19 Mayıs'ın ardından...
19 Mayıs: Küllerinden doğan bir milletin hikayesidir.
1919 yılı…
Yorgun bir imparatorluğun enkazı üzerinde ağır bir sessizlik dolaşıyordu. Sokaklarda yalnızca yoksulluk değil, umutsuzluk da geziniyordu. Bir zamanlar üç kıtaya hükmeden bir millet, şimdi kendi toprağında esaret korkusuyla yüz yüze bırakılmıştı. Limanlarda düşman gemileri demirliyor, Anadolu’nun bağrında işgalin soğuk nefesi hissediliyordu. İstanbul suskun, Anadolu mahzundu.
İşte böyle bir karanlığın içinde, 19 Mayıs sabahı Samsun kıyılarına bir adam çıktı. Fakat o kıyıya yalnızca Mustafa Kemal Paşa ayak basmadı; bir milletin yeniden diriliş ümidi de Anadolu toprağına bastı.
O gün deniz pusluydu belki… Ama asıl pus, milletin geleceğinin üzerindeydi. İnsanlar yorgundu; savaşlardan bitap düşmüş, evlatlarını cephelerde bırakmıştı. Köylerde ocaklar sönmüş, anaların gözyaşı dinmemişti. Herkes “Artık bitti” diye düşünürken, Samsun’da başlayan o ilk adım tarihin yönünü değiştirecek kadar güçlüydü.
Çünkü bazı milletler yenilgilerle çökmez; inançlarını kaybettiklerinde çökerler. Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı, işte bu kaybolan inancı yeniden ayağa kaldırdı. O, yalnızca bir asker değildi; milletin içindeki küllenmiş ateşi gören bir liderdi. Anadolu’nun yoksul insanına yeniden başını dik tutmayı öğreten bir umut ışığıydı.
19 Mayıs’ın büyüklüğü burada saklıdır. Bu tarih, silahların değil iradenin zaferidir. Bir milletin “Ya istiklal ya ölüm” diyerek kaderine sahip çıkışıdır. İşgal altındaki bir vatanın, teslimiyet yerine direnmeyi seçmesidir.
Atatürk’ün bu günü gençliğe armağan etmesi de derin bir anlam taşır. Çünkü o, geleceği kurtaracak olanın yalnızca ordular değil; düşünen, üreten ve cesaret eden genç nesiller olduğunu biliyordu.
Gençlik, bir milletin yarına uzanan nefesidir.
Bugün 19 Mayıs’a baktığımızda yalnızca geçmişi hatırlamıyoruz. Aynı zamanda şunu da görüyoruz: En karanlık zamanlarda bile bir milletin kaderi değişebilir. Yeter ki içinde sönmemiş bir bağımsızlık ateşi olsun.
Samsun’da yakılan o meşale, aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ yanıyor. Ve o ışık bize her zaman aynı şeyi fısıldıyor:
Bir milletin gerçek gücü, umudunu kaybetmediği sürece asla tükenmez.