Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
9°
Ara

Kelimelerin sihiri ve gölgesi

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Kelimelerin sihiri ve gölgesi

Dil bazen susarak konuşur.
En çok da kelimelerin gölgesinde.
Biz konuştuğumuzu sanırız,
ama çoğu zaman ima ederiz.
Söyler gibi yapar,
söylemeyerek anlatırız.
Kelimeler bazen masum değildir.
Yüzyılları sırtinda taşırlar.
Kullandıkça hafiflediklerini sanırız,
oysa her kullanımda geçmişi bugüne çağırırlar.

Mesela “sayende” deriz.
Nezaketli, zarif, teşekkür dolu gibi…
Oysa “sayende” Farsça bir kelimedir.
Kökü sâyedir.
Anlamı: gölge.
Yani birine “sayende” dediğimizde aslında şunu söyleriz:
“Senin gölgende.”
Minnet midir bu,
yoksa yük mü?
Bazen ikisi aynı anda.

Dert kelimesi gibi…
Arapça kökenlidir.
“İçte taşınan yük” demektir.
Bu yüzden herkesin derdi kendine ağırdır.
Anlatınca bitmez,
bazen anlatıldıkça derinleşir.
Keder sessizdir.
Bağırmaz, çağırmaz.
İçeride çöker.
O yüzden en çok gece gelir.

İhtimal deriz,
“olabilir” sanırız.
Ama kökü hamldir: taşımak.
Yani ihtimal,
henüz doğmamış ama içinde taşınan bir şeydir.
Bu yüzden hem umut verir
hem insanı yorar.

Merhamet…
Kökü rahmdır.
Ana rahmiyle aynı yerden gelir.
Sarmalamak, korumak, incitmemek demektir.
Bugün zayıflık sanılır,
oysa hayatın başladığı yerdir.
Sabır tutmaktır.
Diş sıkmak değil.
Dağılmamayı seçmektir.

Tahammül ise yük almaktır.
Bu yüzden tahammül edilen her şey,
insanın omzunda iz bırakır.
Nankör kelimesi…
Farsça “nan” (ekmek) ve “kör” (görmeyen).
Yediği ekmeği inkâr eden.
Belki de bu yüzden hâlâ
en ağır sitemlerden biridir.

Ama kelimelerin asıl sihri
sadece köklerinde değil,
örtük anlamlarında saklıdır.
Çünkü dil bazen susarak konuşur.

“Bir düşüneyim” deriz.
Aslında “hayır” demek isteriz.
“Sen bilirsin” deriz.
Ama içimizden “katılmıyorum” geçer.

“Yoğunum” deriz.
Meşgul değilizdir belki,
sadece öncelik vermiyoruzdur.

“Sorun yok” deriz.
Oysa sorun vardır,
konuşacak hâlimiz yoktur.

İş hayatında bu örtük dil daha da keskindir.

“Bu konuyu sonra konuşuruz” denir.
Çoğu zaman o konu bir daha hiç konuşulmaz.

“Sen profesyonelsin” denir.
Yani duygunu bir kenara bırak,
yükü al ama karşılığını sorma denir.

“Bir ekip olalım” denir.
Soru sorma, uyum sağla demektir.

“Bunu kişisel algılama” denir.
Söylenecek sözün can yakacağı bellidir.

İlişkilerde de farklı değildir.
“Abartıyorsun” denir.
Aslında “duygunla ilgilenmek istemiyorum”dur.

“Ben buyum” denir.
Yani değişmeye niyet yoktur.

İnsan kelimesi bile bunu söyler bize.
“Nisyan”dan gelir.
Unutmak.
İnsan unutur.
Bu yüzden kırar.
Bu yüzden tekrar eder.
Bu yüzden öğrenir.
Biz bu kelimeleri her gün kullanıyoruz.

Ama çoğu zaman
ne söylediğimizi değil,
neyi sakladığımızı fark etmiyoruz.
Oysa kelimeler niyeti ele verir.
Ses yükselmese de,
gölge uzar.

Ve bazen de örtük iki kelime vardır,
birlikte söylendiğinde gerçeği ele verir:

Tenzil;
bir emeğin değerinin,
ölçüyle değil,
anlık bir algıyla aşağı çekilmesidir. 

Takdir zafiyeti ise;
emeği görmemek değil,
yanlış yerden bakmaktır.
Bir değerlendirme;
kişisel bir gerilimin gölgesinde eksiliyorsa,
orada artık adil bir ölçüm değil,
tenzil vardır.
Ve eğer bu eksiltme,
sürekliliği olan bir emeği yok sayıyorsa,
bu bir hesap hatası değil,
takdir zafiyetidir.
Oysa değer;
hesap tablolarında değil,
zamanın sabrında ölçülür.
Bir emeğin karşılığı,
tek bir anın gölgesine,
geçici bir öfkeye,
yarım bir kanaate sığdırılamaz.
Çünkü emek;
söylenmeyenlerin,
görmezden gelinenlerin,
sessizce katlanılanların toplamıdır.

Değer, suizanla değil;
hüsnüzanla bakabilen bir akılla korunur.

Kelimeler gibi insanlar da
hak ettikleri yerde durmak ister.

Ne gölgeden medet umar,
ne de eksiltilmiş bir kıymete razı olur.
Tenzil edilen sadece bir sayı değildir;
insanın kendine tuttuğu aynadır.
Ve o ayna bir kez çizildi mi,
izini uzun süre taşır.
Takdir zafiyeti ise
en çok sessizleri yaralar.
Çünkü sesi çıkmayanın emeği
çoğu zaman duyulmaz sanılır.

Oysa dil bazen susarak konuşur.
Ve suskunluğun anlattığını,
zaman bile kolay kolay silemez

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *