Gençlerin gelecek sorunu
Bir toplumun geleceğini anlamak istiyorsanız, önce gençlerine bakmanız gerekir. Gençlerin yüzündeki umudu, kaygıyı, öfkeyi, sessizliği ve hayal kırıklığını okuyabiliyorsanız, o toplumun bugünü ve yarını hakkında çok şey söyleyebilirsiniz.
Esasında gençlik yalnızca bir yaş dönemi değildir; toplumun geleceğe ilişkin beklentilerinin, değerlerinin ve umutlarının taşıyıcısıdır.
Bugün Türkiye’de milyonlarca genç, yalnızca iş bulma sorunu yaşamıyor. Daha derin ve daha tehlikeli bir sorunla karşı karşıya. Geleceğe güven duymamak.
Eğitimini tamamlayan genç, “Nasıl bir iş bulacağım?” diye düşünüyor. İş bulan, “Bu ücretle nasıl yaşayacağım?” diye soruyor. Çalışan, “Yarın işimi kaybedersem ne olacak?” kaygısını taşıyor. Üniversiteye giden, mezun olduğunda karşılaşacağı belirsizliği düşünüyor. Evlenmek isteyen genç, bir evin kirasını ve temel ihtiyaçlarını karşılamanın hesabını yapıyor. Ailesinden ayrılmak isteyen, ekonomik bağımsızlığını sağlayamıyor. Bir başka genç ise bütün bu sorunlardan uzaklaşmanın yolunu yurtdışında arıyor.
Ancak; yurtdışına gitmek isteyen herkesin yurtdışına çıkabilecek ekonomik, sosyal ve eğitimsel olanağı yok. Böylece gençler arasında yeni bir eşitsizlik oluşuyor.
Bugün gençlerin önemli bir bölümü için gelecek, geçmiş kuşaklarda olduğu gibi doğal bir ilerleme çizgisi olmaktan çıkmış durumda. Önce eğitim, sonra iş, ardından düzenli gelir, evlilik, ev ve aile kurma biçimindeki klasik yaşam beklentisi parçalanmaktadır. Genç, artık hayatının bir sonraki aşamasını planlamak yerine, bir sonraki ayını nasıl geçireceğini düşünmektedir.
Bu durum yalnızca ekonomik bir sorun değildir. Toplumsal dağılma, sosyolojik bir kırılmadır.
Çünkü ekonomik güvencesizlik uzadıkça insanın kendisine, ailesine, topluma ve geleceğe ilişkin duyguları da değişir. Geleceğini kuramayan genç, bugünüyle de sağlıklı bir ilişki kuramaz. Sürekli ertelenen hayat, zamanla umutsuzluğa dönüşür. Umutsuzluk ise bireysel bir duygu olmaktan çıkarak toplumsal bir ruh haline gelir.
Bir genç neden emeğiyle kazanacağı paraya güvenmek yerine, toplumsal çürümenin yarattığı hızlı ve kolay kazanç vaat eden yolları düşünmeye başlıyor?
Uyuşturucu meselesi de aynı toplumsal zeminden bağımsız düşünülemez. Uyuşturucu yalnızca bir güvenlik problemi değildir; aynı zamanda yoksulluk, dışlanma, yalnızlık, umutsuzluk, aile içi kırılmalar ve gelecek kaygısıyla ilişkili çok boyutlu bir toplumsal sorundur.
Bugün gençlere sürekli olarak tüketmeleri, zengin olmaları, görünür olmaları ve hızlı başarıya ulaşmaları söyleniyor. Fakat aynı gençlere emeğin, dayanışmanın, kamusal sorumluluğun, bilimin, sanatın, üretimin ve toplumsal dayanışmanın değerini anlatan güçlü bir gelecek hikayesi yeterince sunulamıyor.
Sonuçta genç, kendisine sunulan dünya ile yaşadığı dünya arasındaki büyük çelişkinin ortasında kalıyor. Bir tarafta lüks yaşam görüntüleri, hızlı para, gösterişli hayatlar ve sosyal medya üzerinden yaratılan başarı algısı; diğer tarafta asgari ücretle geçinme, yüksek kiralar, işsizlik, eğitim masrafları ve aileye bağımlı yaşama zorunluluğu...
Gençliğin istediği şey; başta eğitim olmak üzere, gelecek kaygısı taşımayacak bir fırsat eşitliğinin yaratılmasını, gelecek kaygısının giderilmesidir.
Türkiye'nin gençlere vereceği en büyük destek, onları yalnızca korumak değil; onlara özgürce yaşayabilecekleri, üretebilecekleri, hata yapabilecekleri, yeniden başlayabilecekleri ve kendilerini gerçekleştirebilecekleri bir toplumsal alan yaratmaktır.
Gençlerin dünyaya açılmasını engellemek de çözüm değildir. Tam tersine, dünyayı gören, farklı toplumları tanıyan, bilimden ve teknolojiden yararlanan gençlerin ülkelerine dönüp katkı sunabilecekleri koşulları yaratmak gerekir. Mesele gençlerin yurtdışına gitmesi değil; ülkelerinde kalmak, üretmek ve yaşamak için yeterli nedenlerinin bulunmamasıdır.
Gençlerini kaybeden toplum yalnızca insan gücünü kaybetmez; hayal gücünü, üretme kapasitesini, eleştirel düşüncesini ve geleceğe dair umudunu da kaybetmeye başlar.
Bu nedenle bugün Türkiye'nin gençlerine sorulması gereken soru yalnızca “Nereye gitmek istiyorsun?” olmamalıdır.
Türkiye'nin bugün yapması gereken, gençlerine “sabredin” demek de değil; neden umut etmeleri gerektiğini gösterecek bir ülke düzeni kurmaktır.
Demokratik bir toplum, özgür birey, sürdürülebilir bir kalkınma ve güçlendirici bir eğitim sistemini yerleştirebilmektir.
Çünkü gençlerin geleceği, aslında Türkiye'nin geleceğidir.