Zamanı aşan satırlar
ANADOLU’NUN SESİ OPERAYLA YÜKSELİYOR: CEYLAN MİRA BALCI
Türkiye’nin önde gelen soprano yorumcularından ve Anadolu'da Opera projesinin kurucusu Ceylan Mira Balcı, operatik vokal tekniği Anadolu’nun kadim kültürüyle buluşturan özgün sahne diliyle son yılların en dikkat çeken sanatçılarından biri olarak öne çıkıyor. Üç oktavlık güçlü soprano rengi, sahnedeki yüksek hâkimiyeti ve izleyiciyi içine alan dramatik yorumu ile Balcı, opera sanatına yerli, çağdaş ve etkileyici bir yorum kazandırıyor. Müzik eğitimine Mersin Üniversitesi’nde başlayan Balcı, İstanbul Üniversitesi’nde müzik ve sahne sanatları alanındaki çalışmalarını sürdürdü. Opera ve vokal tekniğindeki uzmanlığını Devlet Konservatuvarı – Yeditepe Üniversitesi Yüksek Lisans Programı ile pekiştiren sanatçı, hâlen Haram Üniversitesi’nde operatik performans, müzik pedagojisi ve sahne sanatı alanlarında akademik çalışmalarına devam ediyor. Akademik disiplini sahne pratiğiyle birleştiren Balcı, güçlü bir entelektüel altyapıya sahip sanatçı kimliğiyle dikkat çekiyor. Ceylan Mira Balcı’yı benzerlerinden ayıran en önemli unsur ise kurucusu olduğu Anadolu Opera Derneği çatısı altında yürütülen Anadolu'da Opera projesi. Balcı, opera sanatını yalnızca büyük salonlarla sınırlamayı reddederek Türkiye’de ilk kez bu sanatı köylere, kasabalara, ilçelere ve yaylalara taşıyan öncü bir misyon üstleniyor. Anadolu’nun yerel dokusuyla klasik repertuarı sahnede sentezleyen bu proje, sanatın merkezden çevreye yayılması konusunda örnek bir kültür modeli olarak öne çıkıyor. Opera Anadolu’da projesi, yakın dönemde T.C. İçişleri Bakanlığı’nın resmî onayı ve desteğini alarak Türkiye’nin kültür politikalarında örnek gösterilen çalışmalar arasında yer aldı. Yorumculuğunun yanı sıra beste ve düzenleme çalışmaları da yapan Balcı’nın operatik türkü düzenlemeleri, tematik konser aranjmanları ve sahne uyarlamaları çeşitli projelerde seslendirilmiştir. MESAM üyesi olan sanatçı, üretkenliği ve çok yönlü sanatsal birikimiyle çağdaş opera anlayışının güçlü temsilcilerinden biri olarak kabul ediliyor. Sanat yaşamı boyunca valilikler, belediyeler, bakanlıklar, uluslararası kültür kurumları ve diplomatik temsilciliklerin davetleriyle birçok protokol konseri, açılış galası ve resmî etkinlikte sahne alan Balcı, yabancı konuklara ve uluslararası heyetlere yönelik performanslarıyla Türkiye’yi başarıyla temsil etti. Bu çalışmalar, kendisine çeşitli onur ödülleri ve başarı plaketleri kazandırdı. Eğitim alanındaki nitelikli çalışmaları da takdir gören Balcı, 2023 yılında “Yılın Öğretmeni” seçilerek Millî Eğitim Bakanlığı tarafından Ankara’da ağırlanmış, dönemin Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile gerçekleştirdiği özel müzik sohbeti ve seslendirdiği eser ulusal basında geniş yankı uyandırmıştır. Bu onurlandırma, Balcı’nın hem sanat hem eğitim alanında örnek gösterilen bir isim olmasını pekiştirmiştir. Ulusal televizyon kanalları, gazeteler ve dijital medya platformlarında geniş yer bulan projeleriyle Ceylan Mira Balcı, antik kentlerde, tarihî açık hava alanlarında ve Anadolu’nun farklı noktalarında gerçekleştirdiği performanslarla opera sanatını geniş kitlelerle buluşturmaya devam ediyor. Güçlü iletişimi, pozitif enerjisi, kendine özgü çalışma tarzı, vizyonu, sahnedeki ışıltısı ve estetik duruşuyla dikkat çeken Balcı, sesi “ruhun ışığı ve insanlık mirasının taşıyıcısı” olarak tanımlıyor. Âşıkların ve ozanların izinden yürüyerek Büyük Türk kültürünü Batı’nın opera geleneğiyle aynı sahnede buluşturan Ceylan Mira Balcı, bugün Türkiye’nin yeni nesil kültür elçilerinden biri olarak anılıyor.

Demet Erdoğan: “Yazmak, benim hayatta ‘anda’ kalma biçimim”
Turuncu Mevsim kitabının yazarı Demet Erdoğan, yazarlık serüvenini ve edebiyata bakışını içten bir dille anlattı. Yazmayı yalnızca bir üretim alanı değil, bir varoluş biçimi olarak gören Erdoğan, metinlerinin ilk okurunun her zaman kendisi olduğunu söylüyor. Ardından yazdıklarını eşinin okumasının, yazarlık yolculuğunda yönünü ve heyecanını belirleyen önemli bir etken olduğunu vurguluyor.
Yazarlıkta onay ve takdirin insani bir ihtiyaç olduğuna dikkat çeken Erdoğan, yazının doğası gereği yalnız bir uğraş olduğunu ancak bu yolda sizi anlayan ve inanan insanların varlığının çok kıymetli olduğunu ifade ediyor. Ona göre yazarlık; sabır, disiplin ve cesaret isteyen uzun soluklu bir yolculuk.
Bir eserin okurla buluşmadan önce yazarın zihninde ve kalbinde tamamlanması gerektiğini belirten Erdoğan, yazmanın yalnızca ilhamla değil; okuma, araştırma, tekrar ve editoryal süreçlerle güçlenen ciddi bir emek alanı olduğunu söylüyor. Yazar adaylarına, yazdıklarını dünyaya teslim etmeden önce defalarca gözden geçirmelerini öneriyor.
Friedrich Schiller’in “saf ve düşünceli şair” ayrımına değinen Erdoğan, şiirde kendisini “saf”, romanda ise “düşünceli” tarafta gördüğünü dile getiriyor. Şiirin kendisine geldiğini, masaya oturup şiir yazmadığını söyleyen yazar için müzik, özellikle klasik ve enstrümantal müzik, yazının vazgeçilmez bir parçası.
Yazarlık hayalinin altı yaşında başladığını anlatan Demet Erdoğan’ın ilk şiir kitabı Beyaz Aşk & Kırmızı Gül 2016’da, Turuncu Mevsim ise 2020’de yayımlandı. Turuncu Mevsim, 2024’te Amazon üzerinden 20 ülkede okura ulaştı ve 2025 Aralık ayında İkinci Adam Yayınları’ndan ikinci baskısını yaptı.
“Şiiri ben seçmedim, şiir beni seçti” diyen Erdoğan, yazmanın kendisi için hayata tutunma biçimi olduğunu vurguluyor. Ona göre yazarlık, öğrenerek büyüyen, adanmışlık ve hayal gücüyle beslenen bir yolculuk.

IAAF FUARI’NDA EBRU CANDAN’DAN “KÖKLER SERİSİ” BULUŞMASI
“Toprakla aramızdaki görünmez bağı renklerle anlatmak istedim.”
Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı (IAAF), 3 Aralık VIP açılışının ardından 4–7 Aralık tarihlerinde Lütfi Kırdar Kongre ve Sanat Merkezi’nde sanatseverlerle buluştu. Fuarın ilgi çeken bölümlerinden biri, sanatçı Ebru Candan’ın 8 eserden oluşan “Kökler Serisi” oldu.
Doğanın hafızasını, zamanın izlerini ve toprağın derin katmanlarını yorumlayan serisi hakkında konuşan Candan, duygusunu şu sözlerle ifade etti:
“Kökler Serisi benim için sadece doğayı anlatmak değil; belleğin, aidiyetin ve toprağa tutunuşun resimsel karşılığı. Renkleri, dokuları ve akışları bu görünmez bağı hissettirmek için kullandım.”
Turkuaz, mor ve toprak tonlarının hâkim olduğu çalışmalarıyla ziyaretçilerin uzun süre incelediği bir alan oluşturan Candan, seriye gelen ilgiden memnun olduğunu belirterek:
“Sanatseverlerin seriyi hissederek gezmesi beni çok mutlu etti. Her eserimde zamanın, toprağın ve yaşamın ritmini görünür kılmaya çalışıyorum.” dedi.
IAAF Fuarı bu yıl da çağdaş sanatın yaratıcı örneklerini geniş kitlelerle buluştururken, Ebru Candan’ın “Kökler Serisi” tematik derinliği ve modern yorumuyla fuarın öne çıkan seçkileri arasında yerini aldı.

GERÇEĞİN EŞİĞİNDE BİR YAZAR: SELİN BAK VE “SONSUZLUK KAPANI”
Türk polisiyesine güçlü ve özgün bir giriş yapan Selin Bak, ilk romanı “Sonsuzluk Kapanı” ile okuru İstanbul’un karanlık sokaklarında, bilimin etik sınırlarıyla vicdanın kesiştiği çarpıcı bir yolculuğa davet ediyor. Polisiye gerilimi toplumsal eleştiriyle harmanlayan roman, yalnızca bir suçun değil, insanlığın “sonsuzluk” arzusunun ve adaletin gri alanlarının da izini sürüyor.
Ümraniye’nin sisli sabahlarından Cevizli’nin koruluklarına, Gayrettepe Emniyet’ten mezarlıkların sessizliğine uzanan hikâye, yaşlı bir kadının kaybolmasıyla başlıyor. Ancak soruşturma ilerledikçe, İstanbul’un görünmeyen yüzü ortaya çıkıyor. Toplumun unutulmuş insanları, yasa dışı deneyler, kaybolan cesetler ve yozlaşmış kurumlar arasında ilerleyen anlatı, okuru yalnızca “fail kim?” sorusuyla değil, “vicdan nerede?” sorusuyla da yüzleştiriyor.
Selin Bak’ın anlatım gücü, gerilimi yalnızca olay örgüsünden değil, karakterlerin iç dünyasından beslemesinde yatıyor. Bilim, ölüm ve vicdan üçgeninde şekillenen roman, psikolojik derinliği yüksek, düşündürücü bir polisiye olarak öne çıkıyor. Sistem eleştirisini yüksek sesle değil, incelikli ve çarpıcı bir dille sunması, eseri türünün ötesine taşıyor.
Romanın merkezinde yer alan Başkomiser Asya, Türk polisiyesinin güçlü kadın karakterleri arasına dikkat çekici bir isim olarak ekleniyor. Cesur, tutkulu, inatçı ve kırılgan yönleriyle Asya, erkek egemen bir dünyada hem adaletin hem de kendi kimliğinin peşinde. Onun gözünden İstanbul, yalnızca bir suç mahalli değil; aynı zamanda bir ruh haritası. Komiser Çetin ise insani duruşu ve melankolik yapısıyla hikâyenin vicdan dengesini tamamlıyor.
1981 Trabzon doğumlu Selin Bak, Atatürk Üniversitesi mezunu bir hemşire. İnsan hayatına birebir temas eden mesleki deneyimi, yazarlığına güçlü bir gözlem ve empati kazandırıyor. POYABİR üyesi olan Bak’ın öyküleri daha önce Dedektif Dergi ve çeşitli seçkilerde yayımlandı.
Oğlak Yayınları etiketiyle 2025’te yayımlanan 200 sayfalık “Sonsuzluk Kapanı”, Selin Bak’ın vizyonu, özgünlüğü, güçlü iletişimi ve üretken enerjisiyle Türk polisiyesinde kalıcı bir ses olacağının güçlü bir habercisi.

TUĞBA HAMAMCI: SAHNENİN IŞILTISI, MAKYAJIN USTALIĞI
İstanbul doğumlu olan Tuğba Hamamcı, yaklaşık on yıldır makyaj sanatçısı (makeup artist) olarak sektörde adından söz ettiren, aynı zamanda müzik sahnesinde yükselen bir vokal olarak dikkat çeken çok yönlü bir isim. Hem güzellik hem de müzik dünyasında emin adımlarla ilerleyen Hamamcı, üretmeyi seven, enerjik ve işini tutkuyla yapan kişiliğiyle öne çıkıyor. Müzik yolculuğuna Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde başlayan ve eğitimine halen devam eden Hamamcı, iki yıldır profesyonel vokal olarak sahne alıyor. Aslı Hünel ile bir dönem çalışan ve ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses’e vokalistlik yapan Hamamcı, müzik kariyerindeki en özel anlarından birinin 10 Ağustos tarihinde Harbiye Açıkhava’da İbrahim Tatlıses ile aynı sahneyi paylaşmak olduğunu ifade ediyor. Hamamcı, “İbrahim Tatlıses benim için çok özel biriydi. O gece sahneye çıkmak kariyerimde unutulmaz bir andı; büyük bir gururdu” diyerek duygularını dile getiriyor. Sahnede profesyonellik ve güçlü iletişim becerileriyle öne çıkan Tuğba Hamamcı, aynı zamanda yaklaşık yedi kişilik bir orkestrayla çalışmalarını sürdürüyor. Ekibiyle birlikte düzenli olarak repertuvar hazırlayan, kendini geliştirmeye devam eden Hamamcı, gelecekte ağırlıklı olarak sahne ve vokal alanında ilerlemeyi hedefliyor. Makyaj alanında ise yalnızca makeup artist olarak değil, microblading kaş uzmanı olarak da uzmanlaşan Hamamcı, güzellik sektöründe edindiği güçlü deneyimle yüzlerce kişiye dokunmuş bir profesyonel. Üretken yapısı, özgün tarzı, vizyonu, çok yönlü birikimi ve pozitif enerjisiyle hem sahnede hem de makyaj dünyasında dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor. Hem sanat hem de güzellik alanında yetenekleriyle öne çıkan Tuğba Hamamcı, iki farklı mesleği tutkuyla sürdüren nadir isimlerden biri olarak kariyer yolculuğunu ilham verici şekilde devam ettiriyor.
