Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Kapalı
18°
Ara

Erdoğan'ın konuşmasının şifreleri

YAYINLAMA:
Erdoğan'ın konuşmasının şifreleri

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında New York’ta gerçekleştirdiği temasları yalnızca Filistin, Gazze veya BM reformu üzerinden okumak eksik olur. Ziyaretin arka planında enerji, savunma, ticaret, yatırım, güvenlik ve ulaşım koridorlarının geleceği de vardı. Realist açıdan bakıldığında Türkiye’nin temel amacı, değişen küresel dengeler içerisinde jeopolitik konumunu ekonomik ve stratejik bir avantaja dönüştürmek.

BM kürsüsünde dile getirilen “Dünya beşten büyüktür” yaklaşımı, Türkiye’nin küresel karar mekanizmalarının yeniden düzenlenmesi talebini ortaya koyuyor. Ancak günümüz dünyasında siyasi güç ile ekonomik güç birbirinden ayrılmıyor. Enerji kaynaklarına, ticaret yollarına, teknolojiye, finansmana ve stratejik altyapıya erişim, ülkelerin uluslararası sistemdeki ağırlığını doğrudan belirliyor. Bu nedenle Türkiye’nin BM reformu talebini yalnızca diplomatik temsil meselesi değil, daha adil bir küresel ekonomik ve siyasi düzen arayışı olarak da okumak mümkün.

New York temaslarının ekonomik açıdan en önemli ayağı ise ABD ile ilişkilerdi. Erdoğan’ın Amerikan iş dünyasına verdiği mesaj, Türkiye-ABD ilişkilerinin yalnızca NATO ve güvenlik ekseninde kalmaması; enerji, LNG, nükleer enerji, havacılık, savunma sanayii ve yatırımlarla genişletilmesi yönündeydi. Ankara açısından hedef, Amerikan sermayesini Türkiye’ye çekmek ve ekonomik ilişkileri siyasi ve güvenlik başlıklarıyla birlikte daha kapsamlı bir stratejik ortaklığa dönüştürmek. Ancak bunun karşılığında Washington’ın Suriye, İran, savunma sanayii ve F-35 gibi dosyalarda Türkiye’nin önceliklerini ne ölçüde dikkate alacağı önümüzdeki dönemin en önemli pazarlık alanlarından biri olacak.

Enerji güvenliği ise bütün bu diplomasinin ortak başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek bir kriz yalnızca petrol ve doğal gaz fiyatlarını değil, tanker taşımacılığından sigorta maliyetlerine, enflasyondan faiz politikalarına kadar küresel finans sistemini etkileyebilir. Türkiye’nin burada doğrudan hedefi Hürmüz üzerinde bir kontrol kurmak değil; enerji akışının güvenliğini korurken kendi coğrafi konumunu alternatif enerji ve ulaşım güzergâhlarının merkezine yerleştirmek.

Katar, Suudi Arabistan, Irak ve ABD ile yapılan temaslar bu açıdan önem taşıyor. Özellikle Katar görüşmesinde diplomasi, enerji, ticaret, istihbarat ve savunma bürokrasisinin aynı masada bulunması, ilişkilerin artık tek bir alana sıkışmadığını gösteriyor. Irak görüşmesinde Başika-Zilkan ve Türk askeri varlığının yeniden düzenlenmesiyle Kalkınma Yolu Projesi’nin aynı çerçevede ele alınması da dikkat çekici. Çünkü Türkiye açısından Irak yalnızca bir güvenlik meselesi değil; Basra Körfezi’ni Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayabilecek büyük bir ticaret ve lojistik hattının merkezinde bulunuyor.

Burada Türkiye’nin önündeki asıl rekabet koridorların kontrolüyle ilgili. Irak ve Körfez’den Kafkasya ve Orta Asya’ya, Karadeniz’den Avrupa’ya kadar uzanan coğrafyada Türkiye önemli bir kesişim noktasında bulunuyor. Fakat coğrafyanın tek başına ekonomik güç anlamına gelmediğini de unutmamak gerekiyor. Bu koridorların finansmanını kim sağlayacak, limanları ve lojistik merkezleri kim işletecek, enerji kontratlarını kim kontrol edecek ve güvenliği kim sağlayacak? Türkiye’nin gerçek gücü bu soruların cevaplarında ortaya çıkacak.

Körfez ülkeleriyle ilişkiler de aynı denklem içerisinde değerlendirilmeli. Türkiye açısından Körfez sermayesi, enerji ve finansman anlamına gelirken; Körfez ülkeleri açısından Türkiye savunma sanayii, NATO bağlantısı, üretim kapasitesi, Avrupa pazarına erişim ve bölgesel diplomasi açısından önemli bir ortak. Dolayısıyla bu ilişkilerin temelinde romantik bir yakınlıktan çok karşılıklı çıkarlar bulunuyor.

Sonuç olarak Erdoğan’ın New York ziyareti, Türkiye’nin kendisini yeni küresel dengelerde daha merkezi bir konuma yerleştirme arayışının bir parçası olarak görülebilir. Washington ile savunma ve enerji ilişkileri, Körfez ile sermaye ve güvenlik işbirliği, Irak ile Kalkınma Yolu, Avrupa ile ticaret ve Asya ile tedarik zincirleri birbirinden bağımsız dosyalar değil; Türkiye’nin jeopolitik konumunu ekonomik güce dönüştürme çabasının farklı parçaları.

Ancak bu stratejinin başarısı söylemlerle değil, ortaya çıkacak somut sonuçlarla ölçülecek. Türkiye ne kadar yatırım çekebilecek, enerji maliyetlerini ne kadar azaltabilecek, Kalkınma Yolu ne zaman işler hale gelecek, ABD ile savunma ilişkileri hangi noktaya gelecek ve Körfez sermayesi ne ölçüde üretken yatırımlara dönüşecek? Asıl bilanço bu soruların cevaplarında ortaya çıkacak.

Çünkü uluslararası siyasette masadaki söylemler kadar, hatta onlardan daha fazla, masadan kalkıldığında elde edilen somut kazanımlar önemlidir.
...

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *