Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
16°
Ara
Damga Dünya Hikikomori fenomeni: Japonya’nın sessiz toplumsal krizi

Hikikomori fenomeni: Japonya’nın sessiz toplumsal krizi

Japonya denildiğinde akla teknoloji, disiplin, yüksek çalışma kültürü ve kalabalık metropoller geliyor. Fakat bu modern görüntünün arkasında bunun tam tersini yaşayan milyonlarca insan bulunuyor: eğitimden, iş hayatından ve sosyal ilişkilerden giderek çekilen, hayatını büyük ölçüde evinde sürdüren hikikomoriler. Japon hükümetinin 2022 araştırmasına göre 15-64 yaş grubunda yaklaşık 1,46 milyon kişi hikikomori durumunda. Fenomen artık yalnızca gençlerin odalarına kapanması değil; yaşlanan aileler, ekonomik bağımlılık, yalnızlık, çalışma hayatı ve Japon toplumunun başarı anlayışıyla kesişen büyük bir sosyal mesele

Okunma Süresi: 13 dk

Tokyo’nun kalabalığı düşünülünce Japonya’da yalnız kalmak neredeyse imkânsızmış gibi görünebilir. Metro istasyonları insanlarla dolu. Kafeler kalabalık. Ofisler sabahın erken saatlerinde hareketleniyor. Okullar, mağazalar, restoranlar ve alışveriş merkezleri milyonlarca insanı aynı anda bir araya getiriyor.

Fakat aynı ülkenin başka bir yüzünde bazı insanlar bütün bu hareketliliğin dışında yaşıyor. Evlerinden çok nadiren çıkıyorlar. Bazıları yalnızca gece saatlerinde markete gidiyor. Bazıları aileleriyle aynı evde yaşamasına rağmen günlerini odalarında geçiriyor. Bazıları yıllarca çalışmıyor, okula gitmiyor ve sosyal çevreleriyle bağlarını sürdüremiyor.

İşte Japonca hikikomori kelimesi, bu ağır sosyal geri çekilme durumunu ifade ediyor.

Kelimenin kendisi bile fenomenin ruhunu taşıyor: hiku, geri çekilmek; komoru, içeri kapanmak. Fakat hikikomori basitçe “evde kalmayı sevmek” değil. Toplumsal hayattan uzun süreli ve belirgin biçimde çekilmek.

Hikikomori ne zaman ortaya çıktı?

Hikikomori’nin kökleri 1980’lerden daha geriye götürülebiliyor.

Japon psikiyatri literatüründe 1970’lerde gençlerde görülen “geri çekilme nevrozu” (taikyaku shinkeishou) üzerine çalışmalar bulunuyordu. Ancak hikikomori kelimesinin kamuoyunda bugünkü anlamıyla yaygınlaşması 1980’lerin ortalarına ve özellikle 1990’lara uzanıyor.

Fenomenin büyük bir toplumsal mesele haline gelmesi ise 1990’ların sonlarında gerçekleşti. Tam da Japonya’nın ekonomik mucizesinin sona erdiği dönemde.

1980’lerde Japonya, dünyanın ekonomik süper güçlerinden biri olarak görülüyordu. Tokyo’nun gayrimenkul ve borsa balonu patladı. 1990’ların başında ekonomik büyüme yavaşladı. İş piyasası değişmeye başladı. Şirketlerin savaş sonrası dönemin güçlü “ömür boyu istihdam” anlayışından uzaklaşması, gençlerin iş hayatına girişini zorlaştırdı.

Tam bu dönemde toplumun gençlerden beklediği hayat senaryosu ile ekonomik gerçeklik arasında giderek daha büyük bir boşluk oluştu.

Hikikomori tartışmasının büyümesinin arkasında bu dönüşümün de önemli bir yeri bulunuyor. Sosyolojik araştırmalar, fenomeni yalnızca bireysel psikolojiyle değil, istihdam yapısındaki değişim ve sosyal dışlanma mekanizmalarıyla birlikte ele alıyor.

1998: Hikikomoriyi dünyaya anlatan kitap

Hikikomori kavramının Japonya’da geniş kitleler tarafından tanınmasında psikiyatrist Tamaki Saitō önemli bir rol oynadı.

Saitō, 1998’de yayımladığı Shakaiteki Hikikomori: Owaranai Shishunki, yani “Sosyal Hikikomori: Bitmeyen Ergenlik”, adlı kitabında uzun süreli sosyal geri çekilmeyi kapsamlı biçimde ele aldı. Kitap kısa sürede bu konuda klasikleşti.

Saitō’nun erken dönem yaklaşımında hikikomori, kişinin evine kapanması ve en az altı ay boyunca toplumsal hayata katılmamasıyla karakterize edilen bir durum olarak tanımlanıyordu. Buradaki önemli ayrım, hikikomorinin tek başına bir psikiyatrik hastalık adı olarak kullanılmamasıydı. Bu ayrım bugün de önemli. Çünkü hikikomori bir kişilik tipi değildir. Bir insan hikikomori durumuna girebilir ve daha sonra bu durumdan çıkabilir.

Ayrıca sosyal geri çekilmenin arkasında depresyon, kaygı, travma, nörogelişimsel farklılıklar veya başka psikolojik ve sosyal sorunlar bulunabilir.

Dolayısıyla “hikikomori = hastalık” şeklindeki basit denklem bilimsel açıdan yetersiz kalır.

Japonya’nın başarı kültürü

Fenomeni anlamanın en önemli anahtarlarından biri Japonya’nın eğitim ve çalışma kültürü.

Japon toplumunda eğitim, uzun süre yalnızca bilgi edinme süreci olarak değil, insanın toplumdaki geleceğini belirleyen güçlü bir aşama olarak görüldü.

İyi okul. İyi üniversite. İyi şirket. Düzenli kariyer. Evlilik. Aile. Ev.

Bu sıralama bozulduğunda kişi yalnızca ekonomik bir problem yaşamayabiliyor. Kimlik problemi de yaşayabiliyor. Örneğin üniversite sınavında başarısız olan bir genç, yalnızca bir sınavı kaybetmiş olmuyor. Akranlarının ilerlediğini görüyor. Ailesinin beklentilerini karşılayamadığını düşünüyor.

Toplumun “başarılı yetişkin” tanımının dışında kaldığını hissedebiliyor. Bir süre sonra okuldan uzaklaşıyor. Sonra arkadaşlarından. Sonra iş hayatından. Derken dışarı çıkmak bile başlı başına stres kaynağı haline gelebiliyor.

Bu noktada hikikomori, bir anda verilmiş bir karar olmaktan çıkıp yavaş yavaş kurulan bir yaşam biçimine dönüşebiliyor.

Okuldan çıkış, hayattan çıkışa dönüşebiliyor

Japonya’da futōkō olarak adlandırılan okul devamsızlığı veya okuldan uzaklaşma da hikikomori tartışmasının önemli parçalarından biri.

Bir çocuk okulda zorbalığa maruz kalabilir. Başarısızlık yaşayabilir. Öğretmenleriyle veya akranlarıyla sorun yaşayabilir. Okula gitmemeye başlar. Evde kalmak kısa vadede rahatlatıcı olabilir. Ancak okuldan uzak kalınan süre uzadıkça sosyal çevre küçülür. Arkadaşlıklar zayıflar. Günlük rutin bozulur.

Eğitimden kopuş gelecekte iş bulmayı zorlaştırabilir. İş bulamamak ise özgüveni daha da azaltabilir.

Hikikomori sadece gençlerin sorunu değil

Hikikomori hakkında yıllarca yaratılan popüler imge oldukça belirgindi:

20’li yaşlarında bir erkek.

Ailesiyle yaşayan biri.

Odası bilgisayar, oyun konsolu ve kitaplarla dolu.

Gündüz uyuyor.

Gece internete giriyor.

Ancak Japonya’nın gerçekliği bu görüntüden çok daha geniş. 2022’de yapılan ulusal araştırmada 15-64 yaş grubunda yaklaşık 1,46 milyon kişinin hikikomori durumunda olduğu tahmin edildi.

Bu insanların önemli bir bölümünün artık gençlik çağında olmaması, Japonya’nın hikikomori sorununu yeni bir aşamaya taşıyor. Çünkü 20 yaşında eve kapanan biri 30’unda hâlâ oradaysa mesele değişiyor. 40’ında hâlâ aynı evdeyse daha da değişiyor. 50’li yaşlara geldiğinde ise konu artık yalnızca bireyin hayatı değil. Ailenin geleceği oluyor.

8050: İki Kuşağın Aynı Eve Sıkışması

Japonya’da hikikomori tartışmasının en çarpıcı kavramlarından biri 8050. 80 yaşındaki ebeveyn ile 50 yaşındaki çocuğun aynı evde yaşamasını anlatıyor. Bir zamanlar ebeveyn, çalışmayan çocuğuna ekonomik destek sağlayabiliyordu.

Yemek yapıyordu. Faturaları ödüyordu. Market alışverişini gerçekleştiriyordu. Sağlık sorunlarını yönetiyordu. Fakat zaman geçtikçe ebeveyn de yaşlandı. Artık çocuk değil, ebeveyn bakıma ihtiyaç duymaya başladı. Böylece roller tersine dönüyor.

Ama hikikomori durumundaki yetişkinin iş deneyimi yoksa veya uzun süre iş hayatından uzak kaldıysa, bağımsız bir yaşam kurması son derece zorlaşabiliyor. Bu yüzden hikikomori Japonya’nın yaşlanan nüfus ve sosyal güvenlik sistemiyle kesişen sorunlarından biri haline geldi.

8050’nin Ardından 9060

Sorunun zaman içinde nasıl büyüdüğünü anlatmak için artık 9060 kavramı da kullanılıyor.

Ebeveyn 90 yaşına ulaşmış. Hikikomori yaşayan çocuk 60’larına gelmiş. İki insan hâlâ aynı evde. Ancak artık ekonomik ve fiziksel destek sağlayan tarafın kendisi de desteğe muhtaç.

Bu tablo Japonya’nın demografik dönüşümünü hikikomori meselesinin içine doğrudan sokuyor. Çünkü Japonya dünyanın en yaşlı toplumlarından biri.

Yaşam süresi uzun. Doğum oranı düşük. Tek kişilik haneler artıyor. Aileler küçülüyor. Dolayısıyla eskiden geniş aile tarafından absorbe edilebilen sosyal sorunlar artık daha küçük ailelerin omuzlarına kalıyor.

Anne-baba öldüğünde ne olacak?

Hikikomori tartışmasının belki de en sert sorusu bu.

Ebeveyn hayattayken kişi bir şekilde yaşamını sürdürebiliyor.

Peki ebeveyn öldüğünde?

Gelir nereden gelecek?

Ev nasıl korunacak?

Yemek nasıl alınacak?

Sağlık hizmetlerine nasıl ulaşılacak?

Vergiler ve faturalar nasıl ödenecek?

Sosyal hizmetlere nasıl başvurulacak?

Banka işlemleri nasıl yapılacak?

İnsan yıllarca toplumla temas etmediyse bu basit görünen işlemlerin bazıları bile ciddi engellere dönüşebiliyor. Bu nedenle Japonya’da hikikomori artık yalnızca “çalışmayan gençler” başlığı altında ele alınmıyor. Yaşlılık, bakım, konut, sosyal yardım ve yoksulluk politikalarıyla birlikte düşünülüyor.

Ekonominin görünmeyen maliyeti

Hikikomori aynı zamanda ekonomik bir mesele. Çalışma çağındaki milyonlarca insanın işgücüne katılmaması, ülkenin üretim kapasitesini etkiliyor.

Japonya zaten ciddi bir işgücü açığıyla karşı karşıya. Nüfus yaşlanıyor. Çalışan nüfus azalıyor. Bakım sektöründen inşaata, sağlık hizmetlerinden teknoloji sektörüne kadar birçok alanda insan kaynağı ihtiyacı artıyor. Tam da böyle bir dönemde toplumun önemli bir bölümünün çalışma hayatının dışında kalması, ekonomik açıdan büyük bir potansiyelin kullanılmaması anlamına geliyor. Fakat burada da dikkatli olmak gerekiyor.

Hikikomori yaşayan herkesi “ekonomiye kazandırılacak işgücü” olarak görmek, sorunun insan tarafını kaçırabilir. Çünkü bazı insanlar için ilk ihtiyaç iş değil. Önce güvenli bir sosyal bağ.

Hikikomori tembellik mi?

Japonya’daki tartışmanın en eski ve en problemli sorularından biri bu. Dışarıdan bakıldığında kişi çalışmıyor. Okula gitmiyor. Evden çıkmıyor. Ailesinin desteğiyle yaşıyor. Bu nedenle kolayca “tembel” etiketi yapıştırılabiliyor.

Ancak sosyal bilim araştırmaları hikikomoriyi yalnızca bireysel irade eksikliğiyle açıklamanın yetersiz olduğunu gösteriyor. 1990’ların sonundaki hikikomori deneyimlerini inceleyen araştırmalar; sosyal dışlanma mekanizmaları, gençlik dönemindeki yakın ilişkilerin değişimi ve çalışma yapısındaki dönüşüm gibi toplumsal faktörlere de dikkat çekiyor.

Bu nedenle daha doğru soru şu olabilir:

“Bu insan neden çalışmıyor?” değil, “Bu insanın toplumla bağını koparacak kadar zorlandığı süreç nasıl başladı?”

