Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
9°
Ara

İstanbul'un son nefes alan ilçeleri

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
İstanbul'un son nefes alan ilçeleri

İstanbul denilince artık ilk akla gelen şey yeşil değil. Betonun tonu, ağacın gölgesinden daha baskın. Yine de bu dev şehirde doğaya sırtını tamamen dönmemiş, hala nefes alınabilen ilçeler var. Onlar İstanbul’un geçmişten kalan vicdanı gibi korunursa umut, kaybedilirse pişmanlık olacak yerler.

Kuzeye doğru çıktıkça şehir yavaşlar. Sarıyer, İstanbul’un en güçlü yeşil hafızalarından biridir. Belgrad Ormanı, korular, sahil boyunca uzanan doğal doku… Sarıyer, yalnızca ağaçların değil, kuş seslerinin de hala duyulabildiği nadir ilçelerden. Ancak üçüncü köprü, yeni yollar ve artan yapı baskısı bu yeşilin sabrını zorluyor. Yirmi yıl sonra Sarıyer yeşil kalır mı

Beykoz, belki de İstanbul’un doğaya en yakın ilçesi. Ormanları, dereleri, köy hissini tamamen kaybetmemiş mahalleleriyle başka bir şehir gibi. Beykoz’da yeşil hala bir süs değil yaşam biçimi. Ama tam da bu yüzden risk altında. Doğa burada “boş alan” olarak görülürse, yirmi yıl sonra Beykoz’u bugünkü haliyle hatırlamak mümkün olmayabilir.

Çekmeköy, uzun yıllar İstanbul’un arka bahçesi gibiydi. Aydos Ormanı’nın etkisiyle nefes alan bir ilçeydi. Son yıllarda hızla artan konut projeleri yeşilin etrafını çeviriyor. Ağaçlar hala ayakta ama yalnızlaşıyor. Eğer planlama bu hızla devam ederse Çekmeköy’ün yeşili korunmuş değil, kuşatılmış olacak.

Şile ve Adalar, İstanbul’un doğayla kurduğu en kırılgan ilişkiyi temsil ediyor. Şile, Karadeniz’in sert ama temiz doğasıyla; Adalar ise motor sesinden uzak sokakları ve çam ormanlarıyla hep aklımda... Bu iki ilçe, doğanın hala baskın olduğu yerler. Ancak turizm baskısı, günübirlik kalabalıklar ve kontrolsüz yapılaşma, bu sakinliği her yıl biraz daha aşındırıyor. Yirmi yıl sonra Adalar hala “kaçış” noktası mı olur yoksa kalabalığın yeni durağı mı bunu bugünden yapılan tercihler belirleyecek.

Silivri ve Çatalca ilçeleri, tarım alanları ve geniş açık arazileriyle İstanbul’un son geniş nefes alanları. Şehrin merkezinden uzak oldukları için şimdilik korunuyor gibiler. Ama İstanbul büyüdükçe bu ilçeler “geleceğin yerleşim alanı” olarak görülüyor. Eğer yeşil, şehirleşmenin parçası değil de engeli olarak görülürse bu ilçeler de betonla daha çok tanışacak.

Koruyacak mıyız?

Asıl soru şu: İstanbul’un yeşil ilçeleri gerçekten korunuyor mu yoksa sadece sıranın onlara gelmesi mi bekleniyor? Yirmi yıl sonra bugünkü yeşili koruyabilmek teknik bir mesele değil ahlaki bir tercih. Doğayı korumak “yasak” koymak değil “niyet” koymaktır.

Eğer yeşil alanı yatırım fırsatı, ormanı arsa, dereyi kanal olarak görmeye devam edersek; İstanbul’un bu son yeşil ilçeleri de anılarda kalır. Çocuklarımıza “bir zamanlar burada orman vardı” cümlesini kuran kuşak oluruz.

İstanbul’un geleceği gökdelenlerde değil doğal alanlarda saklı. Doğayı koruyabilirsek belki bu şehir henüz bitmemiştir.


 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *