Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
16°
Ara
Damga Röportaj Turizmde sayı değil kalite zamanı!

Turizmde sayı değil kalite zamanı!

Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu Başkanı Ergun Demiray, Türkiye’nin turizmde yalnızca turist sayısını artırmaya odaklanmaması gerektiğini söyledi. “45-50 milyon turist gelsin ama kişi başı 1.200-1.500 dolar harcasın” diyen Demiray, Türkiye’nin gerçek turizm potansiyelinin 150 milyar dolar olduğunu belirtti

Okunma Süresi: 9 dk

Türkiye turizmi son yıllarda ziyaretçi sayısında önemli rakamlara ulaşırken, sektörün geleceği yalnızca turist sayısıyla ölçülmüyor. Artan maliyetler, enflasyon, hizmet kalitesi, nitelikli çalışan bulma sorunu, denetim eksikliği, gastronomi ve destinasyon yönetimi turizmin önündeki temel sorunlar arasında yer alıyor. Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu Başkanı Ergün Demiray da Türkiye’nin turizm politikasında yeni bir hikâyeye ihtiyaç olduğunu düşünüyor. Demiray’a göre Türkiye’nin hedefi daha fazla turist getirmekten ziyade, ülkede daha uzun süre kalan, daha fazla harcayan ve ülkeye daha yüksek katma değer bırakan ziyaretçiyi ağırlamak olmalı. Turizmin farklı alanlarında uzun yıllara dayanan deneyime sahip olan Demiray, kendi kariyerini de sektörün gençlere sunduğu fırsatların bir örneği olarak gösteriyor. Vestiyerlikten başlayan kariyerinin Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu Başkanlığı’na kadar uzandığını anlatan Demiray, doğru destek verildiğinde turizm sektöründe gençlerin önemli noktalara gelebileceğini belirtiyor.

Bodrum’un Mikanos veya Saint-Tropez gibi ultra lüks bir lige yükseldiği yönündeki değerlendirmelere katılıyor musunuz?

Bodrum’un lüks segmentte gelişmesini elbette temenni ederiz. Ancak gerçeklerle de yüzleşmemiz gerekiyor. Bodrum’da çok özel lüks projeler ve bunları satın alan insanlar olabilir. Fakat üç aylık yaz sezonuna baktığımızda iç açıcı doluluk rakamları gelmedi. Ağustos nispeten iyi geçti ama Bodrum’un sezonu 45 güne kadar düştü. Bodrum’un nisan, mayıs, eylül ve ekim aylarında da hak ettiği değeri görmesi gerekiyor. Biz hâlâ “deniz, kum, güneş” mantığıyla sınırlı kaldığımız için insanları aslında Bodrum’un en güzel zamanlarında ağırlayamıyoruz. Türkiye’nin turizm politikasını sadece yaz sezonuna göre kuramayız. Bodrum’un sahip olduğu doğal güzelliklerin yanında gastronomisi, kültürü, tarihi ve yaşam biçimi de turizmin parçası haline getirilmeli.

Turizmcilerin en büyük sıkıntısı döviz kurlarının düşüklüğü ve enflasyon baskısı mı?

Meseleye sadece döviz olarak bakmamak lazım. Fiyat-fayda açısından değerlendirmeliyiz. Bu yıl 100 dolara sattığımız bir ürünü gelecek yıl 120-130 dolara satamıyoruz. Asgari ücret, enerji ve bütün girdi maliyetleri artarken kârlılığı yönetmek zorlaşıyor. Verimliliği yönetemeyen tesisler bu maliyetleri doğrudan TL veya dolar olarak fiyatlarına yansıtıyor. Bu kez tüketici de ödediği paranın karşılığını sorguluyor ve alternatif arıyor. Örneğin 2025’te 4 bin TL’ye satılan bir odayı bu yıl enflasyon farkıyla 5.200-5.500 TL’ye satmanız gerekirken, talep olmadığı için 4.500 TL’ye bile satamıyorsunuz. Dolayısıyla artık verimliliği artırma konusunda yeni şeyler söylememiz, yeni hikâyeler yazmamız gerekiyor.

Her şey dahil sisteminin turizme etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her şey dahil sistemi başlı başına bir sistem. Kötü bir sistem mi? Asla değil. Türkiye’nin tanıtımına faydalı olmuş mudur? Tabii ki olmuştur. Ancak bugün artık turizme zarar veren bir sistem haline geldi. Çünkü turiste destinasyon sunmuyorsunuz, sadece otel sunuyorsunuz. Müşteri otele kapanıyor; şehri, gastronomiyi, çevreyi keşfedemiyor. Eğer bunu çeşitlendiremezsek her geçen gün eksiye gideceğiz. Fiyatı artıramıyorsunuz, maliyetler yüzde 40 artınca kârlılıktan yiyorsunuz. Kaliteli alakart restoranlar ve deneyimlerle bu sistem çeşitlendirilseydi bambaşka bir yere gidebilirdi. İnsanların harcama potansiyeli artardı. Ama biz “Gel, otelimde hiç masraf yapma” diyoruz. Sonra verdiği içkiler kaçak çıkıyor. Çünkü adam yönetemiyor, başka yollara sapıyor. Yemek kalitesi iyi olmuyor. Bu da ülke turizmine zarar veriyor. Artık buraların denetimle deşilmesi, kaliteli tesislerin yapılması gerekiyor.

Yunanistan bizim yemeğimizi, denizimizi satıyor ama turistler orada daha samimi bir ortam buluyor. Neden?

Biz turizmi biraz robotlaştırdık. Beş yıldızlı otel derken lobinin yüksekliğine, mermerin kalitesine göre yıldızların değerlendirilmesine de karşıyım. Oradaki deneyimin yıldızlanması gerekir. 1990’lara baktığımızda gerçekten otelcilik konuşabiliyorduk. COVID dönemi bize kişiselleştirilmiş hizmetin önemini gösterdi. Fakat COVID biter bitmez eski “doldur-boşalt” sistemine döndük. Turistin kendisini özel hissetmesi gerekiyor. İnsanların sadece bir oda satın almadığını, bir deneyim satın aldığını anlamamız lazım.

Esnaftaki fırsatçılık ve turizm anlayışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Turizmin en büyük sorunlarından biri ahlaksızlık. Turizmde sayılara takılıp başarıyı çok insan getirmekte görüyoruz. En büyük problemimiz bu. Bir restoranınız var diyelim. Restoran yüzde 100 dolu olmasın, yüzde 70 dolu olsun ama ortalama çek miktarı yüksek olsun. İnsan yediğinden zevk alsın. “60 milyon turist geldi, kişi başı 600 dolar harcadı” demek yerine 45-50 milyon turist gelsin ama kişi başı 1.200-1.500 dolar harcasın. Ülkenin değerlerini tüketmeden katma değer bıraksın. Amerika’da sıradan oteller 400-600 dolarken bizim 100 dolara otel satmayı başarı saymamamız gerekir. Türkiye’nin turizm potansiyeli 150 milyar dolar olmalıdır. Bizim artık turizmin niceliğinden çok niteliğini konuşmamız gerekiyor. Daha fazla insanı ağırlamak yerine daha kaliteli hizmet sunan, daha uzun süre kalan ve daha fazla harcayan turist profilini hedeflemeliyiz.

Turizm eğitimimiz yeterli mi?

Yeterli değil. İleride en büyük problemimiz turist sayısı değil, nitelikli insan kaynağı bulmak olacak. Gençlere kariyer imkânlarını anlatmak yerine 1990’ların kafasıyla “Sektöre girerseniz sürünürsünüz” algısı verildi. Bu nedenle gençler turizme yönelmiyor. Ben iyi bir örneğim. Vestiyer olarak başladım. Önüme birçok engel çıktı. Ben engellerle mücadele ederken kimseyi aşağı çekmeye çalışmadım, yukarı kaldırmaya çalıştım. Sektörde birini yukarı kaldırmak yerine herkesi aşağı çekmeye çalışan bir “yengeç sepeti sendromu” var. Oysa turizm insanla yapılan bir iş. İnsan kaynağını kaybederseniz, ne kadar güzel oteliniz olursa olsun istediğiniz hizmeti veremezsiniz.

Türkiye’nin turizmde daha fazla gelir elde etmesi için ne yapılmalı?

Turizmi bambaşka bir şekilde ele almamız gerekiyor. Alışveriş turizmi, spor turizmi oluşturmalıyız. Uzun dönem konaklamaları sağlamamız lazım. Biz hiç Türkiye’de konaklayan insanların konaklama sürelerini konuşuyor muyuz? 65 milyon turist geldi; ortalama kaç gün konakladı? Bir turistin şehirde veya ülkede ortalama 10 günden aşağı kalmaması gerekir. Türkiye’de bir turist gerçekten bir şeyi keşfedecek, deneyimleyecekse en az 10 gün harcaması lazım.
Bizim bambaşka bir doğamız, kültürümüz ve inanç turizmimiz var. Bunları bir bütün olarak pazarlamamız gerekiyor.

Neden kültür, inanç ve gastronomi turizmi yeterince değerlendirilemiyor?

Biz deniz-kum-güneşe takıldığımız için böyle. Ben Kültür ve Turizm Bakanlığını doğru bulmuyorum. Çünkü kültür biraz savunmacı, turizm biraz agresif olmalı. Kültür ve turizm bir arada olunca çatışıyorlar. Ben “Kültür, Tarih ve İnançlar Bakanlığı” demeyi tercih ederdim ve onu oraya bağlardım. Bir de “Kültür ve Gastronomi Bakanlığı” derdim. Bizim gastronomimizi ortaya çıkarmamız lazım. Yunan adalarına kapı vizesiyle 1,5 milyon insan geçti ve ciddi döviz aktı. Bunun sebeplerinden biri bizdeki denetimsizlik ve her kesime hizmet verecek tesisler yapmak yerine birbirini kopyalayan işler yapmamız.

Dedeman Grubu’nda kaç otel var?

Şu anda açık 53 otelimiz, 100’ün üzerinde imzalanmış projemiz var. Kütahya’daki konak, Kars’taki eski Rus binası, Samsun’daki deniz kenarı villa gibi tarihi ve özel binaları otele çevirerek kültürü yaşatıyoruz. Bizim için otel sadece yatılan bir bina değil. Bulunduğu bölgenin hikâyesini de anlatması gerekiyor. Tarihi yapıları turizme kazandırırken o yapıların ruhunu da korumaya çalışıyoruz.

Management yaparken yeteri kadar destek verebiliyor musunuz?

İki tane çocuğunuz var; biri kız, biri erkek. Franchise yapınca kızı veriyorsunuz adama, management yapınca da kızı alıyorsunuz. Çocuklar sizin çocuğunuz. İkisine de değer vermeniz lazım. Birini diğerinden ayıramazsınız. Biz ikisine de aynı oranda destek veriyoruz. “Franchise verdik, git başının çaresine bak” demiyoruz. Elimizden geldiğince doğru yönlendirmek için teşvik ediyoruz. Dedeman markasını benimsemeyen ve kalitesini koruyamayan otellerin tabelalarını indiriyoruz. Çünkü marka değerini korumak zorundayız.

Türkiye fiyat-performans açısından artık avantajını kaybetti mi?

Fiyat-performans konusundan ziyade sosyal medyanın kirliliği var. Marketten alınan su 10 TL ise uçakta 40 TL’dir. Lüks bir plajda nitelikli hizmetle 2.500 TL’ye lahmacun yenebilir. Bu, bütün Bodrum’un kazık olduğu anlamına gelmez. 150 TL’ye de lahmacun bulabilirsiniz. Bunu hamburgere benzetiyorum. Yüzde 80’i et olan burger de var, yüzde 20’si et olan burger de var. O açıdan denetim eksikliğimiz var. Denetimlerin çok artırılması gerektiğini düşünüyorum. Sırf şikâyet edip bedava hizmet almak isteyen bilinçsiz bir kitle ve müşteri tarafında da cehalet var. Hepsi az önce geldiğimiz insan kaynağı noktasına geliyor. İnsanımız maalesef meslekten uzaklaştı. Biz gençlere mesleği sevdirmek için çok şey yapmaya çalışıyoruz.

Yapay zekâ sektöre girerken geleceğin otelleri nasıl değişecek?

Size katılıyorum. Biz de eleman bulmakta zorlanıyoruz. Ama yapay zekâ bizim aklımız olacak, ruh yine insan olacak. Çünkü eğer ruhunuz yoksa harekete geçemezsiniz. Yapay zekâyı biz de kullanacağız ama ruhumuzu kaybetmeden. Ruhumuz da insan. Son bir haftada üniversiteden yeni mezun olmuş insanları işe aldım. Ne yapacaklarını daha bilmiyorlar ama güzel okullarda okumuşlar, yabancı dilleri var. Onlara “Eğer inanırsanız ben sizi geliştirmek istiyorum. İnanıp mücadele ederseniz” diyorum. Çabuk zengin olmak istiyorlar. Son zamanlarda böyle bir durum oluştu. Hep birlikte yaşadıklarımızı biliyoruz. Bir “aset”in ortaya çıkması için ne kadar çok mücadele ettiğimizi biliyoruz. Onlar buna çok katlanamıyorlar.

Vestiyerlikten başlayıp yönetim kurulu başkanlığına geldiniz. Çocuklarınızdan biri yarın turizm sektörüne girmek istese ne dersiniz?

Girsin derim. Ben 1987’de rahmetli Kemal Dedeman’la çalıştım. Çok özel bir adamdı, işini bilen bir adamdı. Murat Bey de Allah rahmet eylesin, çok düzgün biriydi. İkisiyle de çalışma fırsatı buldum. Bana “Sen 2024 yılına geldiğinde Dedeman’ın yönetim kurulu başkanı olacaksın” deselerdi, “Hadi oradan” derdim. Fakat burada Dedeman’ın insana ne kadar değer verdiği ortaya çıkıyor. Benim yapmış olduğum çalışmaların, yurtdışı tecrübelerimin ve uluslararası otellerde yaptığım yöneticiliklerin çok büyük etkisi oldu. Aile bu markanın geçmişi, biz profesyoneller olarak bu markanın geleceği olacağız. Murat kardeşimiz şirketin 4. nesil varisi. Bu işleri ona bırakacağız. Murat’ı bir anda işin başına geçirirsek ona çok büyük bir zarar veririz.


“Türk turisti yedek lastik gibi kullandılar”

Yerli turistin sektördeki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Otelciler yıllarca yabancı turist, özellikle Alman, Rus ve İngiliz turist bulamadıklarında veya kriz çıktığında kapılarını Türk turiste açtı. Türk müşteriyi yedek lastik gibi kullandılar. Pandemiyle birlikte yerli turistin değeri biraz anlaşıldı. Biz ise hizmet kalitesini artırmak için gençleri lise çağından itibaren bünyemize katıp maaş ve bursla eğiteceğimiz “Dedeman Akademi” projesini yürütüyoruz.

“Turizm Meslek Yasası çıkarılmalı”

Türkiye’nin turizm stratejisini yeniden yazsanız ilk değiştireceğiniz üç şey ne olurdu?

Turizmle ilgilenen bütün insanların yeterliliklerini denetler, yetkinliklerini kontrol ederdim. Turizm Meslek Yasası’nı çıkarır, herkesin kafasına göre turizmci olmasına izin vermezdim. İkinci olarak şehirlere kapasite sınırları koyardım. Barcelona’daki gibi doluluklar yüzde 40 iken patır patır yeni otel ruhsatı verilmesini engeller, mevcut binaların iyileştirilmesini sağlardım. Otelleri markalaştırmamız lazım. Doğru yönetilemiyor. Eskiden çalışanlara cirodan pay verilirdi. Bahşiş çok yüksekti ve katlarda çalışmak için torpil gerekirdi. Şimdi kaliteli hizmet kalmadığı için bahşiş kültürü de bitti. Hatta müşteriler hizmet alabilmek için önceden peşin bahşiş vermek zorunda kalıyor. Çözüm, çalışanlara cirodan sabit bir pay verip onları müessesenin ortağı yapmaktır. Müşteriye de “misafir” deyip geçiştirmek yerine ödediği paranın karşılığını veren profesyonel bir anlayış şart.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *