Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
9°
Ara

Bozulan dünya mı yoksa insan mı!

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Bozulan dünya mı yoksa insan mı!

Dünya mı bozuldu, yoksa onu var eden insan mı?

Bu sorunun cevabı, başlı başına bir vicdan muhasebesidir. Çünkü insan bozulmadan dünyanın bozulması mümkün değildir. Toprağı kirleten de, sınırları kanla çizen de, adaleti terazisinden düşüren de insandır.

Bu yazıda anlatmak istediğim tam olarak budur: Bozulan insanın, yaşadığı coğrafyayı nasıl bir felakete sürüklediği… Kendi çıkarı uğruna dünyayı nasıl ateşe verdiği…
Son yıllarda dünyaya baktığımızda, güçlü olanın zayıfı ezmeyi artık gizleme gereği bile duymadığını görüyoruz. Adalet, yalnızca söylemlerde kalan süslü bir kelimeye dönüşmüş durumda. Güçlü devletler, zayıf olanların kaderini belirleme cüretini kendilerinde hak olarak görüyor.
Oysa bu sahne bize hiç yabancı değil. Tarih, bu filmi daha önce defalarca oynattı. Birinci Dünya Savaşı öncesi de tablo tam olarak buydu: Güçlü olan işgal etmek istedi, zayıf olan direnmeye çalıştı. Sonuç, milyonlarca insanın toprağa düşmesi oldu.

1930’larda yükselen huzursuzluk, bugün yeniden sahnede. Aradan geçen onca yıla rağmen, insanlık sanki hiçbir şey öğrenmemiş gibi. Aynı hırs, aynı açgözlülük, aynı kör güç tutkusu… Sadece silahlar değişti, niyetler hiç değişmedi.

Hatırlayalım:
Almanya’nın yükselişiyle bozulan dengeleri,
Avrupa’da artan güç eşitsizliğini,
Silahlanma yarışını,

Afrika ve Asya’nın birer ganimet gibi paylaşılmasını,
Milliyetçiliğin zehirli tohumlarını
ve bir suikastle alev alan dünya yangınını…
Sonrasında gelen iki büyük savaş, insanlığa ağır bir bedel ödetti. Milyonlarca can yitip gitti. Ardından “bir daha asla” denilerek NATO kuruldu, Varşova Paktı oluşturuldu, Avrupa Birliği hayata geçirildi. Sözde denge sağlandı.

Ama görüyoruz ki bu denge, pamuk ipliğine bağlıymış.
Bugün Amerika, müttefiklerine açıkça şunu söylüyor:
“Parayı ben ödüyorsam, kuralları da ben koyarım.”
Toprak istiyor, vergi dayatıyor, itaat bekliyor. Tehdit artık örtülü değil; aleni.
Rusya, sınır tanımayan bir iştahla ilerliyor. Önce özgürlük vaat ediyor, sonra tanklarını sürüyor. Çin Tayvan’a göz dikmiş durumda. Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim ise her an yeni bir kıvılcıma dönüşebilir.

Dünya değişmedi. Sadece sahnedeki aktörler ve kostümler yenilendi.
Yuval Noah Harari, Homo Deus’ta bu gerçeği yalın bir cümleyle özetler:
İnsan, “Burası benim” dediği günden bu yana savaşmayı hiç bırakmadı.

Güç, her zaman haklı sayıldı. Dün mızrakla yapılan zulüm, bugün füzelerle yapılıyor. Yöntem modernleşti, vicdan ise hâlâ ilkel.

Bu dünyada mutlak adalet hiçbir zaman olmadı, olmayacak. Güçlü olan, karşısında durmadığın sürece her şeyi kendine hak görür. Bizler ise her seferinde daha adil bir dünya hayaliyle yola çıkar, çoğu zaman yine aynı acıyla yüzleşiriz.

Dünya bozulmadı aslında. İnsan bozuktu. Açgözlülük, merhametsizlik, yalan ve sahtekârlık; yöneticilerin ve sistemlerin harcına karıştı.

Ve tam da bu yüzden, Doğan Cüceloğlu’nun Savaşçı kitabında söylediği söz bugün her zamankinden daha anlamlıdır:

Ahlaksızlığın, hırsızlığın ve haksızlığın hüküm sürdüğü bir dünyada temiz kalabilmek, ancak gerçek savaşçıların işidir.
İşte mesele budur.
Bozulan bir dünyada kirlenmemeyi seçebilmek…
İçimizdeki gerçek savaşçılara selam olsun.






 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *