Büyük Ortadoğu Projesi...
Tarihsel Başlangıç, Projeler, TÜRKİYE'DE YENİ DEVLETİN OLUŞUM SÜRECİ ve CUMHURİYET HALK PARTİSİ'nin İKTİDAR PERSPEKTİF(SİZLİĞ)İ.
Mihail Gorbaçov’un 1985 yılında başlattığı Perestroyka ve Glasnost politikaları, 1991’de Sovyetler Birliği’nin ve Varşova Paktı’nın dağılmasıyla sonuçlandı. Ancak bu gelişme yalnızca bir sistemin çözülmesi anlamına gelmiyordu. Sovyetler Birliği’nin çözülmesi;
Estonya, Letonya, Litvanya, Belarus, Ukrayna, Moldova, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan,Türkmenistan’dan başlayarak
Arnavutluk, Bulgaristan, Çekoslovakya, Doğu Almanya, Macaristan, Polonya ve Romanya, Asya'da Vietnam, Latin Amerika'da Nikaragua'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyanın emperyalist güçler için yeni pazar ve nüfuz alanlarına dönüşmesi demekti. Yaklaşık yirmi yıl boyunca bu ülkelerde yaşanan siyasal istikrarsızlık, özelleştirme dalgaları ve ekonomik yeniden yapılanma süreçleri; emperyalist güçler arasında yoğun bir pazar kapma yarışını, sert rekabeti ve yeni çelişkileri doğurdu.
Soğuk Savaş yıllarında ABD’ye büyük ölçüde bağımlı hale gelen Avrupa ülkeleri, Sovyet Bloku’nun çözülmesi sonrasında ortaya çıkan pazar paylaşım kavgası nedeniyle kendi iç çelişkilerini daha açık biçimde yaşamaya başladı. Bu süreç aynı zamanda ABD’ye olan bağımlılığın kısmen zayıflamasını ve NATO’nun rolünün tartışılır hale gelmesini de beraberinde getirdi.
İki blok halinde yapılanmış dünya sisteminin yerini, çelişkiler ve belirsizliklerle dolu yeni bir dönem aldı. Ortaya çıkan yeni pazar alanları yalnızca bölgesel bir dönüşümü değil, aynı zamanda dünya sisteminin yeniden şekillenmesini zorunlu kılıyordu. Ekonomik, askeri ve kültürel düzeyde dünya, emperyalist rekabetin daha açık ve sert yaşandığı yeni bir evreye giriyordu.
1991 ile 2000’li yılların ortalarına kadar süren bu pazar kavgası, ABD’nin özellikle Afrika ve Ortadoğu’daki bazı nüfuz alanlarını kaybetmesine yol açtı. Bu durum özellikle İsrail’in bölgedeki geleceği ve ABD Emperyalizmi açısından stratejik bir risk olarak görülmeye başlandı. Bu dönemde İran bölgesel etkisini hızla genişletti.
Suriye’de Esad yönetimi, Irak’ta Haşdi Şabi ve devlet yapısı içindeki etkisi, Filistin’de Hamas, Lübnan’da Hizbullah ve Yemen’de Husiler üzerinden kurduğu ilişkiler ağı sayesinde Ortadoğu’da önemli bir güç merkezi haline geldi. Aynı süreçte İran birçok Afrika ve Ortadoğu ülkesinde de siyasi ve askeri nüfuz alanları oluşturdu.
Diğer taraftan Çin, Kuşak-Yol Girişimi ile Asya’dan Avrupa’ya ve Afrika’ya uzanan ve 70 ülkeyi içine alan geniş bir ticaret ve altyapı ağı kurmayı hedefledi. Limanlar, demiryolları, enerji hatları ve dijital altyapılar üzerinden kurulan bu ağ yalnızca ekonomik bir kalkınma projesi değil; Çin’in küresel ticaret sistemindeki ağırlığını artırmayı amaçlayan kapsamlı bir jeopolitik strateji olarak şekillendi.
Rusya ise Sovyet sonrası alanda Bağımsız Devletler Topluluğu üzerinden yeniden örgütlenmeye yöneldi. Özellikle Suriye’deki askeri varlığı ve Afrika’da Wagner üzerinden kurduğu ilişkiler, Moskova’nın bölgedeki etkisini yeniden güçlendirdi. Hatta bazı Afrika ülkelerinde doğrudan iktidar değişimlerini etkileyebilecek kapasiteye ulaştı.
Bu gelişmeler sonucunda Çin, Rusya ve İran arasında oluşan jeopolitik hat; Afrika ve Ortadoğu’yu kapsayan geniş bir alanı stratejik baskı altında şekillendirmeye başladı.
Afrika zengin petrol rezervleri ve kritik maden kaynaklarıyla; Ortadoğu ise hem enerji rezervleri hem de jeopolitik konumu nedeniyle dünya siyasetinin kilit bölgeleri olmaya devam etmektedir. Özellikle Ortadoğu’nun Kafkasya hattı üzerinden İran, Rusya ve Çin’i çevreleme stratejisinde merkezi bir rol oynaması, bölgeyi büyük güç rekabetinin odak noktası haline getirmiştir.
Bu nedenle kaybedilen nüfuz alanlarının yeniden kazanılması ve küresel güç dengesinin yeniden kurulması için ABD açısından yeni bir emperyalist strateji ve yeni bölgesel projeler geliştirmek kaçınılmaz hale gelmiştir.
1. Jeoekonomik Hamle: Yeni Ticaret Koridoru
Çin’in Kuşak-Yol projesine karşı ABD; Hindistan’dan başlayarak Körfez ülkeleri üzerinden İsrail’e ve oradan Avrupa’ya uzanan yeni bir ekonomik koridor projesini devreye sokmuştur.
Bu proje kapsamında İsrail’in rolü yalnızca askeri ya da siyasi değildir. İsrail, Doğu Akdeniz’deki limanları, teknolojik altyapısı ve lojistik kapasitesi sayesinde bu yeni ticaret ağının kritik düğüm noktalarından biri haline getirilmektedir.
Dolayısıyla İsrail’in bölgesel sistemde merkezileştirilmesi, ABD’nin Ortadoğu stratejisinin yalnızca güvenlik değil aynı zamanda jeoekonomik boyutunu da ortaya koymaktadır.
Bu rekabet aynı zamanda küresel sistemin giderek daha belirgin hale gelen çok kutuplu yapısının da göstergesidir.
Bir tarafta Çin’in 70 ülke merkezli ekonomik entegrasyon stratejisi,
diğer tarafta ABD’nin müttefik ağları ve alternatif ticaret koridorları üzerinden kurmaya çalıştığı yeni ekonomik mimari bulunmaktadır.
Ortadoğu bu iki stratejik vizyonun kesiştiği en kritik jeopolitik alanlardan biridir. Çünkü bölge hem enerji kaynaklarının merkezinde yer almakta hem de Asya, Afrika ve Avrupa’yı birbirine bağlayan ticaret yollarının kavşağında bulunmaktadır. Bu nedenle bölgede yaşanan savaşlar, diplomatik krizler ve ittifak değişimleri yalnızca yerel güç mücadelelerinin sonucu değildir. Aynı zamanda küresel ticaret yollarının ve ekonomik sistemin geleceğini belirleyecek büyük jeoekonomik rekabetin parçasıdır.
Sonuç olarak Çin’in Kuşak-Yol girişimi ile ABD’nin İsrail merkezli ticaret koridoru arasındaki rekabet; 21. yüzyılın küresel güç mücadelesinin yalnızca askeri değil, aynı zamanda altyapı, enerji ve ticaret ağları üzerinden yürütülen yeni biçimini temsil etmektedir. Dolasıyla bugün Ortadoğu’da yaşanan krizler yalnızca yerel çatışmalar değil;küresel güç dengelerinin yeniden kurulması sürecinin parçasıdır. Başka bir ifadeyle mesele sadece bölgesel savaşlar değildir.
Asıl mesele şudur; dünya ticaret yollarını, enerji kaynaklarını ve stratejik geçiş noktalarını kimin kontrol edeceğidir. Ve bu nedenle Ortadoğu, 21. yüzyılın en sert jeopolitik ve jeoekonomik mücadele alanı olmaya devam etmektedir.
2. BÖLÜM: YARIN
Jeopolitik Hamle: Kanlı Hesaplaşmalar ekseninde, BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ
1. Aşama