Doğru planlama yapıldığında ramazan ayının kilo verme sürecini etkilemediğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Prof. Dr. Barış Öztürk, “Ramazan ayı kilo verme sürecini durdurmaz tam tersine yağ yakımını destekleyen güçlü bir fırsata dönüşebilir. Ramazan ayı geldiğinde birçok kişi ‘ramazan geçsin, diyete öyle başlarım’ diyor. Ancak bu düşünce çoğu zaman iyi niyetli bir erteleme değil, farkında olmadan sağlığı zorlayan bir dönemin başlangıcı oluyor. Çünkü ramazanda mesele oruç tutmak değil; oruç saatlerini ‘nasıl olsa aç kaldım’ diyerek iftarda yanlış besinlerle telafi etmektir” dedi.
Oruç tutarken vücudun avantaj kazandığını ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Prof. Dr. Barış Öztürk, “Gün boyu açlıkla birlikte insülin düşer, vücut enerji için yağ depolarını kullanmaya daha yatkın hale gelir. Bu, metabolik açıdan çok kıymetli bir süreçtir. Fakat bu avantajın devam edip etmeyeceğini belirleyen asıl şey, iftar ve sahur arasında ne yediğinizdir. Eğer bu zaman dilimi şekerli ve nişastalı gıdalarla dolarsa, gün boyu oluşan avantaj saatler içinde kaybolur. Kısacası: Oruç yağ yakımına zemin hazırlar; yanlış iftar-sahur vücudu yağ depolama moduna sokar” diye konuştu.
EN GÜÇLÜ AÇLIK KRİZLERİ ŞEKER VE NİŞASTA YÜKLEMESİNDEN DOĞAR
Prof. Dr. Öztürk, iftarda yapılan yanlışlar hakkında şunları söyledi:
“İftarda şekerli ve nişastalı yersem kan şekerim yükselir, ertesi gün oruç daha kolay geçer.” Bu, kulağa mantıklı gibi gelse de çoğu kişide tam tersi olur. Şeker ve nişasta kan şekerini hızlı yükseltir, ardından hızla düşürür. Sonuçta kişi gece daha çok acıkır, tatlı isteği artar, uyku bozulur ve ertesi gün daha erken yorulur. Yani 'kan şekerini yüksek tutmak' yerine, kan şekerini dalgalandırmış olursunuz. En güçlü açlık krizleri çoğu zaman açlıktan değil, bir önceki akşam yapılan şeker-nişasta yüklemesinden doğar.”
KİLO VEREMEMENİN SEBEPLERİ ARASINDA GECE GEÇ SAATLERDE YEME ALIŞKANLIĞI VE YETERSİZ UYKU DA OLABİLİR
Prof. Dr. Öztürk, bir diğer kritik unsurun histamin yükü olduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam etti:
“Ramazan’da birçok kişi pratiklik nedeniyle beklemiş yemeklere, yeniden ısıtılan proteinlere, işlenmiş gıdalara, soslu ve fermente ürünlere daha çok yönelir. Ancak bu tarz beslenme bazı kişilerde histamin yükünü artırabilir. Histamin yükseldiğinde vücut bunu çoğu zaman 'kilo aldım' diye hissettirir. Çünkü histamin yükü şunları artırabilir: ödem, şişkinlik, cilt hassasiyeti, baş ağrısı, çarpıntı, huzursuzluk ve uyku kalitesinde bozulma. Bu nedenle ramazanda tartıda görülen artışların bir kısmı yağ değil, inflamasyon ve su tutulumudur. İşte bu yüzden ‘oruç tutuyorum ama kilo veremiyorum’ diyen pek çok kişi, aslında kalori değil yüksek histamin ve yüksek inflamasyon sorununu yaşıyor olabilir. Burada çok önemli bir noktayı vurgulamak gerekir. Ramazanda asıl kilo aldıran çoğu zaman iftar tabağı değil, iftardan sonraki ‘masum’ atıştırma döngüsüdür. İftar sonrası çay yanında tatlı, bir parça daha, biraz meyve, biraz kuruyemiş derken gece boyunca insülin tekrar tekrar yükselir. İnsülin yükseldikçe yağ yakımı durur. Böylece kişi gün boyu aç kalmış olsa bile, gece boyunca sık yediği için vücudu uzun süre depolama modunda kalır. Bu döngü aynı zamanda uykuyu da bozar. Uyku bozulduğunda ise iştah kontrolü zorlaşır ve ertesi gün daha güçlü atıştırma istekleri başlar. Kilo verememenin sebebi sadece beslenme değil; gece geç saatlere kadar yeme alışkanlığı ve yetersiz uyku da olabilir.”
RAMAZAN AYI KETOMİKS DİYET YAKLAŞIMI İÇİN DOĞAL BİR METABOLİK FIRSATTIR
Prof.Dr. Öztürk, “Lipödem sadece kilo fazlalığı değil. Ağrı, hassasiyet, ödem, inflamasyon ve lenf dolaşımı yükü ile ilişkilidir. Bu nedenle ramazan geçsin, sonra başlarım yaklaşımı lipödem açısından risklidir. Lipödem beklemekle gerilemez; aksine ilerleyebilir. Özellikle ramazan ayı boyunca yüksek şeker, yüksek nişasta ve yüksek histamin yükü devam ederse, ödem artabilir, ağrılar belirginleşebilir, dokuda sertleşme eğilimi yükselir ve kilo vermek daha zor hale gelir. Bu yüzden lipödemde en doğru yaklaşım ertelemek değil, doğru stratejiyle hemen başlamaktır. Ketomiks diyet yaklaşım ramazanı ‘zorlu bir ay’ olarak değil, doğal bir metabolik fırsat olarak ele alır. Çünkü oruç zaten bir aralıklı oruç zaman dilimini oluşturur. Ketomiks diyet stratejisi bu pencereyi şu şekilde güçlendirir: İftarda kan şekerini zıplatmayan bir başlangıç, sahurda uzun süre tok tutan bir denge, düşük histaminli ve antiinflamatuar seçimler, gece atıştırmalarını bitiren net bir düzen. Bu sayede ramazandaki açlık saatleri gerçekten avantaja dönüşebilir. Kilo verme süreci hızlanabilir, inflamasyon azalabilir, ödem gerileyebilir ve lipödem semptomlarında rahatlama görülebilir” diye konuştu.
RAMAZAN GEÇER YANLIŞ ALIŞKANLIKLAR KALIR
Ramazan ayında günün en kritik anının iftar olduğunu belirten Prof. Dr. Öztürk, “Gün boyu aç kalan bedenin en hassas olduğu anda şeker ve nişasta ile yüklenmek, bütün avantajı kaybettirebilir. Sahur ise daha çok yemek değil, daha dengeli yemek zamanıdır. Sahurda şekerli ve nişastalı tüketim arttıkça ertesi gün daha erken acıkma ve daha güçlü tatlı isteği görülebilir. Ve en önemlisi: Gece boyunca küçük küçük atıştırmalar, orucun faydasını sıfırlayabilir. Çünkü yağ yakımı, insülinin sakin olduğu zamanlarda gerçekleşir. Ramazan, diyetin ertelendiği bir ay olmak zorunda değil. Tam tersine, doğru planla ramazan; metabolik dengeyi kurmak, yağ yakımını desteklemek ve lipödem gibi inflamasyon temelli sorunlarda vücudun yükünü azaltmak için güçlü bir başlangıç olabilir. Ramazan geçer; ama yanlış alışkanlıklar kalır. Lipödem ilerleyebilir. Bu nedenle en doğru yaklaşım, ramazanı sağlıksız seçimlere gerekçe yapmak değil, ramazanı bilinçli bir dönüşüm fırsatına çevirmektir” dedi.
DHA