Büyük Ortadoğu Projesi (2)
Geçmiş günümüz ve geleceğe dair notlar
Haziran 2004 yılında ABD'de yapılan G-8 zirvesinde tartışılan Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde;
Ortadoğu'da demokratikleşme, insan hakları, ekonomik zenginliğin paylaşımı, gelir adaleti gibi alanlardaki uygulamaların son derece kötü olduğu ve iyileştirilmesi gerektiği belirtiliyor, bu amaçla; kredi programları, kadınların toplumsal statüsünün düzeltilmesi, sivil toplumun güçlendirilmesi, gençlere eğitim ve iş imkanı sağlanması, muhalefete söz hakkı tanınması, meşru zeminde siyaset yapmalarına imkan verilmesi gibi demokratik reformlar yapılması ifade edildi.
Körfez ve işbirlikçi iktidarlar statülerinin değişeceği korkusuyla projeye karşı çıkıyor ve ayak ditiyordu. Oysa Gerçek çok daha farklı yukarıda anlatılanlarla hiçbir ilgisi yoktu.
ABD emperyalizmi İsrail'le birlikte, projenin ne olduğunu, olgunlaşması ve işbirlikçi devletlerin iknası için bölgede yoğun diplomatik ve askeri faaliyet yürüterek işbirlikçileri sürece hazırladı. Gerçek amaç; bir bütünlük içerisinde aşama aşama jeoekonomik/jeopolitik programlarını hayata uygulayacak, İsrail'i her açıdan büyüterek karşı konulamaz hale getirmek en önemlisi Afrika'dan başlayarak Çin seddine kadar uzanan tüm alanlarda zora dayalı yeni coğrafi sınırların ve devletlerin yaratılmasıydı.
Öncelikle programın önünde engel olabilecek tüm siyasi yapılar, örgütler devletler tasfiye edilmeliydi.
Öyle de oldu.
Birinci aşama; Tunus'ta başlayıp tüm bölgeye yayılan Abd ve İsrail için sorun yaratmayan kitlesel protestolarla istenilenin alındığı Bahreyn, Cezayir, Fas, Ürdün, Umman, Kuveyt kısmen Sudan gibi ülkerlerde iktidar değişiklikleri gerçekleştirildi.
İkinci aşama; Artık havuç politikaları bitmiş yerine kanlı katliamların devreye sokulacağı zaman adım adım yaklaşıyordu.
Kaddafi liderliğinde ki Libya; anti emperyalist tutumu, Filistin ve diğer ülkelerde bulunan ilerici siyasi örgüt ve partilere desteği, esas olarakta İsrail karşıtlığı nedeniyle projenin öndeki engellerden biriydi. Bu engel 2011 yılında ortadan kaldırıldı.
Ortadoğu’da binlerce yıllara dayanan üç devlet geleneği vardır. Gerisi devletçiktir.
1) Mısır
2) Suriye
3) İran
MISIR; Tarihsel olarak Mısır; gerek işbirlikçi Körfez ülkeleri üzerinde, gerekse tüm bölge ülkeleri üzerinde ciddi bir etkiye sahiptir. Müslüman Kardeşlerin Mısır'da seçimi kazanarak iktidara gelmesi, Büyük Ortadoğu Projesinin tehlikeye girmesi, Filistin'e yapılacak operasyonda İsrail'e karşı ciddi bir blokun oluşması demekti.
Kısaca bu durum, Filistin, Lübnan, Suriye Yemen ve nihayi olarak İran'a yapılacak operasyonları ciddi tehlikeye sokacağı gibi bazı işbirlikçi Körfez ülkelerinin tavır değişikliğine de neden olabilirdi.
ABD emperyalizminin ordu ve brokrasi içindeki çok ciddi ilişkileri, medya desteği, toplumun çeşitli kesimlerini manipüle ederek devreye sokması ve körfez ülkelerinin de kışkırtmasıyla tüm ülkede devreye sokulan gösteriler, kısa bir sürede sonuç veriyor ve ordu darbeyle iktidara taşınıyordu.
