CHP'de liyakatin kaybolduğu yer: Otobüsün üstü ile altı arasındaki gerçek mesafe
Geçtiğimiz gün CHP’nin “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginin bu kez 3. Bölge’de yapılanına katıldım.
Öncelikle şunu anlamakta zorlandım: 3. Bölge buluşmasının adresi neden yüzde 70 oy alınan Bakırköy’dü? Madem amaç iktidara seslenmek ve geniş halk desteğini göstermek; neden Bağcılar, Esenler, Bahçelievler ya da “Kayyuma hayır” denilen Esenyurt değil de Bakırköy? Yaş ortalaması yüksek bir ilçede “ulaşım kolaylığı” gerekçesini inandırıcı bulmadım, çünkü alanda bulunanlar ağırlıklı olarak çevre ilçelerin örgüt üyeleriydi.
Üçüncü bölge mitingi, partinin sokaktaki karşılığını, tabanın ruh halini ve örgütün dinamiğini anlamak açısından önemli bir deneyimdi. İstanbul’un bu bölgede yaklaşık 150 bin üyesi ve 1,5 milyon civarında oyu bulunan bir partinin mitingine katılım, emniyet kaynaklarının aktardığı kesin bilgiye göre yalnızca 4 bin 500 kişiydi.
Mitingte Beşiktaş’tan Küçükçekmece’ye, Bağcılar’dan Güngören’e, Şişli’den Maltepe’ye kadar farklı ilçelerden gelen katılımcılarla sohbet etme fırsatım oldu. Bakırköy gibi 25 yıldır CHP’li belediye tarafından yönetilen bir ilçeden bile beklenen ölçüde katılım olmaması, örgütsel motivasyonun ne kadar zayıfladığının açık bir göstergesiydi.
Alandaki boşluklar, insanların rahatlıkla yürüyebildiği geniş koridorlar dikkat çekiciydi. Oysa aynı meydanda bir kadın sanatçının konserine katıldığımda kalabalık adeta kıpırdayamayacak kadar yoğundu. Bu bile oluşan tablonun ne kadar sönük kaldığını açıklamaya yetiyor.
Bakırköy’ün 420 civarında delegesi var. Dün alanda bulunanların yaklaşık yüzde 70’inin “Ali Rıza Akyüz’e sahip çıkma” motivasyonuyla, yüzde 20’sinin görünmek için, kalan yüzde 10’unun ise mecburiyetten geldiğini gözlemledim.
Bu tablonun nedeni bana göre CHP’nin yıllardır değiştiremediği örgütlenme modeli. Adamcılık üzerine kurulu yapı, yerel bölgecilik, mezhepsel çekişmelerin gölgesi, giderek şirketleşen yönetim anlayışı, liyakat ve birikim yerine kişisel sadakatin öne çıkması… Meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, sendikalar ve halkla kurulan bağın zayıflığı da bunun bir parçası.
Bu nedenle muhalefet zemini, örgütlü bir siyasi mücadeleden çok; mevcut iktidara tepki gösteren farklı kesimlerin dağınık öfkesine yaslanıyor. Bunun içinde sağ parti seçmeninden tarikat mensuplarına kadar geniş bir yelpaze var. Ancak tepkiyle yürüyen hiçbir süreç uzun soluklu, dönüştürücü ve kalıcı olamaz.
Bakırköy özelinde miting, bir bakıma Ali Rıza Akyüz’e destek mitingiydi. “Capacity” konusuyla ilgili tek sorumlunun o olmadığı, “Neden günah keçisi Ali Rıza Akyüz” sorusuyla birlikte, “Ertan Yıldız neden hala Bakırköy’ün Meclis Üyesi”, “Ertan Yıldız ve benzerleri bizim irademiz değil” yönündeki tepkinin sahadaki yansımasıydı.
Tabii mitinge hem otobüsün üzerindekiler hem de aşağıdakiler açısından da baktım.
Hava soğuktu ama kalabalık sıcaktı.
Aşağıda inanan, umut eden, bağıran insanlar… Yukarısı ise siyasetin vitrini: en görünür, en yüksek, en alkışlanan yer. Fakat otobüsün üzerindekilerin bir kısmının gerçekten hak edilen yerde olup olmadığı tartışmalıydı.
Otobüsün üstünde öyle isimler vardı ki…
Düne kadar başka partilerin kapısında siyaset yapanlar,
Üç–beş yıl önce partiye katılıp bir anda Parti Meclisi’ne taşınanlar,
Geçmişte eleştirdiklerini bugün alkışlayanlar…
İşte bu görüntü, CHP’nin “halka ineceğiz” derken aslında kendini halktan ne kadar uzak tuttuğunun, halk siyasetini değil alkış siyasetini öncelediğinin çarpıcı bir göstergesi.
Bir belediye başkanı sahneye çıkıyor; ailesinin siyasi çizgisi başka bir yerde. En coşkulu selamı o veriyor. Yanındaki kişinin eşi olduğunu bilmeyen kalabalık “Kim bu?” diye soruyor. Alkış bir anda kesiliyor. Tanımayan şaşırıyor, tanıyan ise bildiği için susuyor.
Otobüsün üzerindeki bazı isimlerin geçmiş tartışmaları, bazılarına yönelik soru işaretleri, hafızalardan silinmeyen görüntüler… Ama hepsi yukarıda. Aşağıda ise yıllardır partisine sırtını dönmeyen, soğukta bekleyen, bağıran, afiş bastıran, sandık başında sabahlayan insanlar.
Bu düzeni değiştireceğini söyleyenler, partiyi fabrika ayarlarına döndürmek isteyenler de aynı kalabalığın içind: “Bir gün biz de o otobüsün üzerinde olacağız ama alkış için değil, değerlerimiz için.”
Asıl sorun kişiler değil; dilden düşmeyen “liyakat”.
Asıl sorun hafıza.
Siyasetin yükseldikçe değer kaybetmesi…
Öte yandan iktidar cephesinde tablo bambaşka.
Ekonomik yıpranmaya rağmen devletin tüm aygıtlarını, güvenlikçi dili, yargı mekanizmalarını ve medyayı etkili biçimde kullanarak tabanını konsolide eden bir iktidar var. İmam Hatipler, Diyanet, tarikatlar ve vakıflarla örgütlenen, kamu ihaleleri ve istihdam kanallarıyla kendi çevresini güçlendiren, çocuklar üzerinden geleceğin zihinsel altyapısını şekillendirmeye çalışan bir iktidar…
Böyle bir düzlemde sağa öykünen, eleştirdiği iktidarın dilini taklit eden, kendi kimliğinden uzaklaşan kadrolarla seçim kazanılsa bile iktidar olunamaz. Muktedir bir yönetim kurmak, ülkenin yönünü değiştirmek mümkün olmaz.
Mitingde gördüğüm tablo tam olarak bunu gösteriyordu: Sorun iktidarın büyüklüğü değil, muhalefetin eksikliği.
Örgütün iradesine sahip çıkmayan yöneticilerin “millet iradesine sahip çıkıyoruz” demesi çelişkidir. Millet iradesine sahip çıkmanın gerçek göstergesi, o otobüsün üzerine örgütün iradesiyle seçilenlerin çıkmasıdır. Aksi hâlde meydanlar dolsa da umut eksik kalacaktır.