Üç gün önce önüme çok ilginç bir rapor geldi.
Tam anlamıyla “esrarengiz bir rapor...”
Esrarengiz diyorum ama öyle, el altından bana sızdırılan “gizli bir belge” değil.
Piyasada satılıyor.
“Zamanlaması” ve “hazırlayanlar” çok ilginç…
ABD-İsrail-İran savaşından sonraki ilk BM zirvesi
Birleşmiş Milletler 81’inci dönem Genel Kurulu 8 Eylül günü çalışmalarına başlıyor.
Ancak hepimizin bildiği “liderler görüşmeleri” 22 Eylül günü başlayacak.
Bu yıl BM Genel Kurulu, geçmiş yıllara göre çok ama çok daha önemli ve kritik bir dönemde başlıyor.
Çünkü dünyada bütün dengeleri altüst eden “ABD-İsrail-İran” savaşından sonraki ilk genel kurul olacak bu.
Bu genel kurula hangi liderler boynu bükük gidecek
Bu Genel Kurula bazı ülkeler boynu bükük olarak gidecek.
Mesela İsrail…
Bazıları ise geçen yıla göre daha güçlü katılacak.
Hiç kuşkusuz daha güçlü olarak katılacak liderlerden biri Cumhurbaşkanı Erdoğan olacak.
Genel kurula katılıp katılmayacağı henüz resmen açıklanmadı.
Ama geçmişe baktım, göreve geldiğinden beri pek çoğuna katılmış.
Ben katılacağından eminim çünkü bu Genel Kurul onun için tam anlamıyla bir “uluslararası performans” kürsüsü olacak.
Rapora göre “Dünya 5’ten ibarettir” dengesi çöktü
Bu genel kurula 10 gün kala önüme gelen bu rapor işte bu bakımdan çok önemli.
Çünkü raporda Erdoğan’ın “Dünya 5’ten büyüktür” tezi için çok güçlü ve yeni bir argüman var.
Rapor resmen “Dünya 5’ten büyüktür” diyor.
Öyleyse “Dünya kaçtan ibarettir?”
Bu sorunun cevabı da var.
Sizi fazla merakta bırakmadan bu raporu anlatayım.
Sömürge ve Soğuk Savaş dengesi güçleri nasıl değiştirdi
Rapor Fransızca.
Yani büyük bir ihtimalle bir Fransız kuruluşu tarafından hazırlanmış.
Adı “Dünyanın durumu 2026”.
Alt başlığı ise şöyle: “Günümüz dünyasının jeopolitiği…”
Raporun genel tezi şu: Günümüz dünyasının jeopolitiği tamamen değişmiştir…
Artık sömürge ve kolonyalizm döneminin ve Soğuk Savaş'ın ertesinde ortaya çıkmış dünya jeopolitiği altüst olmuş ve “dünya sahnesine yeni güçler çıkmıştır.”
İran savaşından sonra artık “gerçek güç” nedir
Çağımızda “güç” denilen şey nedir?
Rapor bunu ünlü Fransız siyaset bilimcisi Raymond Aron’un tanımı ile açıklıyor: “Güç kavramı, kendi iradesini kabul ettirebilme kapasitesini ifade eder.”
Gücü tarif etmeye şöyle devam ediyor: “Bu güç, devletler arasındaki hiyerarşiyi ve olayların seyrini değiştirebilir.
Dolayısıyla güç merkezleri çeşitli unsurlara dayanır: nüfus, hukuki ve askerî kaynaklar, ekonomik ve bilimsel kapasite, toplumsal ve siyasal faktörler, finans vb.
Bunlar, bir ülkenin belirli bir toprak üzerinde egemenlik kullanabilmesini sağlar.”
Ben olsam buna bir de “tehditle sindirebilme kabiliyetini” eklerdim.
Neyse ben karışmayayım bu işe…

“Dünya 5’ten ibarettir” diyen eski güçler kimlerdi
Bugüne kadar “dünya gücü” denilince aklımıza gelen ülkeler belliydi.
ABD, Çin, İngiltere, Fransa ve Rusya…
Bu ülkeler aynı zamanda bu eski jeopolitiğin oluşturduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesiydi.
