Kapitalizm varken cehenneme gerek yok
Kadim dinler, zulüm ve günahın cezasını öteki dünyada bir cehennem azabı olarak betimler. Oysa bugün içinde yaşadığımız kapitalist dünya düzeni, milyarlarca insana daha hayattayken cehennemi yaşatıyor. Öyle ki, “öteki dünyada cehennemden korkmaya gerek yok; bu dünyada ona fazlasıyla alıştırıldık.”
Cehennem, aslında bu dünyada çekilen adaletsizliklerin metaforudur. Hallac-ı Mansur’a atfedilen söz bunu açıkça anlatır:
“Cehennem acı çektiğimiz yer değil, acı çektiğimizi kimsenin bilmediği yerdir.”
Bugün de sayısız insan acı çekiyor; güç sahipleri bu feryadın doğrudan sorumlularıdır.. Dinler tarihine baktığımızda zulümle adaletin mücadelesini görürüz. Musa’nın Firavun’a karşı duruşu, İsa’nın riyakârlığa ve Roma’ya başkaldırısı, Muhammed’in Mekke’nin açgözlü zenginlerine yönelttiği adalet çağrısı… Hepsi, bir avuç zorbanın yarattığı dünyevi cehenneme karşı insanlığın vicdan isyanıdır.
Bu mücadelenin simgelerinden biri de Hallac-ı Mansur’dur. “En-el Hak” dediği için 922’de Bağdat’ta işkenceyle öldürüldü; bedeni yakıldı, külleri Dicle’ye savruldu. Hakikati söyleyenlerin başına gelenler dün de buydu, bugün de.
922’den 6 Mayıs 1972’ye, oradan bugüne… Kaç idam, kaç zindan, kaç işkence… Amerika’dan Ortadoğu’ya, Afrika’dan Latin Amerika’ya uzanan bu karanlık tablo hafızaya sığmaz. Bugün modern firavunlar hüküm sürüyor. Küresel egemenler, özellikle büyük kapitalist merkezler, çıkar ve iktidar uğruna dünyayı ateşten bir çukura çevirmiş durumda.
Küçük azınlık, büyük cehennem
Zenginlik ve güç, tarihte görülmemiş biçimde dar bir azınlığın elinde toplanmış durumda. Oxfam’ın 2024 raporuna göre dünyanın en zengin %1’i, geri kalan %95’ten daha fazla servete sahip. Bolluğun ortasında açlık, varlığın yanında yokluk var. Kapitalist sistem akıl dışıdır. Dünya nüfusunu besleyecek üretim gücü varken milyonlar aç. Her yıl milyonlarca çocuk temiz suya ulaşamadığı için ölüyor; kadınlar doğumda yaşamını yitiriyor. Bir yanda savaşlardan ve finans oyunlarından zenginleşenler, öte yanda temel sağlık hakkına bile ulaşamayan kitleler… Yaldız dökülüyor, altından küresel sefalet çıkıyor.
Savaş, sapkınlık ve kölelik
Kapitalist düzen yalnızca ezen ve ezilenler arası adaletsizlik ya da savaş üretmekle kalmaz; aynı zamanda insan onurunu aşındıran, ahlaki çürümeyi sistematikleştiren bir zemin de yaratır. Bu kötülük elbette yeni değildir. Köleci toplumdan feodal çağlara uzanan mülkiyet merkezli tahakküm geleneği, modern kapitalizmle birlikte daha gelişmiş ve hukuki kılıflara bürünmüştür. Demokrasi ve insan hakları söylemi bazı alanlarda koruyucu bariyerler üretmiş olsa da, servet ve iktidarın azınlık sermaye grupları elinde aşırı yoğunlaşması, insan bedenini ve emeğini sömürü aracı ve dünyevi açgözlülüğü tatmin edilemeyen ahlak dışı bir sapkınlık ortamına itiyor.
Bugün dünya ölçeğinde yaşanan insan ticareti, çocuk istismarı, kadın bedeninin pornografik ve ticari nesneye indirgenmesi gibi suçlar; münferit sapkınlıklardan ibaret değil, paranın her şeyi satın alabileceği fikrini kendilerine hak gören bir sistemin karanlık yüzüdür. Mülkiyet ve iktidar, “alınıp satılabilirlik” mantığını toplumsal dokunun en mahrem alanlarına kadar taşıdığında; insan, doğanın bir parçası olmaktan çıkarılıp piyasada dolaşan bir nesneye indirgenir. Devletlerin ve uluslararası hukukun kimi zaman bu ağları engellemek yerine görmezden gelmesi de, ekonomik ve siyasal gücün hukuk üzerindeki etkisini gözler önüne serer.
Sorun yalnızca bireysel ahlaksızlık değildir; sorun, servet ve iktidarın denetlenemez yoğunlaşmasının yarattığı yapısal yozlaşmadır. İnsan onurunun, çocukluğun, kadın bedeninin ve hatta doğanın bile kâr nesnesi haline getirilmesi; modern çağın en büyük çelişkisidir. Cehennem tasvirlerini kutsal metinlerde aramaya gerek yoktur; kendini tanrı yerine koyan ya da onun gölgesi gibi görenlerin insanlığa karşı başta savaşlar olmak üzere kötülüğün merkezi haline getirdiği her yerde, o ateş zaten yanmaktadır.
Kapitalizmin en büyük israfı savaştır. Başta dünya savaşları olmak üzere Irak’tan Afganistan’a, Filistin’den Yemen’e, Orta Doğu’dan Doğu Avrupa’ya Latin Amerika’dan, Afrika’dan, Asya’ya kadar milyonlarca insan savaşlarda öldü, yerinden edildi. Silah tekelleri kâr ederken, yoksul gençler cephelere sürüldü.
Ama cehennem yalnızca bombalarla kurulmadı. Çocuk istismarı, kadınların meta (ganimet) haline getirilmesi, insan ticareti ve modern kölelik bu düzenin doğal ürünleri oldu. Epstein dosyaları, en tepedeki azınlığın ahlaki çürümesini ortaya serdi. Bugün dünyada milyarlarca insan modern kölelik koşullarında yaşıyor; bunun önemli bir kısmı çocuklar. Bu düzen, büyük şirketlerin tedarik zincirlerine gizlenmiş durumda. Ortadoğu savaşlarında. Afrika madenlerinde, Asya atölyelerinde, Latin Amerika tarlalarında insanlar cehennemi yaşıyor; vitrinler ise parlıyor.
Cehennem nerede?
Sosyalist sistem eksiği, yanlışı, hatalarıyla da olsa, dünya halklarının dar zamanlarında nefes alma borusuyken; dağıldığında kapitalizmin tapınıcıları dünyaya özgürlük geldiğini müjdelediler. Gerçek bütün çıplaklığıyla en kısa sürede ortaya saçıldı. Tek kutuplu kapitalist dünyada cehennem herkesin suratında bir tokat gibi şakladı. Kapitalist merkezlerde finans, hukuk ve medya ile temizleniyormuş gibi; insan hakları ve özgür birey, rekabet, dijital ve teknolojik parıltılar aldatması; yoksulluklarla boğuşan mazlum halkların cehennem ateşi: Köleliktir, çocuk işçiliğidir, savaş ve dinle aldatmaktır. Emek sömürüsüdür, doğa talanıdır. ABD’de çocuk istismarı dosyaları ve göçmen karşıtlığıdır; Afrika’da madenlerde ölen çocuklardır. Açlıktır. Cehennem ateş kazanlarında değil; piyasa raporlarında, silah anlaşmalarında, savaş bütçelerinde kurulur.
Son Söz:
Ezilenlerin, mazlumların, yoksulların cehennemden korkmasına gerek yoktur. Cehennem zaten kapitalizmin kendisidir. Kapitalizm yıkıldığında cehennem de tarihe karışacaktır. Cennet ise o gün bir vaat değil, herkesin evi olacaktır. Cennet için dua edeceğine, kapitalizmin tabutuna bir çivi çak.