Cambaza bak!
AKP Hükümetinin yaklaşık 23 yıldır yönettiği ülkemizde uyguladığı yöntem, tam anlamıyla “cambaza bak” modelidir. Yani sana cambazı gösterirken; cebindeki parayı çalıyor, adalet sistemini çalıyor, ekonomik refahını çalıyor, uluslararası itibarını çalıyor. “Terörsüz Türkiye” sloganı ile ulus-millet anlayışımızı çalıyor; babadan oğula miras düzeniyle Türkiye siyasetinin geleceğini çalıyor. Hak edene değil “benim adamım” diyerek iş verildiğinde ise liyakati çalıyor.
Sana ipin üstünde yürüyen cambazı heyecanla izletirken, cebindeki paranın nasıl çalındığını fark ettirmiyor.
“Memurumuzu, emeklimizi, işçimizi, çalışan emekçilerimizi asla enflasyonun altında ezdirmeyeceğiz; mutlaka gereğini yapacağız” diyorlar.
Peki ne yaptılar? İşçiye, memura, emekliye enflasyonun altında zam verdiler. Hem yalan söylediler hem de milletin aklıyla alay eder gibi “Kimseyi enflasyonun altında ezdirmedik” diyebildiler.
Bilinçli bir yoksullaştırma politikasıyla fakirden alıp zengine veriyorlar; zengini daha zengin, fakiri daha fakir hâle getiriyorlar.
Geçmiş yıllardaki adalet anlayışıyla bugünü kıyasladığımızda, geçmişimize rahmet okutulduğunu görüyoruz. Eskisi de kötüydü ama en azından konuşabiliyor, yazabiliyor, eleştirebiliyor, basının önünde hesap sorabiliyordun. Karikatür çizerek dalga bile geçebiliyordun.
Şimdi ise yazarken bile suç teşkil etmesin diye defalarca okuyup kontrol ediyoruz.
Çünkü adaletsizlik öyle bir noktaya getirildi ki, eleştirmek bile suç unsuru hâline geldi.
Ekonomik refah vaat edilmişti ama yetmiş yaşındaki emekliler bile geçinebilmek için iş arar hâle geldi. Gençler çaresizce çırpınıyor. Üniversite mezunu olmalarına rağmen 40 bin TL maaşla çalışıp 35 bin TL kira ödüyorlar. Yolunu bulan yurt dışına gidiyor.
“Terörsüz Türkiye” denilerek, Türk halkına yaklaşık kırk yıldır terör örgütü olarak lanse edilen bir yapıyla anlaşma sürecine giriliyor ve bu süreç toplumdan gizli şekilde ilerliyor.
Toplumun geniş bir kesimi, yani şehit olanın, gazi olanın ailesi bile bu anlaşmanın neden ve nasıl yapıldığını bilmiyor.
Elbette terörsüz bir ülkede yaşayalım. Ama ne oldu da bu kadar hızlı bir dönüş yaşandı? Emperyalist güçlerin talimatıyla mı bu noktaya gelindi? Bunu kimse bilmiyor. Gelinen noktayı hükümetin en tepesindeki birkaç kişi biliyor, halkın ise hiçbir bilgisi yok.
Yani kırk yıldır neden vurduk, neden öldürdük, neden öldük; kimin için anlaşma yoluna girdik?
Hani ulus-millettik? Ulus devletler terör örgütleriyle anlaşma yapmazdı.
(Bana göre barış yolunda politika yapılması doğrudur; geçmişteki “sadece savaşalım” anlayışı yanlıştı.)
Türk siyasetinin geldiği son nokta ise iktidarın babadan oğula devredilme sürecidir. Bu anlayışı destekleyen seçmen kitlesinin varlığı, toplumun demokrasi bilincinin ne durumda olduğunun da göstergesidir. Elbette nihai kararı Türk toplumu verecektir.
Padişahlık dönemini andıran bu anlayışta, yüz yıllık Cumhuriyetin getirildiği noktadan hem siyasetçiler hem de toplum sorumludur.
Sütün neyse, yoğurdun da o kıvamda olur.
Liyakat meselesine gelince; maalesef becerikli, bilgili, akıllı ve ehil insanların hakkı her dönemde yenmiştir. Bugün de bu düzen devam etmektedir.
Bunun çözümü mümkündür: Parti devleti anlayışından uzaklaşmak ve evrensel adalet, hukuk ve insan hakları sistemiyle bütünleşmek.
Aksi hâlde bu sorunlar asla bitmeyecektir.
Bana göre tüm bu olumsuzluklar, tek adam rejiminin bu ülkeye yansıyan sonuçlarıdır. Bu halk bu rejimde uzun süre yaşayamaz, yaşamaz da.
Emperyalist güçlerin baskısı altında totaliter rejimlerde istediğinizi elde etmek kolaydır; tek kişiyi ikna eder, dünya üzerindeki planlarınızı uygularsınız.
Ama demokrasiyle, adaletle ve evrensel hukukla yönetilen bir ülkede, istenmeyen bir durumda bile ortak akılla daha az hasarla çıkmak mümkündür.
Ek bir çözüm olarak, Siyasi Partiler Kanunu topyekûn değişmelidir. Siyaseti ihale takibi hâline getirenlerden, adam kayıranlardan, haksız kazanç sağlayanlardan hesap sorulmalıdır. Temiz siyasetin, gerçek vatanseverliğin ve gençlerin önü açılmalıdır. Siyasete girme yaşı ve görev süreleri yeniden düzenlenmelidir.
Ve toplum kendini sorgulamalıdır:
“Savunduğum, övündüğüm yüz yıllık Cumhuriyete; aldığım kararlarla ve seçtiğim siyasetçilerle zarar veriyor muyum?” diye sormalıdır.
Her şey senin elinde.
Yeni yılınızı en içten dileklerimle kutlar, sağlıklı ve huzurlu bir yıl dilerim.
Aklınızı açık tutun.