44 yılın ardından... Aynı çatının gölgesinde büyümek
Bazı insanlar vardır, hayatınızın içinde sadece bir “ağabey” olarak değil, aynı zamanda bir pusula gibi var olurlar. Nereye gideceğinizi söylemezler belki ama nasıl yürüneceğini gösterirler. Süleyman Arat, benim hayatımda tam olarak böyle bir yerde duruyor.
44 yıl…
Bir insanın ömrüne sığdırdığı, ama aslında bir mesleğe adadığı koca bir zaman.
Bugün geriye dönüp baktığımda, onun hikâyesi sadece bir gazetecilik serüveni değil; aynı zamanda sadakatin, tutkunun ve işine duyulan saygının hikâyesi.
Henüz ben bebekken başladı onun yolculuğu. Hürriyet Gazetesi’nin kapısından içeri girdiği gün, belki kendisi de bilmiyordu 44 yıl boyunca o kapıdan çıkmadan, aynı aşkla çalışacağını.
Ben hep izledim onu.
Dolap dolusu ödüller…
Adını duyduğum ama tam olarak ne kadar büyük olduklarını yıllar sonra anlayabildiğim başarılar… Efsane Camel Trophy maceraları… Sayısız haber binlerce hikaye… Ekranlarda bir siyasetçinin yanında fotoğraf çeken birini gördüğümde, gözlerim refleks gibi hep onu arardı.
“Acaba ağabeyim orada mı?” diye.
Çünkü o, işini sadece yapan değil; işinin içinde yaşayan biriydi.
Yıllarca Fenerbahçe muhabirliği yaptı.
Fanatik bir Beşiktaş taraftarı olarak, mesleğine duyduğu saygıya her seferinde bir kez daha hayran kaldım.
Hiçbir zaman işiyle duygularını karıştırmadı.
Belki de gerçek profesyonellik tam olarak buydu.
1999 yılında, onun açtığı kapıdan ben de girdim.
Aynı koridorlarda yürüdüm, aynı kokuyu içime çektim.
Ve yıllarca şu soruyu duydum:
“Sen Süleyman’ın kardeşi misin?”
Bu soru bazen bir gölge gibi görünür dışarıdan.
Ama benim için hep bir gurur cümlesiydi.
Çünkü o isim, bulunduğu her yerde saygıyla anılıyordu.
Aynı gazetede, aynı çatı altında çalışmak…
Ve her adımda onun izine rastlamak…
Bir yandan kolaylaştırdı hayatımı, bir yandan da çıtayı hep yukarı koydu.
O benim sadece ağabeyim değildi.
Yol gösterenimdi.
Ve onun yolu…
O kadar düz, o kadar netti ki.
Bugün geldiğimiz noktada, 44 yıllık bir defter kapanıyor gibi görünse de, aslında yeni bir sayfa açılıyor.
Çünkü bazı insanlar için “durmak” diye bir şey yoktur.
Sadece yön değiştirmek vardır.
Şimdi ağabeyim, yeni denizlere yelken açıyor.
Ama onu tanıyan herkes bilir ki; o hangi denize açılırsa açılsın, pusulası hep aynı kalacak:
Dürüstlük.
Emek.
Ve mesleğine duyduğu o sarsılmaz aşk.
Ben yine hayranlıkla bakacağım ona.
Belki bu kez bir gazete sayfasından değil…
Ama eminim ki gözlerim yine onu arayacak.
Ve yine aynı şeyi hissedeceğim:
İyi ki benim ağabeyim.