Başöğretmen’den bugüne uzanan ışık
Öğretmenlik… Kimi için bir meslek, kimi için bir ekmek kapısı, kimi için de toplumun ruhunu yoğuran en kutsal görev. Ama ne dersek diyelim, bu topraklarda “öğretmen” kelimesi tek bir isimle başlar: Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
Atatürk, kara tahtanın başına geçtiği o siyah beyaz fotoğraflarda aslında sadece bir harf göstermiyordu; bir milletin geleceğini yazıyordu. O gün eline tebeşiri aldığında, bir harften çok daha fazlası vardı orada: Cehaletin silinişi, bilimin doğuşu, yeni bir toplumun nefesi…
Ve bugün hâlâ o elin bıraktığı iz, her sınıfın duvarında, her öğrencinin gözünde yaşıyor.
Cumhuriyet’in ilk öğretmenleri…
Tek odalı köy mekteplerinde sobayı kendi yakan, defteri olmayan çocuğa kendi cebinden alan, yol olmayan köylere sırf birkaç çocuk okuyabilsin diye dağları aşarak giden o idealist insanlar… Bugün şehirlerin ışıkları, akıllı tahtalar, tabletler, bilgisayarlar var ama onların yaktığı ışığın yerini hiçbir teknoloji dolduramaz.
Sonra yıllar geçti...
Ülke büyüdü, şehirler kalabalıklaştı, derslikler çoğaldı… Ama öğretmenin yükü hiç azalmadı. Değişen sadece çocukların hayalleri değil; öğretmenlerin de mücadele alanı oldu. Eskiden sadece bilgi öğretmek yeterken bugün öğretmen, bazen psikolog oldu, bazen rehber, bazen dost, bazen de ailesinden önce çocuğun elinden tutan kişi…
Bugünün öğretmeni…
Önünde geleceği olan bir sınıf, arkasında hiç bitmeyen bir sorumluluk…
Telefon, internet, sosyal medya üçgeninde kaybolmuş yeni nesli hayata bağlamaya çalışan, sabrını sonuna kadar kullanarak “bir çocuğa daha ulaşabilir miyim?” diye direnen insan…
Her sabah yüzünde belki kimsenin bilmediği bir yorgunlukla derse giren ama “Hocam merhaba” diyen bir sesle tüm yükü unutan fedakâr insanlar…
Bir kağıda yazılmış “Sizi çok seviyorum öğretmenim” cümlesiyle tüm yılın stresini atanlar…
Bir öğrencinin gözündeki parıltıyı gördüğünde geleceğe dair umudunu tazeleyenler…
Öğretmenler Günü..
Sadece çiçek verilen, fotoğraf çekilen, mesaj atılan bir gün olsun istemiyorum.
Çünkü öğretmen, bir güne sığmayacak kadar değerli.
Öğretmen; aldığı maaşla değil, yetiştirdiği insanlarla ölçülen bir meslek.
Ve Türkiye’nin geleceği hâlâ onların omzunda duruyor.
Atatürk, “Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” dediğinde aslında bir vasiyet bıraktı.
Ve bugün, o vasiyeti taşıyan yüz binlerce öğretmen var.
Kimi kalabalık ilçelerde, kimi küçük ilçelerde, kimi de bir dağın eteğinde küçücük bir okulda…
Ama hepsinin ortak bir özelliği var:
Bir milletin kaderini değiştirme gücünü taşıyorlar.
Bu ülkede her şey değişebilir…
Siyaset değişir, sistem değişir, ekonomi değişir…
Ama bir öğretmenin dokunduğu bir yürek, bir öğrencinin tek bir derste değişen hayatı, bir çocuğun bir cümleyle kurduğu hayal asla değişmez.
Bugün, sadece tahtanın başındaki öğretmenleri değil;
Köy enstitülü emektarları, savaş yıllarında öğrencisini bırakmayanları, atanmayı bekleyenleri, emekli olup hâlâ öğretmek için gönüllü olanları, imkânsızlıklarla mücadele edenleri, hatta bazen tek kişilik bir sınıf için bile umudunu kaybetmeyenleri selamlıyoruz.
Başöğretmen’den bugüne uzanan yol, aslında bir milletin karanlıktan aydınlığa yürüyüşüdür.
Bugün o yolu aydınlatan tüm öğretmenlere bir kez daha saygıyla, minnetle…
Öğretmenler Gününüz kutlu olsun.