Şimdi bu rapor işte bu post-kolonyal ve post-Soğuk Savaş jeopolitiğinin güç yapısını altüst ediyor.
İran savaşından sonra dünyanın en güçlü “7” devleti hangileri oldu
BM Genel Kurulu açılışına 4, “liderler görüşmesi takvimine” 18 gün kala önüme gelen bu rapor dünyanın yeni “güçlü devletler haritasını” şöyle çiziyor:
- Çin
- ABD
- Fransa
- Hindistan
- İran
- Rusya
- Türkiye
Yeni dünya jeopolitiğinin ortaya çıkardığı çarpıcı, yepyeni bir “dünya güç haritası” bu.
Bir anlamda “dünyayı yönetecek 7 güç” de diyebilirsiniz.
Üzerinde güneş batmayan imparatorluk artık 7 güç arasında yok
(*) Koskoca Avrupa Birliği coğrafyasından bir tek Fransa var. Ama Avrupa kıtasından ikinci ülke Türkiye.
(*) Bir zamanlar “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” denilen Birleşik Krallık artık dünya güç haritasından silinmiş.
(*) Paranın istiflendiği Körfez ülkeleri yok. Ama füzeleri istifleyen parasız İran var.
(*) Koskoca Latin Amerika’dan ne Brezilya ne Meksika ne de artık Falkland konusunda İngiltere’ye kafa tutmaya başlayan o iddialı popülist başkanının ülkesi Arjantin var.
Gördüğünüz gibi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gideceği New York’ta onun yıllardır savunduğu teze güçlü argüman verecek bir rapor bu.
Türkiye bu yedi güç arasına neyle girdi
Raporun neredeyse her bölümünde bol bol Türkiye adı geçiyor.
Tabii bunda savunma sanayisinde geldiği noktanın önemi sık sık vurgulanıyor.
Ama asıl büyük vurgu yürüttüğü diplomasiye yapılıyor.
O da şöyle özetleniyor:
(*) Güvenlik kaygılarıyla hareket eden Türkiye, herhangi bir çatışmadan kaçınmasını sağlayan, birbirinden farklı aktörlerle diplomatik ilişkiler geliştirdi.
(*) Nitekim ülke, koşullara göre ittifaklar kurarak ve zaman zaman kendi müttefikleriyle ters düşerek ikircikli/taraflar arasında denge gözeten tutumlar benimsemekten çekinmedi.
(*) Bu aktif diplomasi politikası, Türkiye’nin NATO’da kalırken aynı zamanda 2024’te BRICS’e üyelik başvurusunda bulunmasına ve Çin’in ağırlıkta olduğu Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) katılmayı hedeflemesine imkân verdi.
Dünyanın en büyük altıncı diplomatik ağını kurmayı başardı
(*) Ülke Rusya ve Çin’le olduğu kadar Batı’yla da iyi ilişkilerini sürdürüyor.
(*) Egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunduğu Ukrayna’ya insansız hava araçları verirken, Rusya’yla ekonomik ilişkilerini geliştiriyor ve Batı’nın yaptırımlarına katılmayı reddediyor.
(*) Dünyanın en geniş 6’ncı diplomatik ağını kurdu.
Ankara’nın izlediği bu “denge politikası”, ülkenin stratejik konumu ve diplomatik gücüyle birleştiğinde, ülkeyi diplomatik ve stratejik açıdan vazgeçilmez bir aktör hâline getirdi.
Bu analize ben de katılıyorum ve konuşmalarımda sık sık dile getiriyorum.
Soru: İran Türkiye’den daha büyük bir güç mü
Yeni güç listesine baktığımda kendi payıma sorduğum bazı sorular var:
(*) Fransa, üçüncü sıraya yerleşecek bir güç mü?
(*) İran, Rusya ve Türkiye’den daha önemli bir güç mü?
(*) Hindistan güç sıralamasında 4’üncü sıraya konacak kadar etkili bir güç mü?
(*) Bana göre Türkiye bugün oynadığı rolle, böyle bir listede artık 3 veya 4’üncü sırada olmalıydı.
