Barışın yanında durmak
Türkiye, belki de son elli yılının en kritik dönemlerinden birini yaşıyor. Çünkü bugün konuşulan mesele, herhangi bir siyasi tartışma değil; evlatlarımızın hayatı, ülkemizin geleceği, milletimizin huzurudur.
Terör, bu ülkeye sadece can kaybettirmedi. Milyarlarca dolarlık ekonomik kaynağı tüketti, yatırımları geciktirdi, bölgeler arasındaki gelişmişlik farkını artırdı, kardeşliği zedeledi. Türk’üyle, Kürt’üyle bu millet aynı acıyı yaşadı. Kazanan hiç olmadı.
Bugün ise yeni bir fırsat doğdu.
Bu fırsatın başarıya ulaşması, sadece devletin değil; siyasetin, toplumun ve herkesin ortak sorumluluğudur.
Böylesine tarihi bir dönemde hazırlanan ortak metne imza atan siyasi partiler önemli bir sorumluluk üstlenmiştir. Elbette herkesin farklı görüşü, farklı hassasiyetleri olabilir. Ancak söz konusu Türkiye’nin huzuru olduğunda siyasi risk alabilmek, eleştirilmeyi göze alabilmek ve “Ben de bu sorumluluğun altına giriyorum.” diyebilmek takdir edilmesi gereken bir duruştur.
İmza atmayanların ise elbette kendi gerekçeleri olabilir. Ancak bu kadar önemli bir konuda sürekli mesafeli durmak, iki tarafa da göz kırpmaya çalışmak ne kendilerine siyasi kazanç sağlar ne de memlekete fayda getirir. Bu noktada Yeni Parti’nin tutumu da kamuoyunda merak konusu olmuştur. Özgür Özel’in Genel Başkanlığındaki CHP’nin, sürecin Meclis çatısı altında yürütülmesi amacıyla kurulan komisyona üye vererek destek iradesi ortaya koymasına rağmen, Yeni Parti olarak ortak metne imza atmamış olması sorgulanmaktadır. Elbette bunun partinin kendi gerekçeleri olabilir. Ancak böylesine tarihi bir konuda kamuoyunun beklediği, verilen desteğin ve varsa çekincelerin açık, net ve tutarlı bir şekilde ortaya konulmasıdır. Tarih, böylesine kritik eşiklerde kenarda duranları değil, sorumluluk alanları yazar.
Bu düşüncem sadece bugünkü gelişmelere dayanmıyor.
2017 yılında dönemin Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’e bir sohbet sırasında şu soruyu yöneltmiştim:
“Size oy veren biri değilim. Ancak Şanlıurfa Milletvekili olmanız nedeniyle sormak istiyorum. Diyarbakır, Sur ve benzeri yerlerde yaşanan olaylar en büyük zararı yine Kürt vatandaşlara verdi. Aynı zamanda barış sürecini de baltaladı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?”
Verdiği cevap hâlâ hafızamdadır.
“Size açık yüreklilikle söyleyeceğim; biz bu konuda sözümüzü ne devlete ne de örgüte geçirebildik.”
Bu cümle bana göre o gün yaşananların en samimi özetlerinden biriydi.
Demek ki o gün süreç sadece masada değil, sahada da kaybedilmişti. Süreci sabote etmek isteyenler başarılı olmuş, bunun bedelini ise bütün Türkiye ödemişti.
Aradan yıllar geçti.
Geçtiğimiz yıl taziye vesilesiyle ziyaretime gelen eski HDP Şanlıurfa Milletvekili ve Grup Başkanvekili Nimetullah Erdoğmuş ile de yeni süreci konuştuk.
Kendisine, “Bu süreç sizce başarıya ulaşacak mı?” diye sordum.
Hiç tereddüt etmeden, “Bu süreçten artık geri dönüş olmaz. Başarıya ulaşacaktır.” dedi.
Ardından da oldukça dikkat çekici bir ifade kullandı:
“Bana kalsa Devlet Bahçeli’nin heykelini Diyarbakır Meydanı’na dikerim.”
Burada önemli olan, yıllarca bu meselenin tam merkezinde siyaset yapmış bir ismin, yeni sürece dair böylesine güçlü bir güven ifade etmesiydi.
İşte o gün, zaten var olan inancım daha da güçlendi.
Bu kez şartlar farklı.
Çünkü geçmişte birbirine tamamen kapalı duran kesimlerin önemli bir bölümü bugün aynı hedefte buluşuyor: Terörsüz, huzurlu ve güçlü bir Türkiye.
Elbette bu süreç kolay olmayacaktır. Provokasyonlar olacaktır, sabote etmek isteyenler çıkacaktır, siyaseten nemalanmak isteyenler konuşacaktır. Geçmişte olduğu gibi bugün de barıştan rahatsız olanlar da bulunacaktır.
Ancak bu kez milletin beklentisi çok daha güçlüdür. Bu güç metne imza atan partiler ve milletvekilleri sayısı ile bellidir.
Artık insanlar gençlerin şehadet haberlerini değil, mezuniyetlerini mürvetlerini görmek istiyor. Korkuyu değil, refahı konuşmak istiyor.
Bu nedenle herkesin sorumluluğu büyüktür.
İmza atanlar, memleket adına önemli bir irade ortaya koymuştur.
İmza atmayanlar için ise hâlâ geç değildir.
Çünkü mesele bir partinin kazanması ya da kaybetmesi değildir.
Mesele Türkiye’nin kazanmasıdır.
Barışın kazandığı yerde herkes kazanır.
Ve inanıyorum ki bu kez, geçmişte yapılan hatalardan ders çıkarılacak, Türkiye elli yıllık yükünden kurtulacak ve geleceğe çok daha güçlü yürüyecektir.
Çünkü mevzu siyaset değil,
Mevzu memlekettir.