Mısır'da yapılan darbenin diğer ülkelerde ki darbeler gibi sadece iç iktidar değişikliği olarak algılanmaması gerekir. Bu iktidar değişikliği tüm bölgeyi içine alan ve daha sonra görüleceği gibi Sisi liderliğinde ki bu darbeyle Mısır; Büyük Ortadoğu Projesinin uygulamasında stratejik rol oynamış Filistin, Lübnan ve Suriye'nin düşmesinin önünü açmıştır.
Bugün İran; ABD-İSRAİL karşısında yalnız savaşıyorsa bu durumun oluşmasında Mısır'ın rolü çok büyük ve belirleyicidir.
Suriye; M.Ö 1258 veya 1280 yıllarında Hitit Kralı III. Hattuşili ile Mısır Firavunu II. Ramses arasında ki tarihi savaş Suriye toprakları üzerindeki hakimiyet mücadelesinden günümüze kadar, Suriye'nin stratejik önemi hep artarak devam etmiştir.
Coğrafi olarak Ortadoğu'nun KALBİ, tarihsel birikimi ve deografik yapısıyla Suriye STRATEJİKTİR.
Asya, Avrupa ve Afrika'nın kesişme noktasında yer alması, Akdeniz Havzası, Arap Yarımadası, ve bereketli Hilal'in kavşak noktasındaki konumu, onu ticaret, askeri strateji ve kültürel alışveriş için hayati bir merkez haline dönüştürmüştür.
Çin için; Kuşak-Yol projesi ve küresel düzeyde merkez.
Rusya için; sıcak denizlere açılan kapı, ortadoğu ve Afrika’ya geçişte ve küresel güç mücadelesinde yeri dolduramaz bir üs.
İran için; Irak, Suriye, Lübnan, Filistin ve Yemen'e kadar uzanan stratejik bir hat, güçlü bir kalkan.
Hepsinden daha önemlisi İsral'i durduracak ön cephe.
Türkiye için Suriye; sınırı olan bir ülke olma durumundan çıkmış, hem içsel hemde dışsal bir ülke haline gelmiştir. Uluslararası bildik statü gereği dışsal. Türkiye’nin 40 km içeriye girmesi, üsler kurması ve iktidarda belirleyici olma durumu ile 5 milyon Suriye vatandaşının Türkiye’de ikamet etmesi açısından içsel bir olgudur. Suriye'nin hangi kampta yer alacağıyla tam bir istikrar ve istikrarsızlık ülkesidir. Kürt'lerin İsrail ve ABD ile kurduğu ilişki, İsrail'in bu ilişkiyle sınırdaş olma potansiyeli taşıması, ileride büyük hesaplaşma da avantaj ve dezavantaj durumu oluşturmasıdır aslolan.
Suriye; ABD/İSRAİL için herşeydir.
Bugün ki durum itibariyle suskun Suriye İsrail'in corafi olarak sınırlarını genişletmesinde Filistin ve Lübnan'ın bir bölümünün işgalinde yol açıcıdır.
Bugün esas olarak savaş İran üzerinde yoğunlaşsada stratejik olarak Lübnan'ın bir bölümünde işgalin gerçekleşmesidir. Yazının ilerleyen bölümünde daha açık değişeceğineceğimiz İsrail her savaş sonrası işgal ettiği toprakları büyütmüştür.
Suriye'nin bir iki yılda düşmemesi, tam 14 yıl süren kanlı bir savaş, baştan başa yıkıma uğraması, onbinlerce ölüm ve milyonlarca göç, bu büyük önemden kaynaklanmıştır.
Suriye; Büyük Ortadoğu Projesinin kilit noktası, İran ise, Çin seddine kadar uzanan coğrafyanın son evidir.
Ve bundan dolayı İran düşmemelidir. Düşmeyecek.
Yarın
Suriye'de savaşının 14 yıl sürmesinin ve 12 günde düşmesinin nedenleri...
İRAN..
ABD-İSRAİL stratejik/taktik değişikliği ve Türkiye'nin tutumu.
Rusya ve İran'ın öngörüsüzlüğü.