BM Genel Kurulu öncesi bu raporu kim hazırladı
Merak ettim, bu raporu hazırlayan kuruluş ve kaleme alanlar kimlerdir?
İşte o noktadan itibaren ilginç bir tabloyla karşılaştım.
Rapor öyle gizli saklı, el altından oraya buraya gönderilen bir “propaganda” kitabı değil.
(*) Kitap hâlinde basılmış ve FNAC, Lavoisier, Apple Books, Kobo ve Google Books gibi ünlü dağıtım şirketlerinin satış kataloglarında görülüyor.
(*) Ancak üzerinde bir yayınevi adı ve adresi yok.
Hazırlayan kuruluşun adı yok.
Katkıda bulunan herhangi bir insanın adı yok.
Kapakta sadece “LMP” diye bir kısaltma var.
“Le Monde Politique”in kısaltması.
Ancak “Le Monde” gazetesi ile bir ilişkisi de yok.
Üç ayrı yapay zekâ uygulamasına sordum bulamadı
Bunun üzerine üç ayrı yapay zekâ uygulamasına sordum.
Gelen bilgilerin özeti şöyle:
(*) Resmî kayıtlarda hem yazar (auteur) hem de yayıncı (éditeur) olarak Le Monde Politique gösteriliyor. FNAC, Lavoisier, Apple Books, Kobo ve Google Books gibi ünlü offline ve online kitap satış zincirlerinde yazarı “Le Monde Politique”, yayınevi de “Le Monde Politique” olarak geçiyor. Dolayısıyla bu, kişisel imzalı bir akademik çalışma değil.
(*) 2026’da yayımlanan kitap bu konuda 8’inci edisyonmuş.
Uluslararası standart kitap numarası da var: ISBN/EAN 9782491714192.
Adres olarak sadece bir e-mail adresi bulabildim
(*) Kendi “Hakkımızda” sayfasında, 2007’den beri faaliyet gösterdiğini ve hukuk, ekonomi, siyaset, jeopolitik ve genel kültür alanlarında içerik hazırladığını söylüyor. Ancak kurucu, genel yayın yönetmeni, editörler veya yazar kadrosunun isimlerini vermiyor.
(*) İletişim için yalnızca kurumsal e-posta adresleri veriliyor; hosting şirketi olarak ONLINE SAS belirtiliyor.
Kısaca şu aşamada “bu raporu şu gazeteciler/akademisyenler hazırladı” diyebileceğim doğrulanabilir bir isim listesi bulamadım.
Belki görmediğim kaynaklarda vardır.
Bulan olursa ben de merakımı giderebilirim.
260 sayfalık jeopolitik raporun bireysel yazarlarının ve editörlerinin açıklanmaması alışılmış akademik yayıncılık açısından önemli bir şeffaflık eksikliği.
ChatGPT bu nedenle kitabı, “imzalı bir akademik/think-tank raporundan ziyade kaynağı kurumsal isim altında anonimleştirilmiş bir genel kültür-jeopolitik yayını olarak değerlendirmek daha doğru olur” diyor.
Kaynağı şeffaf olmasa da getirdiği argümanlar önemli.
“7’den küçük dünya”, “5’ten küçük dünyadan” daha mı iyidir
Netice;
Cumhurbaşkanı Erdoğan “Dünya 5’ten büyüktür” tezini daha güçlü savunabileceği yepyeni bir ortamda New York’a gidiyor.
Ama bu defa önümüzde “Dünya 7’den küçüktür” diyen bu yeni jeopolitik güç dengesi realitesi var.
Acaba bu yeni “yedili güç dengesi” dünyaya eski “beşli güç dengesinden” daha güçlü bir barış getirecek mi?
Hele hele Ukrayna’ya saldıran Rusya, elindeki uzun menzilli füzeler ve kamikaze mayınlarla Avrupa’ya kadar koskoca bir coğrafyayı tehdit eden İran o güç dengesinde Türkiye gibi barış yapıcı olma iddiasındaki bir ülkeden daha güçlü bir sırada otururken…
Asıl soru da şu:
Eski sömürgecilik, eski emperyalizm bitiyor…
Yerine gelen “yeni” ne?
Gerçekten yeni mi…