Devlet düzen kurmalı
İç İşleri Bakanı Mehmet Çiftçi'nin APP plakaları ile ilgili “Amacımız ceza kesmek değil” diyerek Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu (TŞOF) mührünü ve güvenlik işaretlerini taşıyan kalın harfli plakalar için değişim zorunluluğu olmadığını ve ceza yazılmayacağını açıklamıştı. Mert
konuyla ilgili “Bu Ali Yerlikaya'nın projesi miydi?” yorumu yaparak şunları söyledi: “Bakan Çiftçi gelir gelmez hemen APP'ye başladı. Şimdi yeni gelen bakan tabii bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bir taraftan halka şirin gözükmeye çalışıyor ki Yerlikaya öyle yapmıştı. Söylemleri karşısında “AK Parti içerisinde böyleleri de mi var” demiştik. Diğer taraftan hükümeti tabii ikna etmesi gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hoşuna giden işler yapması gerekiyor. Ayrıca APP'nin içerisinde 140 bin liralık ceza var, 4 bin liralık ceza var. Bu neye göre, kime göre, nasıl? Anlamış değil henüz. Sık sık açıklama yapılıyor. Gerek bakanlık tarafından, gerek bir takım uzmanlar tarafından. Açıkçası ben de tam çözemedim. Hatta geçenlerde Şoförler Odası'na gidip plakamda bir sorun olup olmadığını sordum; yok dediler. Ama öbürü de diyor ki, bu farklı bir polise denk gelirse sana da ceza kesecek. Galiba devlet her aklına geldiği zaman, para lazım olduğu zaman, tahsilat yapmaya çalıştığı zaman vatandaşa yükleniyor. Acaba bu cezalar, yani bu APP plakasına uygulanan cezalar caydırıcı mı, yoksa gelir getirmeye yönelik bir çalışma mı? Bunun cevabını bilmek lazım. Devlet ceza kesmemeli, düzen kurmalı. Bakanlık da bu anlamda bir taraftan halka gerçekten düzen getirici, huzur getirici, sağlıklı ortam getirici hizmetler uygulamalı. Mümkünse bunu vatandaşın parasına cebine dokunmadan yapmalı.

Polis Yalım'ın keyfini mi bekleyecekti?
CHP Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım'ın kendisinden 36 yaş küçük belediye çalışanıyla otel odasında basılması kamuyounda büyük tepki toplamıştı. Bu durum özel hayat mı, kamuoyunu gerçekten ilgilendiren bir durum mu olduğu konusunda yaşanan tartışmalara da değinen Mert, “İnsanlar ister istemez bunlar mı ülkeyi yönetecek diye sorarlar” yorumu yaptı: Biliyorsunuz otellerde, otele girişinizde kaydınız düşerse emniyet bundan bilgi sahibi oluyor. Emniyet de eğer o gün o adamı tutuklaması, gözaltına alıması gerekiyorsa nasıl olsa gözüktü gidip alabilir. Bunu anladım. Hani özel hayat diyoruz ya. Fakat emniyet mi götürdü o 21 yaşındaki kızı otele zorla soktu? Kızcağızın kaydı yok otelde. Ayrıca bu beyefendinin dört tane sevgilisi var, evli, üç çocuğu var. O kadınlarla da çok sık sık seyahat edermiş, onları gördük. Ve seyahat ederken atıyorum; Gürcistan'a kendisi uçakla gidiyor, kadını araçla gönderiyor. Neden? Uçak olsa kayıda düşecek. Bilet almak zorunda. Yani burada bir, kusura bakmasın, bu Yalım denen beyefendi zaten üç dönem milletvekilliği yapmış. Bu tür olayları ayyuka çıktığı için 2023'te Kemal Kılıçdaroğlu vekil yapmamış, listeye koymamış. Bu olaylı, şaibeli kurultaydan sonra Özgür Özel götürmüş, Uşak Belediye Başkanı yapmış. İşte efendim Uşak'ta şu kadar oy almış, hiç önemli değil. Uşak'ın tamamının oyunu alsanız bile Uşak halkına, size oy verenlere saygılı olacaksınız. Dürüst olacaksınız, temiz olacaksınız, insancıl olacaksınız. Yani sen %51 oy aldın diye ne hakla belediyenin parasıyla 20'li yaşlardaki kızları otel odalarına taşıyorsun? Diyelim ki Uşak'ın çok başarılı bir belediye başkanısın. Gene de sana bu hak verilmez. Kusura bakmasınlar, Cumhuriyet Halk Partilile,r bu tür işleri yapanlar kendilerine baksınlar. Yani akıllarına hemen