Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
10°
Ara
Damga Gündem "Mertçe Konuşalım" Damga Tv You Tube kanalında

"Mertçe Konuşalım" Damga Tv You Tube kanalında

Gazeteci Mehmet Mert bu hafta DAMGA TV'de You Tube kanalında yine gündeme ilişkin detaylı açıklamalarda bulundu. Spordan siyasete, magazinden yaşama  Türkiye'nin gündemine oturan olayları yorumlayan Mert, AREV Okulları'ndan aldığı 'Yılın En İyi Çıkış Yapan Yazarı' ödülü içinde bir kez daha teşekkür etti

Okunma Süresi: 10 dk

Ödüller bizi mutlu ediyor

Mert, Arev Okullarından aldığı 'Yılın En İyi Çıkış Yapan Yazarı' ödülü ile ilgili tekrar teşekkür ederek şunları söyledi: Almanların bir atasözü vardır "özen yoksa ödül de yoktur" diye. Ben de işimi özenerek yaptığımı düşünüyorum. 30 yılı aşkındır gazeteciliğim, televizyonculuğum üzerine bir tane de kitap yazdım. Aslında o öğrencilerimiz ve okul yönetimi "Manşete Giden Yol" kitabına ödül verdiler. Hakikaten kitabımız hem internette iyi satıyor hem imza günümüz güzel geçti. Bu arada 9 Mayıs'ta Eskişehir'deyim, Eskişehir'deki okurlarımı davet ediyorum, paylaşımlar yapacağız. Sonrasında Bursa ve Beylikdüzü.  Önümüzdeki günlerde bol bol imza gününe gideceğim. Kitabımızı hem tanıtacağız hem ödüllerimizi alacağız. Tabii mutluluk verici, ödül insanların yaptığı işi başkaları tarafından takdiri güzeldir. Hem bizi motive ediyor hem doğru iş yaptığımızı bir kez daha anlamış oluyoruz hem de başka bu işi yapanlara da olumlu anlamda örnek sergilediğimizi düşünüyorum.

Tanju Özcan'a kızgınlık var 

Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan tutuklu bulunduğu cezaevinden hakkındaki iddialara 'İtibar suikastliği yapılıyor” şeklindeki söylemlerini değerlendiren Mert şöyle konuştu:  Tanju Özcan'a bir bakalım reddettiği iddialara. Bir belediyedeki makamını kullanarak menfaat sağlaması yani irtikap. Kamu gücünü kullanarak kendisine ve çevresine menfaat sağlaması. İlk kurduğu vakfa zorla bağış toplamak. Bağış ve para yardım etmeyenlere yine belediyedeki imkanıyla, belediye yetkilileriyle ceza kesmek, baskı uygulamak. Dört bazı kişilere şantaj yapmak. Bu şantaj yaptığı kişiler arasında belediye çalışanları da var, bunların videoları kasetleri de çıktı. Tanju Bey tabii bir itirafta bulunmuş. Birincisi bu tür zor zamanlarda gelen itirafların bir anlamı olmaz. Siz eğer bunu cezaevine düştüğünüz anda değil de bir ödül aldığınız günde, bir televizyon programında, bir ailenizin bir özel gününde, eşinizin doğum gününde, çocuğunuzun düğününde konuşmuş olsaydınız hakikaten  anlamlıydı. "Ben iyi bir baba olamadım ama iyi bir belediye başkanı, iyi milletvekili oldum" fakat sıkıştığınız zaman böyle itiraflar kolay. Şimdi bu itirafın arkasında şunu da sormak lazım: Acaba sadece iyi bir baba mı olmadınız? İtirafınızda başka iyi olmadığınız yönleriniz de var mı? İyi milletvekili, iyi belediye başkanı olduğunuzu siz söylüyorsunuz, toplum aynı fikirde mi? Ve bu tür itiraflar biraz belki etki yaratabilir toplum nezdinde ama kimseyi ikna edemezsiniz bu durumlarda. Çünkü ciddi bir suçlamalarla karşı karşıyasınız. Toplum insanlardan yöneticilerden, belediye başkanları milletvekillerinden samimiyet bekler, netlik bekler, duruş bekler. Tanju Özcan'ı da bugün gidin Bolu'ya bir sorun bakalım yaptığınız hareketleri. İnanın size dün oy verenlerin en az yarısı size acayip bir şekilde kızgın. 

Toplumu ikna etmeniz gerekiyor 

Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel'in tutuklanmasını yorumlayan Mert şunları söyledi: “Operasyonların tamamı CHP’li belediye başkanları. Oysa bu toplum biliyor ki A belediyesinde olan her şey B belediyesinde de oluyor, B belediyesinde olanlar C belediyesinde de oluyor. E şimdi siz sadece oraya, o bölgeye, o başkanlara, o partilere operasyon yapıp diğerlerini gözden kaçırırsanız toplum üzülerek söylüyorum bunu onaylamaz. Bu halkın, bu yurttaşın sıkıştığı zaman, mağdur olduğu zaman, köşeye sıkıştığı zaman kapısını çaldığı ilk yer adalet, yargı. Eğer bu adaleti, bu yargıyı bu şekilde itibarsızlaştırmaya çalışırsanız yarın bu insanların kapısını çalacağı kimse kalmaz. İşte neymiş sıra Mansur Yavaş'ta mı? Niye insanlar Mansur yerine sıra AKP’li bir belediye başkanını söylemiyor? Melih Gökçek'i söylemiyor? Başka birini söylemiyor? AK Partili bakanları söylemiyor? Mesela bu memlekette siz peçete kağıdıyla rüşvet alan bakanı içeri tıkamadığınız sürece, milyon dolarlık saati alıp rüşvet alıp sokakta dolaşan eski bakan olduğu sürece, yine rüşvetlerle aldıkları rüşvetlerle ayyuka çıkan belediye başkanları, AKP’li belediye başkanları, eski başkanlar, yeni başkanlar, milletvekilleri, yöneticileri içeri tıkamadığınız sürece bu topluma bunu anlatamazsınız. İçişleri Bakanlığı, hukuk, İletişim Başkanlığı nezdinde ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı insanları rahatlatıcı, ikna edici bir açıklama yapılsın. Yani Özgür Özel düşmüş kendi derdine, kimseye kendini anlatamıyor. CHP'nin başında genel başkan falan ama bu topluma Özgür Özel gibiler cevap veremez, ikna edemez Özgür Özel'in de bir sürü açığı var. 

Şu durumda nasıl adalet bekleyeceksiniz?

Mert, Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım'ın oteline yapılan baskında çok sayıda kaset ele geçirildiği iddialarının operasyonun boyutunu değiştirir mi sorusuna şu cevabı verdi:  Ya Özkan Yalım son yıllarda ortaya çıkan en CHP’'nin nezdinde çok konuşulacak olumsuz anlamında insanların dile getireceği bir kişi oldu. Mesela bu kişi kalkıyor diyor ki. "Konuşursam herkesin başını yakarım." bir türlü CHP’nin de bunu atmaya gücü yetmiyor. Şimdi siz CHP yönetimine söylüyorum sizi eleştiren bir cümleyle eleştirenleri bir gecede, bir anda, bir saniyede atıp Özkan Yalım gibileri hala tutamıyorsanız siz de kendinizi anlatamazsınız. İktidara diyoruz ya "Neden sadece CHP'li belediyeleri içeri alıyorsunuz diğerlerine dokunmuyorsunuz?". Bu ne kadar doğru bir eleştiriyse  CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e de şunu diyoruz: "100 yıllık, 50 yıllık CHP’lileri bir çırpıda atıyor da Özkan Yalım gibilere dokunmuyorsun." Şimdi sen bunu anlatamıyorsun, kalkmış iktidardan adalet bekliyorsun, şeffaflık bekliyorsun, netlik bekliyorsun. Yani atasözümüzü dilime geldi söylemek durumundayım dinime küfreden bari Müslüman olsa hesabı. Özkan Yalım'da pavyonu var. Pavyonda çalıştırdığı 13 tane kişinin parasını belediyeden verdiği ortaya çıktı Resmi kayıtlarda sigortasını veriyor, yemek parasını veriyor, maaşını veriyor, belediyede gösteriyor pavyonda çalıştırıyor. Ve bu insan Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanı kardeşim. Peki Özkan Yalım bu görevi yaptığı anda bunları neden yapıyor biliyor musunuz? İşte o "Ben konuşursam herkesin başını yakarım" cümlesinin altında bu konu Özgür Özel gibi CHP’li birçok yöneticiyi adam öyle elinin içine almış ki "Bana dokunamazlar" diyor. Şimdi toplumun yarıya yakını diyor ki "Recep Tayyip Erdoğan ve ekibi gitsin bunlardan bıktık, kim gelirse gelsin." İşte ben onlardan değilim. Recep Tayyip Erdoğan'dan bu toplum memnun değilse ve onun ekibinden göndersin ama yerine de bunlar gelmesin gözünü seveyim.

Çocuklar bizim geleceğimiz

Son dönemde okullarda yaşanan ve canımızı yakan bazı olayların ardından yeni güvenlik önlemlerini yorumlayan Mert “Bakan Bey yeni güvenlik önlemi dedi ama tam açık ve net konuşmadı. Hani yeni güvenlik önlemi derken ne demek istiyor?  kamera zaten var. Fakat Bakan Bey acaba her okula en az tane uzman güvenlik elemanı verecek mi? Neden üç tane diyorum? Çünkü kapıda birisi duruyor, bazen bir güvenlik tek eleman olunca adamın birisi alıp içeri götürüyor, biri içeriden bir şey istiyor. Okul müdürünün çay servisi yaptırdğını biliyorum ben. Adam içeri girdiği zaman o anda her şey olabilir. İçeri 50 kişi girebilir, silah tüfek gelebilir. Bakanlık buna el atacak mı? Üç diyorum bir, bir tanesi en az iki tanesi kulübeden ayrılmayacak, bir tanesi de devriyeli dolaşacak okulun etrafına, okula girecek çıkacak. İki bakanlık önce bu öğretmenlerimize insin kardeşim. Yani biz okulları en güvenli kurum görüyoruz, çocuklarımızı gönderiyoruz.Bu çocuklar bizim geleceğimiz cumhurbaşkanlarımız da bunların içinden çıkacak, gazetecilerimiz de milletvekillerimiz de öğretmenlerimiz de. Bu çocukları doğru bir şekilde eğitelim. Evet bu çocuklara bazı ailelerin gücü yetmiyor, parası yetmiyor, aklı yetmiyor, imkanları yetmiyor ama devlet bunun için var. Devlet bir çocuğu doğuşundan itibaren o çocuğu gözetlemeli, beslemeli, almalı, büyütmeli ve topluma kazandırmalı. Bu çocukların sadece okula gelince okuldaki güvenliğiyle devlet sorumluluk sahibi değil, aynı zamanda o çocukların evinden alınıp okula götürülmesi, okuldan alınıp evine götürülmesinden de sorumlu. 

Çürümüşlük Aziz Yıldırım'la başladı 

Aziz Yıldırım'ın "FB için çürümüşlük içinde" ifadesini kullanmasını “Çürümüşlük Aziz Yıldırım'la başladı” Sözleriyle yorumlayan Mert “Aziz Yıldırım'la başlayıp Ali Koç'la devam eden bugün de Saadettin Saran dönemindeki çürümüşlük. Mesela Aziz Yıldırım bu kulübü doğru yönetseydi Ali Koç başkan seçilmezdi. Ali Koç geldi, Aziz Yıldırım'ın birtakım yanlışlarını düzeltmeye kalktı, düzelttiğini söyledi anca bu kadar düzeltti. Yine burada da iddiaları konuşacağız, elimizde bir belge yok. Ali Koç'un başkanlığı döneminde bize gelip söylüyorlardı; “Aziz Yıldırım, Ali Koç'un başarısız olmasını istiyor” Bütün ekibini, kulüpteki tanıdıklarını, adı geçenleri falan başarısız olması için harekete geçiriyor diyorlar. Hatta etkilediği futbolculara "Boş ver bugün oynama, sakatlan, penaltıyı atma, kaleciye topu gol ye" gibi iddialar da var. Yine aynı Saadettin Saran daha dün Aziz Yıldırım'la canlı yayında kapışmış bir adamdı. Aziz Yıldırım'ın yönetiminde olduğu zaman yönetimden attığı hatta kulüpten attığı bir adamdı. Saran başkan oldu, şu anda da Saran'ın ayağını kaydırmaya çalışıyorlar, Saran'la uğraşıyorlar. Ben bu arada Saran'ı başarılı bulmuyorum, ayrı konu ama ben biliyorum ki sepetin içindeki çürüklük o sepetten geliyor, elmalardan geliyor. Yani FB'nin evet en büyük düşmanının kendi içindeki çürük elmalar olduğunu düşünüyorum. Bunları düzeltmeden bu kulüp adam olmaz.”

Sektörün içine edildi

Mert, Halk Tv çalışanlarının maaşlarını alamaması, zor durumda bırakılmalarını değerlendiren ve Cafer Mahiroğlu'nu sert bir dille eleştirdi:  Türk medyasında maalesef son 40-50 yıldır böyle hikayeler var. Mesela Turgut Özal'la başlayan Cem Uzan'ın kurduğu, Ahmet Özal'ın beraber kurduğu Star TV ile başlayıp bu ülkede "Bir kişi kolay yoldan paraya nasıl ulaşırım? Kolay yoldan nasıl itibar sahibi olurum? Kolay yoldan nasıl siyaseti yönlendiririm?" diye düşünen bir kişi hemen 40 yıldır geliyor bir televizyon sahibi oluyor, gazete sahibi oluyor, medya grubu kuruyor ve istediklerini hallediyordu. Sonra Recep Tayyip Erdoğan geldi dedi ki "Bir dakika ben kimseye yedirmem." Bütün medyayı ele geçirdi, iktidarın kontrolüne koydu. Cem Uzanlar, Aydın Doğanlar, işte Dinç Bilginler, Ilıcaklar dışlandı. Tayyip Erdoğan "Ben bilirim kardeş" dedi. Sonra bir iki tane aradan sıyrılanlar oldu Sözcü TV gibi, Sözcü Gazetesi gibi, Nova -eski Fox TV- Amerikan patronajıyla geldi Türkiye'de izlendi falan. Bir de Halk TV diye CHP'nin Deniz Baykal zamanında kurulan bir televizyondu. Halk TV böyle ansiklopedi reklamları veren, imece usulüyle kararlaştırılan, gönüllü birçok televizyoncu gazetecinin orada görev yaparak büyüttüğü bir kanal. Sonra Baykal partiden gidince meğerse bizim o Baykal televizyonun ismini ailesine vermiş. Bu da yanlış kardeşim yani. Kılıçdaroğlu gelince bir türlü o kanala sahip olamadı. Kanal tam toparlandı gitmiş Cafer Mahiroğlu o zaman İngiltere'de yaşıyor zaten. Adam Türkiye'den İngiltere'ye giderek ismini değiştiren birtakım böyle ticari operasyonlarda bulunan bir zeki bir adam, Sivaslı. 10 yıl önce Halk TV'yi Baykal'ın kızını ikna ederek bedava diyeceğimiz bir rakamla satın aldı. Gitti Kılıçdaroğlu'nun kapısını çaldı. "Ne var? Bana bakacaksın, bana para vereceksin yoksa Halk TV'de seni eleştiririm, seni çıkarmam." Kılıçdaroğlu da rest çekti. Sonra bu adam Kılıçdaroğlu'nun aleyhine çalıştı. Gün geldi İmamoğlu İBB'yi kazandı, Halk TV'ye de ciddi destek oldu.  Hatta o dönemde bizi her sabah yayınlayan İsmail Küçükkaya'nın programında Damga Gazetesi'ni bir tane haberimiz oldu diye sansürledi. Bugünlerde ise İmamoğlu İBB operasyonundan sonra ne oldu? Bir yıldır Halk TV'nin sahibi Cafer Mahiroğlu İngiltere'de kaçak adam, lüks evde yaşıyor. Şimdi Halk TV çalışanları perişan, maaş alamıyorlar, sigortaları ödenmiyor. Cafer Beyefendi nerede? İngiltere'de. Cafer Bey televizyoncu musun? Değilsin. Gazeteci misin? Değilsin. Yatırımcı mısın? Değilsin. Bizim oraların bir sözü var Kars yöresinin; "Gel mama var" deriz. Mama var değil mi? Kolay televizyon sahibi olacaksın, para kazanacaksın, itibar sahibi olacaksın, milletvekili olacaksın. Öyle mama yok işte. Bu ülkede siz bir televizyonun başına televizyonculuğu, gazeteciliği bilmeyeni getirirseniz olacağı durum budur. Türk basınının düştüğü durum da budur. Bugün de bu Türk basınının %90'ının yöneticileri, patronları televizyoncu gazeteci değil. Onun için bizim medyamız bu halde, bu duruma düştü. Mahiroğlu, dün bize laf söylüyordun, bak biz buradayız gazetecilik de yapıyoruz, sen neredesin kardeş?”

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *