“Zalim İstanbul”da canlandırdığı Cemre ve “İyilik”teki Damla karakterleriyle geniş bir izleyici kitlesine ulaşan Sera Kutlubey, oyunculuk kariyerindeki değişimi “başarmak” ve “tatmin olmak” kavramları üzerinden anlattı. Kariyerinin başındaki Kutlubey’in daha çok başarılı olmak istediğini belirten oyuncu, bugün ise kendisini şaşırtan ve konfor alanının dışına çıkaran karakterlerde yer almak istediğini söyledi. “Kariyerimin başındaki Sera daha çok ‘başarmak’ istiyordu. Bugünkü Sera ise ‘tatmin olmak’ istiyor” diyen Kutlubey, oyunculuğu kendisi için sürekli bir keşif alanı olarak gördüğünü ifade etti.
Cemre büyük bir başlangıçtı
“Zalim İstanbul”daki Cemre karakterinin kariyerinde özel bir yere sahip olduğunu belirten Kutlubey, bu rolün kendisi için önemli bir dönüm noktası olduğunu söyledi. Cemre’nin güçlü vicdanını sevdiğini dile getiren oyuncu, karaktere bugün yeniden bakabilseydi “Kendini korumak bencillik değildir” demek isteyeceğini belirtti. Canlandırdığı karakterlerde kendisinden küçük parçalar bulunduğunu ancak hiçbir karakterinin tamamen kendisi olmadığını ifade eden Kutlubey, “Bir karaktere kendinizden küçücük bir şey veriyorsunuz; bir korku, bir bakış, bir öfke biçimi, belki kimsenin bilmediği bir tarafınız… Sonra o sizden çıkıp bambaşka birine dönüşüyor” dedi.
Melez karakteri bir başka
Kutlubey, yeni projesi “Hamal”da ise daha önce canlandırdığı karakterlerden farklı bir kadın olan Melez’e hayat veriyor. Melez’i yeraltı dünyasının içinde hareket eden, düzeni bozan ve ne yapacağı kestirilemeyen bir kadın olarak tanımlayan oyuncu, karakterin kendisini projeye çeken en önemli unsur olduğunu söyledi. Melez’in en dikkat çekici özelliğinin kendi alanını yaratması olduğunu belirten Kutlubey, “Melez izin istemiyor. Sevilmek, anlaşılmak ya da kabul görmek için kendisini küçültmüyor. Odaya girdiğinde ‘Burada bana yer var mı?’ diye bakmıyor; kendi yerini yaratıyor” ifadelerini kullandı. Karakterin müzik dünyasının da kendisi için farklı bir deneyim olduğunu anlatan Kutlubey, Melez için arabesk rap üzerine çalıştığını ve stüdyoya girdiğini söyledi.
Aşk büyülü bir şey
Özel hayatına dair samimi açıklamalarda da bulunan Kutlubey, kolay âşık olmadığını ancak âşık olduğunda duygunun peşinden gitmeyi sevdiğini söyledi. Aşkı ilk bakıştan çok zaman içerisinde gelişen bir yakınlık olarak gördüğünü belirten oyuncu, “Birinin zihnine yavaş yavaş âşık olmak başka bir şey. Bir cümlesini gün içinde tekrar hatırlamak, nasıl düşündüğünü merak etmeye başlamak, yanında kendinizin başka bir hâlini keşfetmek…” dedi. Kutlubey, aşkın kendisi üzerindeki etkisini ise “Aşkın kafamı biraz bozmasını seviyorum” sözleriyle anlattı.
Yazarlıktan vazgeçmiyor
2022 yılında “Plüton’un Düşüşü” romanını yayımlayan Kutlubey, oyunculuk ile yazarlığın ortak noktasının insanı anlama çabası olduğunu söyledi. “İkisinin de temeli aynı; insanı anlamak. Kafanın içinde, hayatı bir laboratuvardaymış gibi incelemek, gözlemlemek ve sürekli ölçüp tartmak” diyen oyuncu, yazmanın kendisine oyunculuktan farklı olarak yalnızlık sunduğunu ve bu yalnızlığı sevdiğini belirtti. İkinci kitabı için acele etmek istemediğini ifade eden Kutlubey, zaman içerisinde olgunlaşan hikâyeleri olduğunu söyledi. At binmek, kitap okumak, spor yapmak, resim yapmak ve müzik dinlemek gibi uğraşların da hayatında önemli yer tuttuğunu belirten oyuncu, “İnsanın bir meşgalesi olması lazım, o meşgaleler bizi hayata bağlıyor” dedi.
Cumhuriyet'e övgü
Cumhuriyet’in 103. yılına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Kutlubey, Cumhuriyet’in bir kadın olarak kendisine sunduğu en önemli kazanımı “kendi hayatının öznesi olabilme hakkı” olarak tanımladı. Eğitim alabilmek, meslek seçebilmek, üretebilmek, yazabilmek ve kendi ayakları üzerinde durabilmenin Cumhuriyet’in kadınlara açtığı alanla doğrudan ilişkili olduğunu ifade eden Kutlubey, sözlerini şöyle sürdürdü: “Belki bu yüzden benim için Cumhuriyet’in en kıymetli vaadi bir kadının hikâyesini, başkalarının onun adına yazmak zorunda olmaması. Kendi hikâyemizi kendimiz yazabilmek.”