşekkür sunuyor. “Dardır Sokaklarım”, hem müzikal altyapısı hem de samimi anlatımıyla, Cafer Taşdelen’in yeni döneminin güçlü bir habercisi olarak öne çıkıyor. İçe dönük ama evrensel bir duyguyu yakalayan eser, alternatif müzik dinleyicisinin radarına girmeye aday.

4YOL’DAN DUYGUSAL VE SERT BİR DÖNÜŞ: “HAYATININ BİR KÖŞESİNDEN” ŞİMDİ YAYINDA

İstanbul rock sahnesinin köklü gruplarından 4YOL, yeni teklisi “Hayatının Bir Köşesinden” ile dinleyicisini geçmişle yüzleşmeye davet ediyor. Grup, 29 Ocak 2026 itibarıyla tüm dijital platformlarda yerini alan bu çalışmasıyla, vazgeçişin ve özlemin sert ama samimi hikâyesini modern rock sound’uyla buluşturuyor. Söz ve müziği Şehmus Şerbetçi imzası taşıyan şarkı, “Sevmiyorsun beni, belki çok istedin” cümlesiyle başlayan içten anlatımıyla dikkat çekiyor. Hüzünlü bir girişin ardından patlayan davullar ve kirli gitar tonları, 90’lar Türkçe rock ruhuna güçlü bir selam gönderirken; günümüz alternatif rock dinamikleriyle de güncel bir kimlik kazanıyor. Şarkının düzenlemesi grubun kendisi tarafından yapılırken, miks ve mastering süreci Matthew Brett Productions tarafından üstleniliyor. Yıllara yayılan dostluklarını müzikal bir ortaklığa dönüştüren Erhan Eriş (Vokal), Berk Arıhan (Gitar), Şehmus Şerbetçi (Bas) ve Orçun Oktaygil (Davul), bu yeni çalışmada en olgun dönemlerinden birini yansıtıyor. Bir dönem Multipass adıyla da tanınan ekip, 2022 yılında 4YOL ismiyle yeniden bir araya gelmiş; “Arama Sorma” ve “Poseidon” gibi şarkılarla rock dinleyicisinin beğenisini kazanmıştı. “Hayatının Bir Köşesinden”, grubun diskografisinde hem duygusal hem de müzikal açıdan özel bir yere oturuyor. Şarkının video klibi, grubun vokalisti Erhan Eriş idaresinde Ai ile  oluşturulurken, görsel dilde de parçanın içsel ve karanlık atmosferi başarıyla yansıtılıyor. Bağımsız olarak yayınlanan “Hayatının Bir Köşesinden”, kalbin derinliklerine dokunan sözleri ve güçlü sound’u ile 4YOL’un rock yolculuğunda yeni bir dönüm noktası olarak öne çıkıyor. Rock’un duygu yüklü yüzünü özleyenler için 4YOL, “Hayatının Bir Köşesinden” ile güçlü bir hatırlatma yapıyor.

YAZAR GÜLKİBAR ALKAN KIRILMAZ: SANATI YAŞAMA DÖNÜŞTÜREN ÇOK YÖNLÜ BİR KALEM

1978 yılında İstanbul’da dünyaya gelen yazar, eğitmen ve sanatçı Gülkibar Alkan Kırılmaz, henüz iki yaşındayken ailesiyle birlikte Avusturya’ya taşındı. Çocukluğundan itibaren iki kültür arasında büyüyen Kırılmaz, bu çok katmanlı yaşam deneyimini edebiyat ve görsel sanatla harmanlayan özgün bir anlatı dili geliştirdi. Bugün hem kalemi hem de çizgileriyle dikkat çeken Kırılmaz, çağdaş edebiyatın çok yönlü isimleri arasında yer alıyor. Mesleki yaşamında Almanca ve Güzel Sanatlar (çizim) öğretmeni olarak görev yapan Kırılmaz, sanatı yalnızca bir üretim alanı değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi olarak görüyor. Yazı yolculuğuna 12 yaşında günlük tutarak başlayan yazar, genç yaşlardan itibaren edebiyat yarışmalarına katılarak kendini geliştirdi. Disiplinli çalışma alışkanlığıyla sanatsal sezgiyi bir araya getiren bu süreç, onun edebi kimliğinin temel taşlarını oluşturdu. 15 yaşından bu yana Avusturya merkezli Hainburg Yazarlar Grubu’nun aktif bir üyesi olan Kırılmaz; Avusturya, Almanya ve Slovakya’da düzenlenen çok sayıda edebiyat söyleşisi ve kültürel etkinlikte yer aldı. Grup çalışmaları kapsamında birçok ortak kitaba katkı sunarken, yıllar içinde kendi sesini olgunlaştırdı. Bu birikimin en somut yansıması ise ilk kişisel kitabı “Şimdiyi Özlemek” oldu. Şiir ve öykülerden oluşan eser, yalnızca edebi içeriğiyle değil, kitabın içindeki tüm çizimlerin ve kapak görselinin de yazarın kendisine ait olmasıyla dikkat çekiyor. Böylece Gülkibar Alkan Kırılmaz, yazı ve görsel sanatı tek bir anlatı çatısı altında buluşturarak okura bütüncül bir sanat deneyimi sunuyor. Kitap, Türkçe’nin yanı sıra Almanca olarak da yayımlandı ve Amazon üzerinden okurla buluştu. Kendi imkânlarıyla hayata geçirilen bu proje, ardındaki emeği ve kararlılığı da gözler önüne seriyor. Kırılmaz’ın sanatsal duyarlılığı yalnızca edebiyatla sınırlı değil. Kitabın yayımlandığı dönemde okurlarına hediye edilmek üzere hazırlattığı ağaç tohumlu ayraçlar, onun çevresel duyarlılığını ve toplumsal farkındalığını da ortaya koyuyor. Orman yangınlarına karşı sembolik de olsa bir katkı sunmayı amaçlayan bu jest, yazarın değer dünyasını yansıtan anlamlı bir detay olarak öne çıkıyor. Güçlü iletişimi, pozitif enerjisi, kendine özgü çalışma tarzı ve özgün projeleriyle dikkat çeken Gülkibar Alkan Kırılmaz; çok yönlü birikimi, vizyonu ve sanata duyduğu içten bağlılıkla edebiyat yolculuğunu kararlılıkla sürdürüyor. Yeni projeleri arasında bir roman çalışması da bulunan Kırılmaz, yazmaya tutkuyla devam ederken, okuruna da şu mesajı veriyor: “Sizi ne mutlu ediyorsa onu yapın; çünkü mutluluk üretkenliğin en güçlü kaynağıdır.”

AKADEMİDEN TOPLUMA UZANAN BİR SAĞLIK KÖPRÜSÜ: DOÇ. DR. NEŞE MEHMETOĞLU

Halk sağlığını yalnızca istatistikler, tablolar ve epidemiyolojik veriler üzerinden okumayan; onu yaşamın tam merkezine yerleştiren bir isim Doç. Dr. Neşe Mehmetoğlu. Akademik bilgiyi toplumsal faydaya dönüştürme konusundaki istikrarlı duruşu, özgün projeleri ve insan odaklı yaklaşımıyla, Türkiye’de halk sağlığı alanında dikkat çeken akademisyenler arasında yer alıyor. 2007 yılında Hacettepe Üniversitesi’nden mezun olan Mehmetoğlu’nun bilimsel yolculuğu, İnönü Üniversitesi’nde tamamladığı doktora süreciyle derinleşti. Halen Malatya Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde akademik çalışmalarını sürdüren Mehmetoğlu, akademiyi toplumdan kopuk bir alan olarak değil, doğrudan toplumun hizmetinde bir güç olarak konumlandırıyor. Akademik kariyeri boyunca kaleme aldığı 50’den fazla bilimsel makale ve üstlendiği dergi editörlükleri, onun bilimsel üretkenliğini ortaya koyarken; asıl farkını yaratan unsur, bu bilgileri toplumun her kesimine ulaştırma konusundaki kararlılığı. Mehmetoğlu’na göre gerçek başarı, bilginin sokağa, eve ve insan hayatına temas edebilmesinde gizli. Bu yaklaşımın en güçlü örneklerinden biri, yürütücülüğünü üstlendiği Malatya Turgut Özal Üniversitesi Tazelenme Üniversitesi Projesi. 60 yaş üstü bireyleri yaşam boyu öğrenme modeliyle yeniden hayatın aktif öznesi haline getiren bu proje, yaşlılığı bir “geri çekilme” dönemi olmaktan çıkararak, deneyimle bilginin buluştuğu bir “tazelenme” sürecine dönüştürüyor. Sosyal izolasyonun önüne geçen ve ileri yaş bireylere toplumsal saygınlık kazandıran bu çalışma, Mehmetoğlu’nun meslek hayatındaki en anlamlı adımlardan biri olarak öne çıkıyor. Toplumsal etkiyi yalnızca yaşlı bireylerle sınırlamayan Mehmetoğlu, çocuklara yönelik kaleme aldığı “Halk Sağlığının Gizemli Tarihi” adlı çalışmasıyla da sağlık bilincini erken yaşlarda bir kültür haline getirmeyi hedefliyor. Bilimi çocukların dünyasına sade, anlaşılır ve ilgi çekici bir dille taşıyan bu eser, geleceğin sağlıklı toplumunu inşa etmeye yönelik vizyonunun önemli bir parçası. Yerel yönetimler, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları tarafından layık görülen “Toplum Sağlığına Katkı”, “Sosyal Sorumluluk Özel Ödülü” ve “Yılın Akademisyeni” gibi ödüller, onun sahadaki emeğinin ve sosyal duyarlılığının somut göstergesi. Evde bakım verenlere yönelik saha çalışmaları ve sağlık okuryazarlığını artırmaya yönelik projeleri ise halk sağlığının yalnızca akademik kürsülerde değil, toplumun tam kalbinde var olduğunu kanıtlıyor. Bugün bir akademisyen, bir anne ve bir halk sağlığı gönüllüsü olarak üretmeye devam eden Doç. Dr. Neşe Mehmetoğlu; kendine özgü çalışma tarzı, çok yönlü birikimi, güçlü iletişimi, pozitif enerjisi ve vizyoner bakışıyla fark yaratıyor. Bilimsel titizliği toplumsal vicdanla harmanlayan duruşu, onu yalnızca başarılı bir akademisyen değil, ilham veren bir rol model haline getiriyor. Çünkü onun da inandığı gibi; bir bilim insanının gerçek mirası, yalnızca yayımladığı makaleler değil, dokunduğu ve değiştirdiği hayatlardır.

AKADEMİK OLARAK GENİŞLETİLMİŞ BASKISIYLA “SESSİZ AŞK TERAPİSİ” YENİDEN OKURLA BULUŞUYOR

Hukukçu ve yazar Av. Serra Taşköprü’nün ilk baskısıyla geniş yankı uyandıran eseri Sessiz Aşk Terapisi, akademik olarak genişletilmiş yeni baskısıyla yeniden okurla buluşuyor. Terapist–danışan ilişkisindeki etik sınırlar, sessiz manipülasyon biçimleri ve güç dengelerini odağına alan kitap, bu kez psikoterapi alanındaki uzmanlara, akademisyenlere ve terapi süreçlerine ilgi duyan geniş bir okur kitlesine daha derinlikli bir analiz sunuyor. Taşköprü, terapi odasının çoğu zaman “güvenli bir iyileşme alanı” olarak görülmesine karşın, aslında ciddi bir güç asimetrisi barındırdığına dikkat çekiyor. Bir tarafta otorite, bilgi ve profesyonellik; diğer tarafta ise kırılganlık, güven ihtiyacı ve çaresizlik yer alıyor. Bu dengenin bozulması hâlinde terapi sürecinin iyileştirici olmaktan çıkıp, “sessiz şiddet” olarak tanımlanan psikolojik bir sarsıntıya dönüşebileceği vurgulanıyor. Genişletilmiş baskıda, altı yıl boyunca yalnızca muayene düzeyinde süren bir psikiyatri ilişkisinin, danışanın farkında olmadan geliştirdiği duygularla nasıl yön değiştirdiği akademik referanslar eşliğinde inceleniyor. Danışanın duygularını ifade edip süreçten çekilmesiyle başlayan sessiz çatışma; psikodinamik açıklamalar ve etik değerlendirmelerle daha kapsamlı biçimde ele alınıyor. Kitap, “Terapistin sessizliği profesyonel bir teknik midir, yoksa duygusal bir kaçış mı?” ve “Danışanın hisleri bir yanılsama mı, bastırılmış bir gerçeğin yansıması mı?” gibi çarpıcı sorular üzerinden ilerliyor. Av. Serra Taşköprü, bu baskıda Psikiyatrist Prof. Dr. Kaan Kora’ya da teşekkürlerini sunuyor. Sessiz Aşk Terapisi, terapötik dünyanın karanlıkta kalan yönlerine ışık tutan, eleştirel ve öğretici bir başvuru eseri olarak raflardaki yerini alıyor.

 

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *