Bir milyon alarm memleketin ayıbı
Yıllar önce Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi Dr. Gülsüm Kav, şiddet mağduru bir kadına karakolda “Dosya kâğıdımızı bitiriyorsun” denildiğini anlatmıştı. Bugün hâlâ aynı sözler söyleniyor mu bilmem; ama kadına yönelik şiddetin resmî kayıtlarda sürdüğü açık.
Rakam bazen haber vermez, tokat atar.
Adalet Bakanlığı’nın 2025 istatistikleri de öyle. 6284 sayılı yasa kapsamında bir yılda 1 milyon 487 bin 209 önleyici tedbir verilmiş. Koruyucu tedbir sayısı 22 bin 618. Daha çarpıcısı şu: 2016’da önleyici tedbir sayısı 316 bin 47 iken 2025’te bu rakam neredeyse beşe katlanmış. Koruyucu tedbirlerde de artış 1.916’dan 22.618’e çıkmış. Demek ki ortada tek tek olaylar değil, büyüyen bir toplumsal yara var.
Şimdi soralım:
Bir ülkede koruma kararları bu kadar artıyorsa, buna “başarı” mı diyeceğiz?
Ne başarısı?
Devletin önüne gelen tehlike büyüyor, mahkemenin verdiği kâğıt çoğalıyor, insanlar korunmak için kapı kapı dolaşıyor. Bunun adı başarı değil. Bunun adı alarmdır.
Tedbir kararı, huzurun belgesi değildir.
Tedbir kararı, korkunun resmidir. Bir kadın, bir çocuk, bir aile mahkeme kapısına gidip “Beni koruyun” diyorsa, orada önce toplum sınıfta kalmıştır. Sonra kurumlar devreye girmiştir. Yani tedbir, çözümden önce gelen çığlıktır.
Üstelik rakamlar neyin nerede patladığını da söylüyor. 2025’te koruyucu tedbirlerin 17 bin 884’ü kadınlar için verilmiş. Önleyici tedbirlerde erkekler hakkında verilen karar sayısı ise 1 milyon 286 bin 909. Rakam konuşuyor. Hem de çok açık konuşuyor. Şiddetin yükü büyük ölçüde kadının omzuna biniyor, şiddetin faili tarafında ise erkek ağırlığı görünüyor.
Burada insanın içini yakan nokta şu:
Biz hâlâ meseleyi yalnızca cinayet işlendiğinde görüyoruz. Radyo Televizyon mezunu arkadaşımız Merve Kayım’ın dönem ödevinden yola çıkarak şunu söyleyebilirim: Oysa cinayetten önce tehdit var. Baskı var. Takip var. Hakaret var. Korku var. Evden kaçış var. Kimlik gizleme var. Barınma ihtiyacı var. Çocuğu kreşe bırakacak nefes arayan bir hayat var… Adalet istatistiği dediğimiz şey aslında evlerin içinden gelen sessiz çığlıkların toplu dökümüdür.
Devlet elbette karar verecek. Vermek zorunda. Ama devletin görevi sadece karar yazmak değildir; o kararı hayatın içine indirmektir. Uzaklaştırma kararı çıktı diye tehlike bitiyor mu? Elektronik takip yeterli mi? Barınma desteği zamanında geliyor mu? Kadın gerçekten korunuyor mu? Çocuk gerçekten güvende mi? Asıl soru budur. Kâğıt üstündeki hukuk ile kapının önündeki hayat aynı şey değildir.
Bir memlekette sayı büyüyorsa, utanma da büyümelidir. Çünkü burada artan yalnızca dosya değil. Korku artıyor. Güvensizlik artıyor. Suskunluk artıyor. İnsanların birbirine karşı taşıdığı karanlık büyüyor.
Ve biz dönüp buna sadece istatistik dersek, kendi vicdanımızı da rakama çevirmiş oluruz.
Bir yılda 1 milyon 487 bin 209 önleyici tedbir...
Bu, bir hukuk notu değildir.
Bu, bir memleket ayıbıdır.