Fonlama skandalı
Günlerdir konuştuğumuz ve daha uzun süre konuşacağımız anlaşılan fonlama skandalı, devlet kurumlarında bu alanda ciddi bir denetim sorunu olduğunu bir kez daha gösterdi. Hem de çok ciddi bir sorun…
Bu olayda problemler görülmüş ancak zamanında müdahale edilmemiş olabilir. Ya da işin içinde Fatma Betül Sayan Kaya gibi AK Parti’ye yakın isimler bulunduğu için gereken adımlar atılmamış olabilir. Her iki ihtimalde de sorumluların ihmali söz konusudur ve bu ihmalin hukuki bir bedeli olmalıdır.
Peki, bu bedeli kim ödetecek?
Elbette adil ve bağımsız yargı mensupları… Adaleti tesis etmekle görevli kişiler…
Ortada, 1 lirayı 10 liraya, ardından 1000 liraya dönüştüren büyük bir dolandırıcılık iddiası var. Bu işlemler yapılırken sorumlu makamda bulunanlar ise yalnızca seyretmekle yetinmiş görünüyor. Kişisel çıkarları uğruna sessiz kalan ve sistemin işlemesine izin verenler, geminin su almasını engellememiştir.
Şimdi o gemi batıyor. Üstelik batarken birçok kişiyi de beraberinde sürükleyecek.
İktidar partisi açısından bu olaydan çıkarılması gereken önemli bir ders var: Parti içindeki çıkar grupları, vurguncular ve kamu görevini kişisel menfaat için kullanan kişiler ortaya çıkarılmalı ve bunlarla kararlı biçimde hesaplaşılmalıdır. Aksi hâlde daha büyük “fonlama” skandallarına hazırlıklı olmak gerekir.
Starbucks seviciliğimiz
Geçtiğimiz cumartesi günü, Kuzey Amerika’da yaklaşık 250 Starbucks şubesi düşük ciro nedeniyle kapandı. Bu düşüşün en önemli nedenlerinden biri, İsrail’e verdiği destek nedeniyle boykot listelerinde yer alan Starbucks’a yönelik tüketici tepkisi olarak gösteriliyor.
Amerikalılar, Filistin’in yanında durarak Starbucks’ı boykot etti ve bu boykotun sonuçlarını aldılar.
Peki Türkiye’de durum nasıl?
Türkiye’de de boykot çağrıları yapılıyor; ancak görünürde değişen pek bir şey yok. Ülkemizde yaklaşık 750 Starbucks şubesi bulunuyor. Bir şubenin kapanmasını bırakın, yeni şubeler açılmaya devam ediyor. Şirket yöneticilerinin açıklamalarına göre bu yıl mevcut sayıya yaklaşık 75 yeni şube daha eklenmesi planlanıyor.
Daha da dikkat çekici olan ise bu markanın devlet hastanelerinde dahi şubelerinin bulunmasıdır. Ankara Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi bunlardan biridir.
Durum açık: Söylemek, bağırmak ve çağırmak elbette önemlidir. Ancak bunlar icraata dönüşmediği sürece yaptıklarımızın etkisi sınırlı kalır. Gerçek bir boykot, yalnızca sosyal medyada paylaşım yapmakla değil; tüketim tercihlerimizi değiştirmekle, kurumsal denetimle ve kamu kurumlarının doğru kararlar almasıyla mümkün olur.
Sözün bittiği yerde artık eylem başlamalıdır.