Deli Dumrul TEM’e mi taşınıyor?
Vatandaşın vergisiyle yapılan yol, şimdi vatandaşa yeniden fatura edilmek isteniyor.
Dede Korkut hikâyelerinde Deli Dumrul vardır.
Kuru çayın üzerine köprü kurar. Geçenden para alır, geçmeyenden de “niye geçmedin” diye para ister.
Yani mesele sadece köprü değildir.
Mesele, insanın önüne konan haksız geçiş düzenidir.
Bugün İstanbul’da tartışılan TEM iddiası da bu yüzden kulağa tanıdık geliyor.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, kamunun ücretsiz işlettiği, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden geçen O-2 No’lu İstanbul 2. Çevre Yolu’nun 25 yıllığına özelleştirilmesinin planlandığını öne sürdü.
İddiaya göre bağlantı yollarıyla birlikte 38 kilometrelik bir hat söz konusu. Yavuzyılmaz, olası tarifeyi de paylaşarak şirketin bir yılda vatandaştan en az 6 milyar 64 milyon lira tahsil edeceğini savundu. 25 yıllık toplam gelir iddiası ise 151 milyar lira.
Rakamlar büyük.
Ama asıl mesele rakamdan da büyük.
Çünkü burada sadece bir yolun ücretli olup olmayacağını konuşmuyoruz.
Şunu soruyoruz:
Bu yollar kimin parasıyla yapıldı?
Bu yolların bakımına kim kaynak aktardı?
Bu yollar yıllarca kimin vergisiyle ayakta kaldı?
Cevap belli: Vatandaş.
O zaman aynı vatandaşa yıllar sonra dönüp, “Artık buradan geçmek için ayrıca para ödeyeceksin” denirse, bunun adı sadece ulaşım değil adeta ‘Deli Dumrul politikası’ olur.
Bunun adı, vatandaşın cebine bir kez daha uzanmaktır.
Hangi yol, hangi fatura?
Mesele sadece “TEM paralı olacak mı?” değil; hangi İstanbullu, hangi sabah, hangi yoldan geçerken bu faturayla karşılaşacak?
Eldeki verilere göre iddia, Mahmutbey’den başlayıp FSM Köprüsü üzerinden Kavacık ve Çamlıca’ya uzanan O-2 No’lu İstanbul 2. Çevre Yolu’nu kapsıyor.
Yavuzyılmaz’ın paylaştığı tarifede Mahmutbey Batı-Mahmutbey Doğu, Mahmutbey Doğu-Metris, Metris-Hasdal, Hasdal-Levent, Levent-FSM Köprüsü, FSM Köprüsü-Kavacık, Kavacık-Şile Ayrımı ve Şile Ayrımı-Çamlıca kesimleri yer alıyor.
Ancak fiziki gişelerin nereye kurulacağı ya da ücretin HGS/serbest geçiş sistemiyle mi alınacağına dair resmi bir açıklama henüz bulunmuyor.
İşte bu yüzden soru daha da büyüyor.
Vatandaş sabah işe giderken hangi tabeladan sonra ücret ödeyecek?
Hangi bağlantı yoluna giren sürücünün cebinden para çıkacak?
Bugün ücretsiz kullandığı yolu yarın HGS’den düşen yeni bir faturayla mı öğrenecek?
İstanbul gibi trafikten yorulmuş bir şehirde bu soruların cevabı “sonra bakarız” diye geçiştirilemez.
Eski defter yeniden mi açılıyor?
Bu konu aslında ilk kez gündeme gelmiyor.
İlk bakışta mesele biraz karışık görünüyor. Ancak biraz araştırınca köprü ve otoyolların daha önce de özelleştirme paketine alındığı görülüyor. 2012’de yapılan ihale, 22 Şubat 2013’te Özelleştirme Yüksek Kurulu kararıyla iptal edilmiş.
Yani mesele yeni değil.
Eski bir defterin yeniden açıldığı anlaşılıyor.
O gün iptal edilen süreç bugün başka bir başlıkla, başka bir yöntemle, başka bir hesapla yeniden mi masaya geliyor?
Bunu bilmek vatandaşın hakkı.
Çünkü burada lüks bir yol konuşulmuyor.
Keyfi bir tercih konuşulmuyor.
İstanbullunun işe gitmek, evine dönmek, çocuğunu okula yetiştirmek için kullandığı ana damar konuşuluyor.
Bir yolun adı “çevre yolu” olabilir ama o yol milyonlarca insanın hayatının tam ortasından geçiyor.
İstanbul’un sabrı zaten gişede bekliyor
İstanbul’da insanlar yolda sadece para kaybetmiyor. Ömür kaybediyor.
Her sabah aynı çile.
Her akşam aynı kuyruk.
Köprüde ayrı stres, bağlantı yolunda ayrı stres.
Şimdi bu çilenin üstüne bir de yeni ücret ihtimali eklenirse, yandı gülüm keten helva.
Üstelik mesele sadece otomobil sahipleriyle sınırlı da değil. Bir yola ücret koyduğunuzda bunun etkisi nakliyeye, servislere, esnafa, mal fiyatlarına, kısacası hayatın her alanına yayılır.
Yolun faturası sadece direksiyondaki sürücüye çıkmaz.
O fatura sonunda pazardaki domatese, marketteki süte, çocuğun servis ücretine yansır.
Bir sabah uyandık yol paralı oldu
Elbette devletin yol yapması, işletmesi, bakım yapması maliyetlidir. Bunu kimse inkâr edemez.
Ama yıllardır kamu eliyle işletilen, vatandaşın vergisiyle yapılan ve kullanılan bir yolun bir sabah “paralı” hale gelmesi ihtimali, sıradan bir karar değildir.
Bu karar alınacaksa önce topluma anlatılır.
Rakamlar açıklanır.
Gerekçe ortaya konur.
Kim kazanacak, kim ödeyecek, vatandaşın cebinden ne çıkacak; açıkça söylenir.
İlgili kurumların açık ve net cevap vermesi gerekiyor:
Bu yol ücretli olacak mı, olmayacak mı?
Böyle bir hazırlık var mı, yok mu?
Vatandaşın her gün kullandığı yol, bir şirkete gelir kapısı yapılacak mı?
Ücret alınacaksa nereden nereye alınacak?
Gişe mi kurulacak, HGS’den mi kesilecek?
Çünkü bu ülkede artık kimse “hizmet” denilerek önüne konan her faturayı sessizce ödemek zorunda değil.
Parayı veren düdüğü çalar da…
Deli Dumrul’la başladık, Nasreddin Hoca ile devam edelim.
Hoca’nın meşhur sözü vardır:
“Parayı veren düdüğü çalar.”
İyi de bu yolun parasını zaten yıllardır vatandaş verdi.
Vergisiyle verdi.
Akaryakıtından verdi.
Aracından verdi.
Köprüsünden, cezasından, harcından verdi.
Vatandaşa “Yoldan geçmek istiyorsan yeniden öde” denirse, burada düdüğü kimin çaldığı değil, faturayı kimin ödediği konuşulur.
Vatandaşın parasıyla yapılan yol, vatandaşa yeniden mi satılacak?
Bu ülkede parayı hep vatandaş veriyor da düdüğü neden hep başkaları çalıyor?