gelen, işte efendim otel odasında niye aldın? Nereden alacaktım? Sabah evinden alıyorsun, evimden niye aldın? Makamından alıyorsun, makamından niye aldın? İşte bana bir telgraf çeksen giderdim. Hayır kardeşim, davetiye göndermiyorum seni, gidip bizzat almak istiyorum. Neden? E elimde bir sürü dosya var, şahika var. Almam lazım. Senin keyfini mi bekleyeceğim? Senin belediye başkanların, arkadaşların cezaevlerinde, zindanlarda çürürken, senin genel başkanın meydanlarda afralar tafralar, mesaj verirken, kavgadan, gürültüden, savaştan bahsederken, senin ne hakkına ya gidiyorsun 20'li yaşlarda kızlarla otel odalarında, meyhanelerde, pavyonlarda eğleniyorsun? Yazıklar olsun. İnsanlar haklı olarak bakıyorlar, 'Bunlar ülkeyi de mi böyle yönetecekler?' diyorlar. Yani bu vatan, bu devlet Kan akıtılarak, kanlara boyanarak sahip olundu, sınırlar çizildi. Gidip de pavyonlarda, meyhanelerde, otel odalarında şampanya, viski eğlencelerinde bu vatan kurtulmadı. Sizler Cumhuriyet Halk Partisi'nin koltuğunu, bayrağını filamasını işgal ediyorsunuz. Her seferinde 'Mustafa Kemal Atatürk'ün partisindeyiz' diyorsunuz ama Mustafa Kemal Atatürk bugün yaşasa ilk sizlerin kellerinizi boynunuzdan koparır alırdı.

AK Parti 'yargı', CHP 'arkandayım' diyor
Adapazarı Belediye Başkanu Mutlu Işıksu hakkında da 22 yaşındaki bir üniversite öğrencisi şikayetçi olmuş ve tacize uğradığını iddia etmişti. Uşak Belediyesi'nde yaşananlar ile Adapazarı Belediyesi'nde yaşananların aynı olmadığını söyleyen Mert, bu konular gündeme geldiğinde AK Parti ve CHP'nin başkanlarına olan tutumlarını şu sözlerle değerlendirdi: 22 yaşında bir genç kız, üniversite öğrencisi, Adapazarı Belediye Başkanı'ndan şikayetçi oluyor. 50 milyonluk tazminat davası açıyor. Sonra Belediye Başkanı diyor ki, 'Bunlar bana şantaj yapıyorlar. Daha önce de 40 milyon istediler, vermedim diye bu davayı açtılar' Kızcağız da kendisinin taciz edilidiğini söylüyor. Şimdi Uşak'a baktığımız zaman, Uşak'ta elimizde otel görüntüleri var, otel odaları var, kayıtlar var. Belediyede kızın çalışma durumu var. Bir tane değil, üç tane. Uşakta ise henüz elimizde bir belge yok. Otel kaydı yok, belediyede çalışmaya dair bir görüntü, bir bilgi yok. Sadece 22 yaşındaki bir kadının şikayeti var. AK Parti ne diyor Belediye Başkanına? Tahminimce ya “Git kardeşim sen önce bir aklan gel. Senin hakkında şaibe var. Bari partimizi alet etme.” Belediye başkanı da AK Parti'den istifa ediyor. Şimdi AK Parti bekleyecek, yargıyı bekleyecek, yargılamayı bekleyecek. Başka şeyler çıkacak mı altından onu bekleyecek. Eğer temize çıkarsa yeniden partiyi alacaklar. Temize çıkmazsa güle güle. AK Parti ile Cumhuriyet Halk Partisi'nin arasında şu fark var. AK Parti, hakkında bu tür şaibe çıkanı kapının önüne koyuyor, yargıya havale ediyor. 'Git aklan gel' diyor. Cumhuriyet Halk Partisi ise bütün bu belgelere, görüntülere rağmen hala sahip çıkıyorlar. Uşak'ta işte miting yapıyorlar. O mitinge gidenler kimler? Belediyeden, Belediye Başkanından menfaati olanlar. İşte bunlar olduğu zaman arkadaşlar, siz bu ülke yönetimini ele alamazsınız. Size bu ülke yönetimi için toplum yetki vermez. Bunları düzeltmeniz lazım. Yani bir taraftan belediye başkanlarınız cezaevlerinde çürüyor, bir taraftan sizler bu tür işleri yapıyorsunuz. Kısacası Adapazarı'nda da olanlar bence olması gereken. Belediye Başkanı partisini işin dışına ayırdı. Dedi ki ben temizim kardeşim, yargıya bu şekilde gideceğim, aklanacağım, geleceğim. Bekleyip göreceğiz. Belki bir Adapazarı'nın daha kötü işleri çıkar, o zaman konuşuruz. Şu an ortada olmadığı için bunları söylüyoruz.

10-12 kişi çok ağır ceza alır
Geçtiğimiz hafta Silivri Marmara Ceza Evi'ne giderek İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) yolsuzluk davası ile ilgili duruşmayı takip eden Mert, Silivri izlenmimlerini anlattı: Atmosfere söyleyeyim önce... Sadece yargılananlar vardı ve yargılananların yakınlarına izleyici kartları verilmişti. Salon son derece sakindi. Ben o ilk kargaşalı günlerde bilerek gitmedim. Yani kargaşada çünkü insanlar iyiyi, kötüyü, doğruyu, yanlışı, güzeli, çirkini ayırmadan bizlere de bazen tepki gösterebiliyorlar. Basın biraz salonun uzağına taşındırılmış ama basın olayı, yargılamayı izliyor. Notunu alıyor. Basının odası, bilgisayarı, interneti, izleyicilerin yine ortamı gayet iyiydi. Tutuklularla selamlaşabiliyorsunuz, el sallayabiliyorsunuz falan. 400'den fazla kişinin yargılanması söz konusu, 402. 105 kişi tutuklu şu anda. 4000'e yakın sayfa, dosya var ortada. Mahkeme heyeti sadece oturuyor. Mesela ben oradayken Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık yargılanıyordu. Abartmıyorum, tam iki saat boyunca, Mehmet Murat Çalık'ın avukatı konuştu. Hattatuhafıma gitti. Yani dedim ki 'ya ben şimdi yargıçım, bu iki saatlik konuşmadan sonra ne yapacağım ben? Yani ben hukukçu değilim tabii ama iyi bir gazeteci olduğumu düşünüyorum. İki saat bana ne anlatıyorsun mesela? Tuhaf. Anlattıklarında çok doğru, çok güzel şeyler de vardı. Ama genelde anlatılanlarda dosya dışına çok çıkılıyor. Bu hafta karar verileceğini biliyoruz. Bir takım tahliyeler olabileceğini düşünüyorum. Çünkü bu tutuklu yüz beş kişiye baktığınızda ben en az elli kişinin masum olduğunu düşünüyorum. Net temiz. Bir şekilde adı karışmış. Benim tanıdıklarım da var aralarında. Kaldı elimizde diğer elli. diğer ellinin de en az yarısının az şüpheli, ucundan kıyısından suça bulaşmış olabileceğini düşünüyorum. Belki bunlar 3-5 yıl ceza alabilir. Kaldı mı elimizde 25 kişi? O 25 kişinin içerisinden, en az yarısının yani 10-12 tanesinin çok ağır ceza alacağını düşünüyorum. Hem de öyle böyle değil yani. Bilemiyorum yanılabilirim. 50,60,70 yıl gibi. Ben işin sonunda bu 402 yargılanan, 105 tutuklunun zaman içerisinde 10-15 kişiye düşeceğini, o 10-15 kişi üzerinden konuşmaya başlayacağımızı düşünüyorum. Bu kişilerinde başta Ekrem İmamoğlu, Murta Ongun, Mehmet Murat Çalık, Fatih Keleş, bazı belediye başkanları gibi oniki kişi içerisinde olacağını ve bu yargılamanın daha uzun süre süreceğini düşünüyorum. Bu arada davayı ilk gününden itibaren takip eden muhabirimiz Selvi Sarıtaç'tan da güç içinde bilgileri almaya devam ediyoruz.

Algılara değil dosyalara yoğunlaşmalı
Tutuklu İBB Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun, Adalet Bakanı Akın Gürlek ile ilgili “Gürlek Adalet Bakanı mıdır, Organize İşler Bakanı mıdır? Onun cevabını milletimiz gayet iyi biliyor.” sözlemlerini şu sözlerle değerlendirdi: Tabi Ekrem Bey orada çok zor günler geçiriyor. Unutulmaması gerektiğini düşünüyor. Sık sık bu tür açıklamaları olacaktır. Algı yönetiyor bir nevi. Bu bir algı açıklamasıdır. Sonuçta Ekrem Bey bunu söylese de söylemese de bir şekilde olay devam ediyor. Bakan Gürlek'nin görevi devam ediyor. Oradaki açılan heyetin, başsavcılığın, hakimin, yargıcın görevi devam ediyor. Bu söylemler yargıyı etkilemeyecektir. Sadece toplum gözünde Ekrem İmamoğlu'nu biraz daha popülist kılacak, biraz daha haber olmasını sağlayacak. Artık bu algı, algoritma toplumu yönlendiriyor. Daha önceki videolarımda da söylemiştim. Yani algılara değil, dosyalara yoğunlaşmak lazım. Dosyalar üzerinden topluma cevap vermek, basına cevap vermek lazım. Öyle olmasının daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum.

Trump'la Özel'i birbirine benzetiyorum
ABD Lideri Donald Trump'ın “Kaybedenlerle takılıyorum çünkü bu beni daha iyi hissettiriyor” szöleri dünya basınında geniş yankı bulmuştu. Trump'ın bu tavırlarını dengesiz bulduğunu söyleyen Mert açıklamayı 'Terbiyesizce' sözleriyle nitelendirdi. Mert, yayınında şunları söyledi: Trump akıl hastası. Trump'ın bu akıl hastalığı dünyayı işte gördüğünüz gibi ateşe sürüklüyor. Kışkırtıcı, popülist, terbiyesizce bir açıklama. Trump'ın ne söylediği hiç önemli değil. Dengesiz, tutumsuz. Böyle konuşmalar, sabah söylediğini akşam değiştiriyor. Ben Trump'la bizim Özgür Özel'i birbirine çok benzetiyorum. Özgür Özel de biraz öyle. İşte Uşak Belediyesi olayında bir kalktı, özür diledi toplumdan falan. Tamam dedik, galiba doğru bir hamle yapacak. Ertesi gün hemen işte Yalım'a sahip çıktı. O bizim başkanımız, o bizim kahramanımız. Neden? Özgür Özel'le Yalım'ın ortak işleri, güçleri beraber iş yaptıkları da ortaya çıktı. Kısacası Trump bu provokatif, popülist tavırlarıyla dünyayı ateşe sürükledi. Diğer taraftan İran hiç beklemediğimiz bir şekilde bir tepki gösterdi ve Hürmüz Boğazı'nı da elinde bir önemli bir güç etkeni olarak tutuyor. Trump gibi akıl hastalarının artık dünyada yönetici olmamaları, devlet başkanı olmamaları gerektiğini düşünüyorum. İnsanları bir rahat bırakın yani. İnsanlar yolunu bulurlar. İnsanlar sükunet içerisinde, barış içerisinde, sağlık içerisinde yolunu bulur, yaşar giderler. Düşsünler yakamızdan.

Sosyal medya gençleri tembelleştirdi
Mert, gündemi televizyonun mu sosyal medyanın mı belirlediği konusunda yorum yaptı ve gazetelerin hiçbir zaman bitmeyeceğinin altını çizdi. “Mesela kağıt gazetemiz var değil mi? Hep derler, kağıt gazete bitti, bitecek. Bakın azalır, zayıflar ama bitmez. Radyo, azaldı, zayıfladı ama bitmedi. Plak, azaldı, zayıfladı, bitmedi. Televizyon azalacak, zayıflayacak, bitmeyecek. Sosyal medya da artık girdi bu hayatımıza. Hayatımıza giren her şey, televizyon, radyo, kağıt, basılı gazete, kitap, dergi belki zaman içerisinde şekil değiştirir, azalır, renk değiştirir ama asla ölmez. Ölecekler var mı? Vardır mutlaka. Ama bunların içerisine televizyon girmiyor. Sosyal medya evet, bugün hayatımızı o belirliyor. Mesela bugünlerde ben gençlerle ilgili bu örneği veriyorum. Şimdi çağımızın gençleri maalesef şuna o kadar alışmış ki, şuna basınca yemek geliyor, basınca para geliyor, basınca fotoğraf geliyor, basınca müzik geliyor, basınca bilmem kahve falını bile yorumlatıyorlar. Artık işi de böyle istiyorlar. Ben evden ayrılmayayım, işe gitmeyeyim, arabaya binmeyeyim, trafiğe çıkmayayım, otobüse binmeyeyim, şuraya basayım, hah işimi hallettim, maaş gelsin. Maalesef bu böyle. İnternetsiz hayatı görenle bu çağa uyum sağlayan ve yarın bu hayatta olmayacak insanlar bizler, yaşları böyle kırk ellinin üzerinde olanlar. Çok önemli kişileriz. Bu toplumda bu uyumu sağlamak adına bizler öyle davranmalıyız ki bu toplumun geleceği belki de bizlerin elinde. Hem bir taraftan bu yeni çağa doğru örnek olmalıyız, doğru eğitmeliyiz, doğru bir iletişim yaratmalıyız. Yarın bizler olmayacağız. Mesela 100 yıl sonra burada oturan bir televizyoncu bu durumu nasıl yorumlar bilemem. Ama bugün şunu yorumluyorum, şöyle diyorum, sosyal medya var, sosyal medya bizim hayatımıza yön veriyor. Yememize, içmemize, gezmemize, tozmamıza tamam. Ama hiçbir şey öldüremeyecek. Belki de yakın zamanda ben bu sosyal medyanın yasaklanacağını, internetin biraz kısıtlanacağını, biraz böyle orijinal hayata döneceğini düşünüyorum.”
