Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
22°
Ara
Damga Sağlık Uzmanından koleraya karşı alınması gereken önlemler

Uzmanından koleraya karşı alınması gereken önlemler

Ayrancı Güven Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Yaşar Bayındır, Afrika’da artan kolera vakaları üzerine hastalığın bulaşma yolları, belirtileri ve korunma yöntemlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Bayındır, Türkiye’de son dönemde artan ishal vakalarının kolera ile bağlantılı olmadığını, ağırlıklı olarak virüslerin neden olduğu vakaların 1-2 gün içerisinde iyileştiğini söyledi

Okunma Süresi: 5 dk

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine göre; Afrika Bölgesi’nde son yıllarda birçok kolera vakası bildirildi. Ayrancı Güven Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Yaşar Bayındır, yaptığı değerlendirmede koleranın bulaşma yolları, belirtileri ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi. Bayındır, koleranın bir bölgede başlayarak tüm dünyaya yayılabileceğini belirtti.

Hastalığın bulaşma mekanizmasına değinen Bayındır, “Önce bir bölgeden başlıyor, sonra tüm dünyaya yayılabiliyor. Bu enfeksiyonların doğasında var. Kolera da böyle bir hastalık. Yakın dönemde Covid-19’da da gördük aynı şeyleri. Solunum yolu enfeksiyonu olarak bulaştı. Bu da mide-bağırsak sistemi ile bulaşıyor. Yani dışkı ve ağız yolu arasındaki irtibat sağlanınca, insanların dışkılarında çıkardığı bu bakteri ki son derece yoğun bir bakteri çıkarımı olur bu hastalarda. 10 üzeri 11-12 civarında bir hücre var, dışkısında koleralı bir hastanın. Dış ortamda bekleyen bakteriye göre çok daha bulaştırıcı ve yoğun bir mikrop var ve bu insanlar dışkılarında bu mikrobu çıkarıyorlar, etrafa yayıyorlar ve diğer insanları hasta ediyorlar. İşte o yüzden salgınlara neden oluyor. Nasıl oluyor; toplu yaşanılan bölgelerde çok sık birbiriyle ilişki kurulması ile beraber insandan insana bu şekilde arada dışkı yolu olmak suretiyle bulaşıyor. Bu yüzden temas burada çok önemli” dedi.

EN ÖNEMLİ BULAŞ KAYNAĞI KİRLİ SULAR

Kolera için en önemli bulaş kaynaklarından birinin kirlenmiş sular olduğunu belirten Bayındır, “Esas önemli olan sular. Dışkı ile kanalizasyon suları ile atık suları ile kirlenmiş, güvenli olmayan, klorlanmamış, kaynatılmamış sular bu defa insanların mide bağırsak sistemine giriyor ve bu bakteri, özel bir bakteri, kamçılı ve hareketli spiral şeklinde mide bağırsak sistemine girdikten sonra bizim çok önemli bir bariyerimiz var; mide asidi. İşte bu asit ortamını geçiyor. İnce bağırsaklarda bu hareketi ile kamçısı ile bağırsak içeriğine muhtevası öyle şekillenmiş, öyle güzel korunmuş bir bağırsak cidarı var ki enfeksiyonlardan, yabancı cisimlerden koruyor. Ancak bu kamçı ile bakteri bağırsak cidarına yaklaşıyor ve burada toksinler salgılıyor. Toksinleri salgıladığı anda hücre içerisinde bulunan bizim ‘elektrolitler’ dediğimiz; sodyum, potasyum, bikarbonat ve klor hızlıca bağırsak içinde kaybedilmeye başlıyor. Beraberinde suyu da çekiyor. İşte enfeksiyon mekanizması bu şekilde oturuyor ve hızlıca hastalarımız su kaybetmeye çalışıyor, su kaybetmeye başlıyorlar. Kilogram başına 1 litreye kadar artabiliyor bu sıvı kaybı. Maalesef vücuttaki sıvının yüzde 90’ına yüzde 100’ine kadar kayıplara neden olabiliyor. O yüzden eğer zamanında sıvı desteği yapılmazsa bu hastalar kaybediliyor” diye konuştu.

KOLERANIN EN BÜYÜK BELİRTİSİ YOĞUN İSHALLERDİR

Kolera hastalarında en önemli belirtilerden birinin yoğun sıvı kaybına yol açan ishal olduğunu belirten Bayındır şu ifadeleri kullandı:

“Kolera kuluçka süresini takiben yani mide-bağırsak sistemine giren bakterinin toksinleri salgılayarak hastalık durana kadar olan süre birkaç saatten 3-5 güne kadar uzayabilir. Kuluçka süresini takiben hastalık belirtileri başlar. En sık ve en önemsediğimiz durum ishallerdir. Çok yoğun, pirinç suyu şeklinde dışkılamadır ki bu eğer zamanında sıvı kaygı kapatılmazsa ölümle seyreder. Ancak başlangıçta hastalarda halsizlik, mide bulantısı, kusma ve karında kramp tarzında ağrılar veya karın bölgesinde rahatsızlık hissi başlayabilir. Kolera da diğer ishallerden farklı olarak ateşi görmeyiz. Ateş burada yoktur. Bu belirtilerle beraber ön planda olan ishaldir. Günde 10-20 litreye kadar ishal sayısı ve miktarı artarak devam edebilir ki vücut eğer sıvı açığı kapatılmazsa buna çok uzun süre dayanılmaz. Ben çok görmedim ama bize tıp fakültelerinde okutulan ve öğretilen hatıralardan eski hocalarımızın bize söylediği ‘kolera yatakları’ olurdu. Koleralı hastaları yatırmak için ortası delik yataklar yapılırdı. Ve hastalar tuvalete gidemeyecek kadar zor durumda olduğu için hastalar doğrudan yatağın altındaki kaplara dışkılardı. Gerekirse ana büyük damarlardan çok yoğun bir şekilde sıvı desteği sağlamak gerekir bu hastalara. Tabiri caizse hastaların damarından biz ha bire su yükleriz ya da alabiliyorsa ağızdan. Koleralı hastamız maalesef aldığı bu sıvıyı olduğu gibi de dışkı ile atar. İşte bu süreci iyi atlatır, iyi bir tedavi ile tamamlarsak hastalarımızı kurtarmış oluruz. Bu hasta grubu çok az. Koleralı bir hasta ‘asentomatik’ dediğimiz semptomu olmadan dışkısında sadece bu bakteriyi taşıyarak ya da çok hafif ya da orta miktarda sıvı kaybıyla seyreden daha hafif klinik seyirlerle hastalığı atlatabilir. Dünyanın her yerinde de ülkelerin gelişmişlik seviyelerine bağlı olarak ölüm oranı değişmekle beraber genellikle koleralı hastalarda ölüm oranı günümüzde yüzde 1’in altındadır. Çünkü artık hastalığın tedavisi çok net bir şekilde biliniyor.”

TÜRKİYE’DE ARTAN İSHALLERİN KOLERA İLE ALAKASI YOK

Türkiye’de son dönemde artan ishal vakalarının kolera ile bağlantılı olmadığını belirten Bayındır, gereksiz antibiyotik kullanımına da dikkat çekerek, “Koleralı bir hastalığa ana tedavi, sıvı açığını kapatmaktır. Çok nadir ağır olgularda antibiyotik tedavisi gerekir. Antibiyotik tedavisi de öyle 3 gün, 5 gün, 7 gün, 10 gün şeklinde değil. Çoğunlukla kullanılacak antibiyotiğin çeşidine göre değişmekle beraber genellikle bir doz şeklinde kullanılır. Hemen antibiyotik başlamak, hastayı hızlıca tedavi etmek yerine bazen de zararlı sonuçlar doğurabilmektedir. Antibiyotik kullanım oranlarını düşürmemiz gerekmektedir. Bu noktada her yaz olduğu gibi bu yaz döneminde de ishal vakalarında ülkemizde artışlar söz konusudur. Bu artışın önemli nedenlerinden bir tanesi virüslerdir. Bu virüslerin başlattığı ishal olgularında antibiyotiklerin hiçbir önemi yoktur, tedavi edici özelliği yoktur. Söylediğim gibi ishallerde antibiyotiklere gereksiz yere başlamayalım. Dikkat edilmesi gereken mutlaka güvenli su ve gıdaya ulaşmak önemlidir. Ülkemizdeki son aylarda ya da günlerde artan ishal vakaları ise kolera ile hiçbir alakası olmayan, 1’inci sırada virüslerin neden olduğu diğer mikroplara bağlı ve 1-2 gün içerisinde hastaların iyileştiği ishal vakalarıdır. Kolera ile hiçbir alakası yoktur” ifadelerini kullandı. 

DHA

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *