Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
20°
Ara
Damga Röportaj Kars'a yatırım gençlere umut vermektir!

Kars'a yatırım gençlere umut vermektir!

İş insanı ve MHP 13. Dönem Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Gökhan Türkeş Öngel, Kars’taki yatırımlarından Türkiye ekonomisine, siyasete girişinden gençlere yönelik mesajlarına kadar pek çok konuda Damga’nın sorularını yanıtladı. “Kars’a sadece yatırım yapmak değil, başka işletmelerin de gelmesini sağlamak istiyoruz” diyen Öngel, gençlere ise “Hedefiniz belli olsun, hedefe giden yol değişebilir ama hedefinizden kopmayın” mesajı verdi.

Okunma Süresi: 11 dk

Kars’tan İstanbul’a uzanan bir başarı hikâyesinin sahibi Gökhan Türkeş Öngel, bugün yalnızca iş dünyasındaki yatırımlarıyla değil, memleketine duyduğu bağlılık ve gençlere yönelik gelecek vizyonuyla da dikkat çekiyor. Kars’a yaptığı yatırımları, siyaset anlayışını, Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerini ve gençlere tavsiyelerini Damga’ya anlatan Öngel, “Hedefiniz belli olsun, hedefe giden yol değişebilir ama hedefinizden kopmayın” diyerek başarıya bakışını ortaya koydu.

Şükür sizi Kars’tan yakaladık. Yayın konuğu yaptık. Ne zaman arasam “Kars’tayım, Kars’tayım” diyorsunuz. Bir de galiba Kars’a iş kurdunuz. Ne yaptınız orada?

Doğru. Kars’ta bir fabrika kurdum. Bu fabrika aynı zamanda bir soğuk hava tesisi. İnsanların üretmiş oldukları hayvansal gıdaların burada bekletilmesi, stoklanması ve muhafaza edilmesi işini görecek. Aynı zamanda Kars’ın yöresel bitkilerinden oluşan, endemik bitkiler dediğimiz ürünlerin değerlendirileceği bir fabrika kurmak istiyorum. Yani bir endemik bitkiler fabrikası. İnşallah yakın zamanda bunu da ilan edeceğiz. Muhtarlarımıza da söyleyeceğiz. Önümüzdeki dönem içerisinde köylerdeki ablalarımız, kardeşlerimiz bizim yarpız dediğimiz, kek otu dediğimiz, evelik dediğimiz, kuşapey dediğimiz ürünleri toplayacaklar. Biz bunları alacağız, paketleyeceğiz ve bir Kars markası haline getireceğiz.

Çok hoş. Bir de sizin gibi yatırımcılar genelde memleketlerine gitmekte zorlanıyor, gidemiyor. Sizi görünce gerçekten takdir ediyoruz. Ben de Kars’a sık sık giden bir insanım. Yaşadığımız bölgede çok sayıda Karslı var. Sizin yaptığınız işi olumlu karşılayan, alkışlayan ve takdir edenler çoğunlukta. Royal’de de bildiğim kadarıyla yoğun çalışıyorsunuz. Türkiye’de belki de bir iki firmada olmayan özellikler sizde var. Royal’in benzerini Kars’a taşımak zor olur mu?

Tabii coğrafyanın kendine has özellikleri var. Kars’a İstanbul’daki üretim tesisini birebir taşımak belki akıllıca olmayabilir. Ama Kars’la ilgili benim gördüğüm şu: Satışta anlatılan güzel bir örnek vardır. İki satıcıyı bir adaya göndermişler. Adada kimsenin ayakkabı giymediğini görmüşler. İki satıcı da raporlama yapıyor. Biri diyor ki, “Bu bölgeye ayakkabı göndermeyin, çünkü ayakkabı alışkanlığı yok.” Diğeri ise “Stoğumuzda ne kadar ayakkabı varsa bu bölgeye gönderelim. Çünkü herkesin ayakkabıya ihtiyacı var” diyor. Şimdi Kars’tan ne anladığımızla, Kars’ta ne gördüğümüzle ilgili de durum böyle. Ben Kars’ta ciddi bir potansiyel görüyorum. Kars’a ilgimle ilgili şunu samimiyetle ifade etmek isterim: Ben bir Türk milliyetçisi olarak Karslı olmasaydım da, Kars’ta doğmasaydım ve büyümeseydim de Kars’a mutlaka ilgim olurdu. Çünkü Kars, Turan’a açılan kapıdır. Türk dünyasına açılan kapıdır, Orta Asya’ya açılan kapıdır. Bu manası itibarıyla Kars’ı çok önemsiyorum. Özellikle bu yatırımımızın amacı gençlerimize ve dışarıda olan Karslı veya Karslı olmayan iştirakçilerimizin, yatırımcılarımızın da Kars’a, o yöne bakmasını sağlayabilmek. Bizim için en kıymetli şey bu. Tabii ki bizim işletmemiz orada katma değer yaratacak ama daha da önemlisi başka işletmelerin oraya gelmesini sağlamak istiyoruz. Gençlerimizin Kars’a inanarak Kars’ta kalmasını istiyoruz. Çünkü dediğim gibi Kars çok mühim bir yer. Orta Asya coğrafyasına açılan kapınız. Türk dünyasıyla olan kapınız Kars’tan geçer. Bu manası itibarıyla Kars’ı çok kıymetli buluyorum.

Siz aynı zamanda Milliyetçi Hareket Partisi’nde siyaset de yapıyorsunuz. Bir dönem oranın MYK’sında bulundunuz.

13. Dönem Merkez Yönetim Kurulu üyesiyim.

Ama aklıma bir gazeteci refleksi olarak şu soru da geliyor: Siyaset yapmasanız aynı yatırımları, aynı işleri yine Kars’a taşır mıydınız?

Elbette. Bu soru genelde soruluyor. Hatta son zamanlarda daha görünür olduğumuz için sıkça sorulmaya başladı. Rahmetli nenemin, anamın bize söylediği bir söz vardı. Bize hep şu tavsiyeyi yapardı: “Üzüm kara Bağdat’ta üzüm kara, ben dosta nece dönüm elim boş, üzüm kara.” Bize annemizin söylediği şuydu: “Madem siz gidiyorsunuz bu şehirden, okumak için gidiyorsunuz, bir şeyler kazanmak için gidiyorsunuz ama eliniz boş dönmeyin buraya.” Tabii 20-30 yaşlar arasında gidip geldik sıkça. Fakat bu kadar görünür olmadık. Çünkü elimiz boştu, yüzümüz de karaydı giderken. Elimiz dolu gitmedik memleketimize. Ama 30 yaşından sonra iş konusunda belli bir kurumsal yapı oturttuktan, o kaygıları, yani ekmek kavgası kaygısını biraz olsun dindirdikten sonra Kars’a ilgimiz arttı. Fakat bazen şöyle bir şey olur: Yaptığınız bir şeyi söylemeli misiniz, söylememeli misiniz? Bunun farkındayım. “Bir elin verdiğini diğer el görmemeli” anlayışının da farkındayım. Ama bazen örnek olsun diye bunu yapmakta fayda var. 18 yıldır, 19. yıla giriyor, Kars, Ardahan, Iğdır Eğitim Vakfı ve diğer derneklerimiz, federasyonlarımızla birlikte şahsi olarak 18-19. yıla giriyorum. Kars, Ardahan ve Iğdır’dan aşağı yukarı 100-150 öğrenciye her yıl burs veriyoruz. Bu artık tekrar eden bir rutin haline geldi. 40-50 köyde bizim taziye evlerine ya doğrudan iştirakimiz vardır ya da müteselsil iştirakimiz olmuştur. Yine iş adamları grubumuzla birlikte, örneğin Kars’ta pandemi döneminde hastanemize flow cihazı gerekiyordu. Orada da sağ olsun, iş dünyasındaki arkadaşlarımızla birlikte hiç duyarsız kalmadık. Dolayısıyla Kars’a benim ilgim hep vardı. Ancak bu dönemde biraz da yatırım yapınca bazı söylemler oluşmaya başladı. Fakat tekrar ifade edeyim; bunun siyasetle ilgisi yok.

İş hayatınızda da olgunlaştığınızı gösteriyor. Çünkü bugün mesela iş hayatınızın 10. yılındaki Gökhan Türkeş Öngel ile 30. yılındaki Gökhan Türkeş Öngel aynı adam değil. Zaman içerisinde şartlar değişiyor.

Elbette ki değişiyor. Zaten bizim istihdamımız yaklaşık 2 bin civarında. Bunun 700’ü de Karslılardan oluşuyor. Büyük bir yekûn da var aslında. Hatta 18 yaşında olduğum dönemi çok iyi hatırlıyorum. Eniştemizin kurduğu, çalışmış olduğu fabrikaya gittim. Gece o makine sesleri beni çok etkiledi.Bir hafta, 10 gün sonra yine bir gün Esenyurt Haramidere’de bir yerde oturduk. Gelen araçları sayıyoruz. Başka bir lüksümüz yok. Evde televizyon, radyo vesaire hiçbir şey yoktu. O zaman “Ben fabrika kurmak istiyorum” dedim. Bizim enişte geldi, omzuma dokundu ve “Sen akıllı bir çocuksun, zeki bir çocuksun ama makul hayaller kur” dedi.

“Bu işlere girme” yani…

“Makul hayaller kur” dedi. Hatta ahdim şöyleydi: “Ben fabrika kuracağım ve bütün akrabalarımı getirip orada çalışmalarını sağlayacağım.” Bana “Makul hayaller kur, çünkü bizim geldiğimiz yer belli” dedi. “Fabrikanız çok güzel, çalıştığınız fabrikaya özendim” dedim. Eniştemin cevabı da şu oldu: “Ya o fabrika babasından kalmış.” Enişteme sormadım ama içimden şu geçti: “Peki babasına kimden kalmıştı?” diye. Bu soru aslında hep içimde ukde kaldı. Keşke o soruyu ona sorsaydım. Çünkü onun babası kurucuysa, eğer birileri bir şeyi yaptıysa biz neden yapmayalım? Böyle bir vakitten 12 yıl sonra atölye, daha sonra da fabrika...

Peki bu gidişatı nereye görüyorsunuz? Mesela Kars’taki yatırımlarınızın yanında spora da yönelecek misiniz? Kars’ın spora, spor sponsorluğuna da ihtiyacı var. Bir Karslı olarak ben de hemşerim Gökhan Bey’in bunu düşünüp düşünmediğini merak ediyorum. Siyasetin yanında spor, sanat gibi alanlarda da çalışmalarınız olacak mı?

Tabii şöyle; siyaset... İş insanısınız, siyaset yapıyorsunuz. Karsspor’a ilgim aşağı yukarı 10 yıldır devam ediyor. Hiçbir şekilde Karsspor’a, Karsımızın sportif faaliyetlerdeki başarısına arkamızı dönmemiz mümkün değil. Orada Kars’la ilgili özel bir durum var. Karslılar tekil sporlarda dünyada sayılı başarılar alıyor. Kolektif spora da inşallah bu tekil sporlarda aldığımız başarıyı yansıtacağız. Özellikle dövüş sporları için yine bireysel sporları katabiliriz. Coğrafyaya, dünya coğrafyasına baktığınız zaman Kars coğrafyasını belki ilk sıraya koyabilirsiniz; bireysel sporlardaki başarı anlamında. Kolektif sporda da elbette Karsspor’un gelişimi anlamında elimizi taşın altına koyuyoruz. Ama bu işi bir spor kulübü başkanından daha ziyade gerçekten o işi yapan, o işin uzmanı olan arkadaşlarımıza verip biz de onların arkasında destek olalım istiyoruz. Bu aynı zamanda benim tüm iş insanlarına da çağrım olsun: Karsspor’u asla yalnız bırakamayız. Onun için hepimiz elimizi taşın altına koyacağız.

Biz Kars’ı konuşuyoruz ama Kars’ın dışında da bildiğim kadarıyla 39 üniversitede söyleşiye katıldınız, yurt genelinde gençlerle buluştunuz.

Üniversitelerimiz, bizim hikâyelerimiz dikkatlerini çekmiş olacak ki veya başarılı olarak addediyor olabilirler. 39 üniversitede şu ana kadar gençlerle istişaremiz, sohbetlerimiz oldu. Biz onlardan etkilendik. Onlar da ihtimaldir ki bizden etkilenmiş olabilirler. Ama benim başarı tanımım şöyle: Gidecek daha çok yolum var. Onun için “Her şeyi başardım” gibi bir iddia asla ortaya koyamam. Çünkü gidecek çok yolum olduğunu düşünüyorum. Ama şunu da inkâr etmemek gerekir: Elektriksiz bir köyde doğan, atla gittiği beş köyden ibaret dünyayı zanneden, nüfusu bir olan fakir bir aileden dünyaya gelmiş ve büyümüş olan; yaz tatillerinde Arpaçay’da, Akyaka’da, Selim’de, Sarıkamış’ta tarlalarda çalışan...

Tırpan çektin mi?

Tabii ki. Ben çoban yancılığı yaptım, patates sökümünde bulundum vesaire. Sonra lise son döneminde İstanbul’da, İzmit’te, Kocaeli’nde yağlı boya inşaat işlerinde çalıştık. Şimdi böyle bir çocuğun gelip binlerce insanın istihdam edildiği, yüzlerce emeklinin bulunduğu bir şirketler grubu kurmasını tabii ki küçümsemiyorum. Ama “Ben her şeyi başardım ve artık bu defteri kapattım” da diyemem. Çünkü gidecek çok yolum var. Benden çok daha fazla başarılı olan insanlar var. İster ülkemde olsun ister dünyada olsun. O zaman demek ki benim daha gidecek çok yolum var.

Uluslararası olmak önemli

Sizi en çok ne heyecanlandırıyor?

Eğer şahsi olarak ekmeğinizi kazandıktan, yani bireysel kaygınız bittikten sonra artık özellikle sanayicilere... Ben tabii ki her meslek erbabının kıymetli olduğunu düşünüyorum ama sanayicilerin biraz daha farklı bir ruhu vardır. Sanayicilerin en büyük motivasyonu kaç kişiye istihdam sağladıklarıdır. Kimse sanayiciler arasında şöyle bir yarışa girmez: “Ben dünyanın neresini gezdim? Dünyanın neresinde tatil yaptım? Teknem şu kadar metre...” Böyle bir yarış olmaz. Bizim oradaki yarışımız kaç kişi istihdam sağlamışız, ciromuz ne kadar, verdiğimiz vergiler ne kadar? Vergilerde bölgemizde dereceye girmiş miyiz, girmemiş miyiz? Bizim en büyük motivasyonumuz bu. Fakat tabii ki umumiyetle insanlar ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra bu kez sosyal sorumluluk almaya başlarlar. Yani siz bir değer katmak durumundasınız. Şirketimiz ulusal olmaktan çıkıp uluslararası bir arenaya çıktıktan sonra da başka bir şey hissettim. Bu kez ülkemizde mutlaka aktif bir çalışmanız oluyor ama uluslararası rekabeti belirleyen, uluslararası rekabeti şekillendiren de siyasetin argümanları. Onu hissettikten sonra da siyasi birtakım çalışmalar yapmaya karar verdim. Tabii siyasetteki durumun da iş hayatındaki gibi aşağı yukarı gittiğini düşünsem de oradaki algoritmalar çok farklı. Siyasetin kendine ait bir algoritması var, iş dünyasının kendine ait bir algoritması var. Biz uluslararası rekabette şunu görüyorsunuz: Size insan hakları vesaire diyen bir Avrupa ülkesinin Afrika’daki maden ocaklarında çalıştırmış olduğu kadınları kısırlaştırdıklarına şahit oluyorsunuz. Bu insanlık suçudur ama siz o ülkeyi çok büyük bir insan hakları savunucusu gibi görürsünüz. Örneğin Mali ile çalışacaksınız. Mali ülkesine sizin malı satmanız için o Avrupa ülkesinin ticari ateşkesinden izin almanız gerekiyor. Bizim şirketimize bazı Afrika ülkelerinde çalışma izni vermiyorlar veya ihracat izni vermiyorlar. Geliyor adam, bakıyor, biraz daha yerli ve milli gördüğü zaman buna engel oluyor. Onun için siyasetle birlikte iş dünyasında var olma yolunu seçtik.

Türkiye'de krizler kaçınılmaz

Türkiye’de ekonomik durum ortada. Bu ekonomik krizi, kötü gidişi sadece hükümetlere mi yüklemek lazım? Burada insanların da kusuru yok mu?

Elbette. Şimdi az gelişmiş, gelişmekte olan ülkeler toplumsal manipülasyonlara açık ülkelerdir. Özellikle demin sorduğunuz soruyla ilgili bunu bağlamak istiyorum. Emperyalizmin bir çalışma sistematiği vardır. Emperyalizm önce insanları yaşadıkları bölgeye küstürür, yani mutsuzlaştırır. Sonra umutsuzlaştırır. Sonra sahte umut üreterek toplumları manipüle eder. Genel çalışma sistematiği böyledir. Dünyanın her yerinde böyle devam eder. Ama bu kendisini tekrar ettikçe de farklı uluslar bundan çok büyük ders çıkarmazlar. Şimdi Türkiye’de tabii ki eleştiri de yapacağız. Ben elbette ki siyaset yapıyorum. Ama Türkiye gibi ülkeler 5 yılını, 10 yılını, 25 yılını, 50 yılını, 100 yılını planlamadığı sürece krizlerin tekerrürü kaçınılmazdır. Bu kesin. Bunu tartışamayız.
Biz istihdamı planlamadığımız takdirde, ekonomimizin hangi yöne gitmesini planlamadığımız takdirde ve halkın da, iş dünyasının da, hatta akademik dünyanın da, üniversitelerde öğrencilerin de meslek seçerken “Beş yıl sonra bu ülkede hangi meslek dalına ihtiyaç var?” diye bunu öngörmediği sürece orada huzursuz ve mutsuz bir toplum oluşmasına sebep oluruz. Dolayısıyla hükümetlerin de şöyle zor bir tarafı var: Siyasetin içerisinde olduğum için biliyorum. Yaptığı adımlar o kadar manipülasyona açık oluyor ki... Siz doğru bir adım atarsınız ama öyle emperyal manipülasyon vardır ki doğru şey size çok yanlış olarak aktarılabilir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *