Kültür dehası: Osman Hamdi Bey
Hepimiz Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunu müzelerden fincanlara birçok yerde mutlaka görmüşüzdür. Ne kadar etkileyici olduğu konusunda muhtemelen hemfikiriz. Ancak bu ikonik tablonun yaratıcısı olan çok yönlü dehayı ne kadar tanıyoruz? Osman Hamdi Bey’in sadece bir ressam değil: aydın bir eğitimci, Türkiye’nin ilk modern müzesini kuran bir arkeolog, hatta önemli bir devlet adamı olduğunu kaçımız biliyoruz?
Osman Hamdi Bey, 19.yüzyıl Osmanlı modernleşmesinin en kilit isimlerinden biri. Bir sadrazam oğlu olarak Osmanlı İmparatorluğunun kalbi olan İstanbul’da dünyaya geldi. Babasının hukuk okuması ısrarıyla gönderdiği Paris’te dönemin ünlü ressamlarından eğitim aldı ve tutkunu olduğu resimde profesyonelleşti. İstanbul’a döndüğünde de resmi kurumsallaştırdı: Bugün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olarak bildiğimiz Sanayi-i Nefise Mektebi’ni kurdu. Vefatına kadar müdürlüğünü üstlendiği bu okul, nesiller boyu Türkiye’nin öncü sanatçılarının yetiştiği köklü bir mabede dönüştü.
Osman Hamdi Bey, resimlerinde çağdaşlarının aksine oryantalizm tuzağına düşmedi; Doğu insanını egzotik bir malzemeden ziyade tüm sosyolojik gerçekliğiyle resmetti. Türk resminde insan figürünü merkeze koyan ilk ressamlardan biri olarak, mimariden geleneksel kıyafetlere kadar günlük hayatın her detayını titizlikle tuvale aktardı. Bu gerçekçiliği pekiştirmek için dönemin yeni teknolojisi fotoğrafı da etkin bir şekilde kullandı.
Paris’ten döndükten sonra, bürokrasi ve diplomasi sahnesinde de aktif rol aldı. Bağdat Yabancı İşleri Müdürlüğü gibi birçok kritik görevin yanında, 1877’de Kadıköy’ün ilk Belediye Başkanı olarak da tarihe geçti. Ancak Osman Hamdi Bey’in asıl imzasını attığı görev, Müze-i Hümayun müdürlüğüdür. Bu görevinde ilk işi eserlerin yurtdışına kaçırılmasını engelleyen nizamnameler hazırlamak oldu. Tarihi eserlerin korunmasına büyük önem veren Osman Hamdi Bey, ilk Türk bilimsel arkeoloji kazılarını başlattı. Lübnan Sayda’daki kazılarda gün yüzüne çıkardığı ve bugün bir başyapıt olarak nitelendirilen İskender Lahdi ise ona uluslararası tanınırlık kazandırdı.
Osman Hamdi Bey, yaptığı kazılar sonucunda artan eserleri sergilemek maksadıyla bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni inşa ettirdi. Bununla da kalmayarak bugünkü Askeri Müze’nin temelini attı; İstanbul dışında birçok ilde müzelerin inşa edilmesinde öncü oldu. Çağdaş Türk Müzeciliğinin kurucusu olarak Türk tarihinde önemli bir yer edindi.
Osman Hamdi Bey bütün bu çalışmalarının yanında resim yapmayı hiç bırakmadı. Resimlerinde mimari yapıları bir sahne olarak kullanırken bürokratik eleştirilere, Türk aydınlanmasına, sosyal sorunlara yer verdi. Eserlerinde Doğu kültürünü yansıtırken bir yandan da özlem duyduğu ideal aydın profilini çizdi. Bununla da kalmayarak okuyan, düşünen ve kamusal alanda aktif bir özne olan kadın figürünü birçok eserinde merkeze aldı. Öyle ki bugün aslı bulunamayan meşhur Mihrap tablosunun korunmak için mi saklandığı yoksa imha mı edildiği hala bilinmiyor. Bilinen ise, Osman Hamdi Bey’in eserleriyle bugün bile geçerliliğini koruyan kıymetli tartışmaların önünü açtığıdır.
Çağdaş Türk müzeciliğinin, arkeolojisinin ve modern sanat eğitiminin mimarı olan Osman Hamdi Bey, çok yönlü dehasıyla Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan modernleşme köprüsünde silinmez bir iz bıraktı. Ardında bıraktığı kıymetli miras, üretkenlik ve cesaret; bugün hepimize ilham verecek nitelikte.