Utanç ve Yüz Kaybı

Fenomenin psikolojik ve kültürel boyutunda utanç önemli bir yer tutuyor. Kişi toplumun standartlarına ulaşamadığını düşündüğünde yalnızca başarısızlık yaşamıyor. Bazen başarısızlığın görünür olmasından kaçıyor. İnsanlarla karşılaşmamak daha kolay. Eski arkadaşlarla görüşmemek daha kolay.

“Ne iş yapıyorsun?” sorusunu duymamak daha kolay. Aile toplantılarına gitmemek daha kolay. Böylece izolasyon başlangıçta acıyı azaltan bir mekanizma gibi çalışabiliyor. Fakat uzun vadede aynı izolasyon kişinin dış dünyaya yeniden dönmesini zorlaştırabiliyor. Korunmak için kurulan duvar, bir süre sonra çıkışı da kapatabiliyor.

Oda artık sadece oda değil

İnternet çağı hikikomori fenomenini tamamen değiştirdi. 1990’larda evine kapanan bir insanın dış dünyayla bağlantısı oldukça sınırlıydı. Bugün ise odasından çıkmadan; alışveriş yapabiliyor, yemek söyleyebiliyor, oyun oynayabiliyor, film izleyebiliyor, dünyanın başka ucundaki insanlarla konuşabiliyor, çevrimiçi topluluklara katılabiliyor, hatta bazı durumlarda çalışabiliyor.

Bu nedenle fiziksel izolasyon ile sosyal izolasyon artık aynı şey değil. Bir kişi evinden çıkmadan ciddi miktarda dijital sosyal temas kurabilir. Bu da hikikomori konusunda eski tanımların yeniden düşünülmesini gerektiriyor. İnternet bazen izolasyonu derinleştirebilir. Ama bazen dış dünyaya açılan ilk pencere de olabilir.

Pandemi hikikomoriyi dünyaya tanıttı

COVID-19 döneminde milyarlarca insanın eve kapanması, hikikomori fenomenini dünya çapında anlaşılır hale getiren ilginç bir deney yarattı.

İnsanlar bir anda; evden çalıştı, evden eğitim aldı, alışverişi internetten yaptı, arkadaşlarıyla görüntülü konuştu, sosyal hayatını ekranlara taşıdı. Daha önce “toplumdan kopuk” olarak görülen yaşam biçimlerinin bazıları kısa süre içinde toplumun geneline yayıldı.

Ancak aradaki temel fark şuydu; pandemi izolasyonu geçici ve dışsal bir zorunluluktu. Hikikomori ise çoğu zaman uzun süren, kişinin kendi sosyal bağlarının aşınmasıyla derinleşen bir geri çekilme durumu. Pandemi bittiğinde çoğu insan eski sosyal hayatına döndü. Hikikomori yaşayan kişinin ise döneceği sosyal hayat yıllar içinde ortadan kalkmış olabilir.

Japonya’nın Yaklaşımı Değişiyor

Japon hükümeti de zaman içinde hikikomoriye bakışını değiştirdi. 2003 yılında Sağlık, Çalışma ve Refah Bakanlığı, hikikomoriyle ilgili sağlık ve sosyal hizmetler için kapsamlı bir rehber yayımladı. Rehberde aile desteğinin önemine, kişinin durumunun dikkatli değerlendirilmesine ve farklı kurumların birlikte çalışmasına yer verildi.

Bugün Japonya’nın bütün eyaletleri ve belirlenmiş büyük şehirlerinde hikikomori bölgesel destek merkezleri bulunuyor. Bakanlık ayrıca yerel yönetimlerin danışma ve destek hizmetlerini koordine ediyor. Bu yaklaşımda önemli bir değişiklik var.

Eskiden hedef daha çok;

“Kişiyi yeniden okula veya işe döndürmek.” iken bugün giderek; “Kişinin güvenli bir sosyal bağlantı kurmasını sağlamak.” fikri öne çıkıyor.

Hikikomori Japonya’nın dışına taştı

Bir dönem hikikomori, neredeyse tamamen Japonya’ya özgü bir fenomen olarak görülüyordu. Bugün ise Çin, Güney Kore, Hong Kong, İspanya, İtalya ve ABD dahil farklı toplumlarda benzer sosyal geri çekilme örnekleri araştırılıyor. Bu durum önemli bir değişime işaret ediyor. Belki de hikikomori yalnızca “Japon kültürünün garip bir sonucu” değil.

Belki Japonya, dünyanın geri kalanının daha sonra karşılaşacağı bazı sorunları daha erken yaşamaya başladı. Çünkü bugün birçok ülkede aynı başlıklar hızla büyüyor; yalnızlık, genç işsizliği, dijital yaşam, konut maliyetleri, performans baskısı, sosyal kaygı, ailelerin küçülmesi ve yaşlanan nüfus. Japonya’nın deneyimi bu nedenle başka toplumlar için de bir uyarı niteliği taşıyor.

Hikikomori ve Modern Hayatın Çelişkisi

Fenomenin en ilginç tarafı şu; Japonya dünyanın en yoğun ve organize toplumlarından biri. Ama tam da bu yoğunluk bazı insanlar için ağır gelebiliyor. Dakikaların bile planlandığı trenler. Yüksek çalışma standartları. Eğitim rekabeti. İşyerindeki hiyerarşi. Toplumsal nezaket kuralları. Başkalarının beklentilerine dikkat etmek. Uyum sağlamak. Başarılı olmak. Bütün bunlar toplumun büyük bölümü için düzen sağlayabilir. Fakat bazı insanlar için aynı sistem sürekli performans göstermeleri gereken bir sahneye dönüşebilir. Ve sahneden kaçmanın en kolay yolu bazen sahneye hiç çıkmamaktır.

Japonya’nın geleceğine dair büyük soru

Hikikomori meselesi önümüzdeki yıllarda daha da önem kazanabilir. Çünkü Japonya aynı anda üç büyük demografik değişim yaşıyor; nüfus yaşlanıyor, çalışan nüfus azalıyor, aileler küçülüyor. Buna hikikomori durumunda yıllarca yaşayan yetişkinlerin yaşlanması eklendiğinde, ülkenin sosyal güvenlik sisteminin önünde yeni bir dosya ortaya çıkıyor.

Eskiden aile tarafından taşınan sorunlar, gelecekte devletin ve yerel yönetimlerin sorumluluğuna dönüşebilir. Konut desteği. Gelir desteği. Sağlık hizmetleri. Sosyal bakım. İstihdam. Psikolojik destek. Topluluk programları. Bunların hepsi aynı kişinin hayatında birleşebilir.

“Ibasho”: İnsanların yeniden yer bulması

Japon destek yaklaşımında dikkat çeken kavramlardan biri ibasho. Kelime kabaca “insanın kendine ait bir yeri olduğunu hissetmesi” anlamına geliyor. Bu, hikikomori yaşayan biri için çok önemli olabilir. Çünkü kişi toplumdan tamamen kopmuşsa doğrudan tam zamanlı işe gönderilmesi gerçekçi olmayabilir.

Önce küçük bir sosyal alan gerekebilir. Bir danışma merkezi. Bir hobi grubu. Küçük bir topluluk. Güvenli bir sohbet. Kısa süreli bir etkinlik. Sonra belki yarı zamanlı bir iş. Ardından daha fazla sosyal temas. Yani dönüş bir sıçrama değil, basamaklar dizisi olabilir.

Japonya’nın güncel destek sistemlerinde yerel danışma merkezlerinin ve farklı kurumlar arasında bağlantı kurulmasının önem kazanması da bu daha kademeli yaklaşımı yansıtıyor.

Bir Japon odasından dünyaya bakmak

Hikikomori hikâyesini yalnızca bilgisayar başında günler geçiren gençler üzerinden anlatmak kolay. Ama gerçek hikâye bundan çok daha derin. Bu, 1990’ların ekonomik durgunluğundan doğan bir kuşağın hikâyesi.

Başarı ve başarısızlık arasındaki sert çizginin hikâyesi. Eğitim sisteminin hikâyesi. Çalışma kültürünün hikâyesi. Ailelerin çocuklarını korurken farkında olmadan bağımlılığı sürdürmesinin hikâyesi. Yaşlanan anne-babaların hikâyesi. Dijital dünyanın fiziksel izolasyonu görünmez hale getirmesinin hikâyesi… Ve en önemlisi, bir insanın toplumdan çekilmesinin çoğu zaman tek bir günde gerçekleşmediğinin hikâyesi. Japonya’nın resmi araştırmalarında 15-64 yaş grubunda yaklaşık 1,46 milyon hikikomori tahmin edilmesi, sorunun artık marjinal bir davranış olmadığını gösteriyor.

Bir toplum insanlarına yalnızca başarılı olduklarında mı yer açıyor, yoksa başarısız olduklarında, yorulduklarında, geri kaldıklarında ve hayattan koptuklarında da onları içeride tutacak bir alan yaratabiliyor mu?

Çünkü bazen insanın topluma geri dönmesini sağlayan şey, ona daha yüksek bir merdiven vermek değildir. Önce merdivenden inmesine izin verecek güvenli bir zemin yaratmaktır.
 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *